28 Temmuz 2011 Perşembe

Nora Roberts Kitaplarımmm....


Bu yaz sıcaklarında, üstelik de tatil fotolarım tükenmişken nasıl bir post hazırlasam ne yazsam diye baya bir düşündüm açıkçası... Sonunda karar verdim, sizlere süper bir yazar tanıtacağım. Nora Roberts... Bileniniz vardır belki, ben inanılmaz severim kendisini.

Yıllar önce sanırım üniversite 1'deydim bir arkadaşımdan alarak okumuştum ilk Nora Roberts kitabımı, o kadar beğenmiştim ki hemen gidip resimde gördüğünüz Nehrin Sonu adlı kitabını almıştım. Ve sonrası geldikçe geldi....

İnsanı yapış yapışlığı ile samimiyetsizliğe gark etmeyen bir aşkı anlatıyor her zaman. Kadın karakter ya da erkek karakter çoğunlukla ya cinayetle ya da büyük bir trouble'la uğraşıyor, başta birbirini karşı koyan çiftimiz sonrasında katıksız bir sevgi ile birbirlerine bağlanıveriyorlar...

Bebişimle tanışana kadar kitaplardaki bu sevgiye hayran kalır ve sadece kitaplarda olduğuna inanırdım; ama Nora Roberts'ın anlattığı aşkı yakalamış şanslı insanlardan biriyim :)

Herkes tatilde, eğer kitap okuyarak geçirmeyi düşünen varsa bence pişman olmayacaksınız....

19 Temmuz 2011 Salı

Tatilden dönen bloggerlara bir şiir...


Bilirim sizler de benim gibi tatilden döndünüz; depresyondasınız. Bakın Can Dündar ustamız ne güzel de yazmış... Ben okudum mest oldum, sizler de okuyun. Pişman olmayacaksınız....



Her tatil dönüşü, yaz bitip hazan bastığında kafamda aynı soruyla dönüyorum şehir hayatına:
"Acaba asıl ben, oradaki miydim?
Kendimi geride bırakıp mı geldim?"
Daha dün, tenha bir koyda samanyoluyla koyun koyuna yatıp ışıktan bir kaydırakla üstüme kayan yıldızları sayarken, şimdi gönülsüz tıkıldığım kalabalık mesai kafesinde, tutsak bir vahşi gibi, kafamı rutin telaşlara çarpa çarpa yalpalıyorum.
"Asıl ben" ise hâlâ orada, sessizliğin, ıssızlığın koynunda, sema ile derya arasına salmış saçlarını, yüzüyor.


* * *

Belki de biz, yaptıklarımızdan çok yapamadıklarımızdayızdır.
Bugün başını kaşımaya vakti olmayan şu nemrut işkolikten çok, açıkta istikametsiz kürek çeken o dünkü haytayızdır.
Halen bulunduğumuz mekânda değil, gitmek için yanıp tutuştuğumuz coğrafyalardayızdır.
O kaçılamamış yerlerde seferdedir hakiki benliğimiz...


* * *

Belki de söylediklerimizde aramamalıyız kendimizi; biz, dilimizin ucuna gelip diyemediklerimizdeyizdir.
Yazmaya can atıp yazamadığımız mektupta, fırsat kolladığımız itirafta, hayalini kurduğumuz serenattayızdır.
Ağız dolusu sövmek istediğimize gülümseyerek gömdüysek öfkemizi...
Delicesine severken esirgediysek sevgimizi...
Biz yitik o öfkede, o metruk sevgideyizdir.


* * *

Vakur bir kadının, maskeli baloda, yüzünü gizleyen tüylü maskın ardında tabularından azat olup havaileşmesi gibi; aslında rol yapan çıplağımızda değil, maskeli halimizdeyizdir.
Geceleri bilgisayar başında, hattın öbür ucundaki meçhul kadına kendisiyle ilgili yalanlar sıralayan adam, yazdığı yalanlardaki hercaidir belki de; gündüz gönülsüz canlandırdığı alelade suretinden ziyade...
İçi kan ağlarken gülmek mecburiyetinde olan şarkıcı, ters çıkarılmış bir kazak gibi, içindedir aslında; dışındaki kopyasının tersine...


* * *

Utanıp boynundaki kravattan, sokakta üstüne gelen topa vurmayan müdür kıymıştır yüreğinin çocuk yanına...
Sakatlamıştır benliğini; sakatlamayayım diye bileğini...
"Ya sesimi beğenmezlerse" kaygısıyla nefsini düğümleyip mütemadiyen susan bir solist adayı gibi...
Biz, vurmadığımız toplarda, sustuğumuz şarkılarda, binmediğimiz paraşütlerde, çıkmadığımız seyahatlerdeyiz.
Yapmayarak, söylemeyerek, gitmeyerek ruhlarımızdan kopardığımız parçalardayız.
O parçalardaki biz, geride benzer posalarımızı bırakmış, yüzüyor batan bir günün eteğinde, bakırlaşan durgun bir denizde...
Ve ben her yaz sonu, tatil bitip hazan bastığında aynı soruyla dönüyorum evime:
"Acaba asıl ben, oradaki miydim?
Kendimi geride bırakıp mı geldim?"


Can Dündar'ın 11.09.2005 tarihli yazısından......

14 Temmuz 2011 Perşembe

Sizi ilgilendiren haberleri kaçırmayın!



Gündemde merakla takip ettiğiniz bir konuda gelişmeler oldu mu? Sevdiğiniz yazarın yeni kitabı ne zaman raflarda olacak? Bu yaz ilginizi çeken bir kültür sanat etkinliği var mı? Peki en son moda trendlerini biliyor musunuz? 

Böyle soruların cevabını merak ediyorsanız, hurriyet.com.tr'nin ücretsiz bir hizmeti olan Mind sizin için çok faydalı olabilir. Mind, önemsediğiniz konularla ilgili hiç bir haberi kaçırmamanızı sağlayacak. Merak ettiğiniz konularda yayınlanan haberler size e-posta aracılığıyla bildirilecek.

Peki Mind nasıl çalışıyor? Mind websitesine girerek (http://mind.hurriyet.com.tr) kaydolun ve takip etmek istediğiniz konuların listesini oluşturun. Örneğin: "diyet", "sergi", "Ara Güler", "defile" ve "Elif Şafak". Artık bu konularla ilgili yayınlanan haberlerden, tercih ettiğiniz sıklıkta gönderilecek e-postalar sayesinde haberdar olacaksınız.

Eğer bir haber yayınlanır yayınlanmaz haberdar olmak isterseniz, Mind'ın masaüstü uygulamasını da yükleyebilirsiniz. Ayrıca dilediğiniz zaman Mind websitesinden, takip ettiğiniz konularla ilgili geçmişte yayınlanan haber başlıklarına ulaşabilir ve bunları haber arşivinize ekleyebilirsiniz. 

Mind, ilgilendiğiniz haberlere ulaşmanın en kolay yoludur. Siz de tıklayarak takip listenizi oluşturmaya başlayabilirsiniz...


Bir bumads advertorial içeriğidir.

5 Temmuz 2011 Salı

Kış Bahçesi....



Selam canlar,

Yorucu bir hafta sonunun ardından bir o kadar daha yorucu iş günlerini geçirmekteyim. Cuma akşamı Bursa'ya gideceğiz çok yakın bir arkadaşımızı ziyarete, Pazartesi akşamı da Hamide kaçar :) Marmaris... Ufff çabuk geçsin günleeeerr :)

Neyse bugün burada toplanma amacımız severek okuduğum bir kitabı daha sizlerle paylaşmak istemem. Dikkat edenler bilir; blogumun "Okuyorum" kısmı pek bir dinamiktir, deli gibi kitap okuduğum için...(: Geçtiğimiz pazartesi de Kristin Hannah'ın Kış Bahçesi kitabına başlamıştım; dün akşam serviste bitirdim :) Harika bir kitap... Daha öncesinde de Ateşböceği Yolu'nu okumuştum. Ona da bayılmış, hatta bir kaç arkadaşıma hediye etmiştim. Bu da en onun kadar güzel bir kitaptı.

Kitabın konusuna da kısaca değineyim: Meredith ve Nina iki kız kardeş, yıllarca kendilerine soğuk ve uzak davranan Rus asıllı annelerini çözmeye çalışmışlar; bir süre sonra da bunun için uğraşmaktan vazgeçmişlerdir. Meredith babasının işini sürdürmeyi seçerken, Nina da başarılı bir fotoğrafçı olmuş ve dünyayı dolaşmaktadır. Ancak bir gün çok sevdikleri babaları hastalanır ve bütün olay burada başlar. Babaları son nefesinde kızlarından annelerine küçükken severek dinledikleri masalın tamamını anlattırmaları ister "Tüm gerçek orada saklı"dır... Babalarının ölümünün ardından iki kız kardeş zor da olsa annelerine hikayeyi anlattırmaya başlarlar. Hikaye ilerlemeye başladıkça ikisi de aslında kim olduklarını ve annelerinin yıllarca neden onlara uzak ve soğuk olduğunu öğrenirler.

Kristin Hannah aile ve dostluk bağlarını çok iyi anlatan bir yazar bence. Henüz tanışmayanınız varsa Ateşböceği Yolu'yla başlasın derim. Yazarın İngilizce pek çok kitabı var, ancak Türkçe'ye sadece bu iki kitabı çevrilmiş. Diğerlerini de bekliyoruz...