25 Aralık 2012 Salı

Vayy vayyy vayyy tişörte bak :)))

Geçtiğimiz hafta sevgili Fıstıklı Tombimiz facebook, ig ve twitterdan bir tişört(!) fotoğrafı paylaşmıştı. Yani son zamanlar gördüğüm en güzel tişörtlerden biriydi bu. Yabancı menşeili olduğunu düşünüyorum, zira Türkiye’de böyle güzel malları üreten yok :p

Tişört bu, çizgili kiii çizgiler enine boyuna fark etmez en sevdiğim desendir. Gardrobum çizgili parçalarla doludur :D Ama böylesini görmedim sevgili okur. İnsanın bu tişörte baktıkça bakası geliyor.

Göz zevki gelişmiş ve aktif tişört kullanıcısı hatunlar olarak bir öğle arasında masaya yatırdık biz bu tişört mevzusunu. Neden Türkiye’de üretilmiyordu bu tişörtler bunun üzerine deriiin bir tartışmaya girdik :))) Hepimizin başka başka fikirleri vardı. Uzuun bir müzakereden sonra çıkardığımız sonuçlarsa şöyle:

1)      Türkiye’de de ‘special edition’ şeklinde adlandıracağımız sınırlı üretimde tişörtlerimiz var. Üretimi yapan fabrikada kumaş, yün, iplikler özel; elle emek vererek işlenmiş güzel parçalar. Uzun kollu, kısa kollu, çizgili, düz zevkinize göre özel üretim tişörtler... Ama ne yazık ki herkesin gücü yetmiyor bu özel yapım tişörtlerden almaya.

2)      Bir de özel üretim diye alınıp bir iki yıkamada ya sünen ya da çeken çakma tişörtler var ki en sinir bozucusu onlar. İnceleyip, sağında solunda söküğü gediği var mı diye bakıyoruz, gerekirse bi deniyoruz üstümüze tam oturdu mu diye. Kabindeki o aldatıcı ışıkta bakınca üstümüze mükemmel oturan tişört, eve geldiğimizde bi sası durur ama yine de ‘olsun’ deriz. Taa ki zaman geçip de giyilmekten aşınıp üstüne de bir iki yıkanana kadar. İşte o zaman bir zamanlar bayılarak aldığın o tişört gözüne en ‘Çarşamba pazarı’ malı görünür ve eninde sonunda toz bezi olmaya adaydır :D Yalnız toz bezi olunca uzun yıllar dayanırlar, güzel leke çıkarır, iyi su çekerler :))) Ha bir de toz bezi yapmayıp da eskiyeni sağa sola dağıtmak da çözüm olabilir.


3)      Son olarak da normal bir tişörtü alıp bu muhteşem tişörte dönüştürme yanlısı olanlarımız var. Bu süreç uzun bir emek gerektirir. En ufak bir hatada 2.maddedeki son kaçınılmazdır. Ama sabredip sonuna kadar dayanırsanız en az bu tişört kadar güzel bir tişörte sahip olmanızın yanı sıra, ellerinizle büyüttüğünüz solar iken dirilttiğiniz bu parça çok daha kıymetli olur. Gözünüzden sakınırsınız. Uzun yıllar tepe tepe kullanırsınız, ömürlük olur. Toz bezi olma gibi makus bir sonu genellikle yaşamaz. Sizin için kıymetli bir parça olacağı için eskise bile kıyamaz saklarsınız :)

Hayatınızda öncelikle 1 numaralı tişörtün olmuyorsa 3 numaralının olması dileğiyle :D:D

23 Aralık 2012 Pazar

Saçma Reklamlar_4 - Hatemoğlu Reklamı

Aslında bambaşka bir reklamla ilgili yazacaktım, taa ki 15 saniye önce NTV Spor'da Hatemoğlu markasının dünya saçması reklamını görene kadar...

Erkeklerin dünyasında araç reklamlarının haricinde diğer hiçbir üründe yaratıcılık göremiyoruz nedense. Yani bunun sebebi zaten adamceğızların hayatlarında minimum eşya-alet-edevat olmasından olsa gerek. Bir arabaları, kimisinin telefonu bilgisayarı, cüzdanı bir de kot-tişörtten oluşan gardropları vardır garibanların. 

Kaynak
İşte bu gardroplarında barındırdıkları takım elbise markası Hatemoğlu'nun bir reklamı dönüyor Tv'de. Açıkçası ilik gibi çocukları oynatıyorlar reklamlarda. Kuzey'le Biscolata erkeklerinin karışımı olan bu kardeşlerimiz üstlerinde Hatemoğlu takım elbiseleri objektiflere gülümsüyorlar. Süper!!! Ama aga, arkada çalan türkü nedir yahu?? Konseptimiz bu mu? Hacıhasanoğulları Baklavalarının reklamı değil ki bu yöresel müziğimiz eşlik etsin. Mantı açan gözleme yapan teyzelerimiz de yok görünürde, neden bu "hadi gel köyümüze geri dönelim" havaları?










Kaynak


Oysa koy arkaya Enrique'den Tonight I'm F*ing You şarkısını!! Ha, bu şarkı ülkeye ağır gelir diyorsan, Loving You versiyonu var o da olur!! Bak nası tadından yenmiyo reklam :p

PS: Saçma Reklamlar serisinin ilk yazısı Ped Reklamları yazımda anlattığım ped alışverişinin uyuşturucu alışverişi gibi gizlilik içerdiği cümlemi de 13 Aralık 2012 Perşembe tarihli Uykusuz'da bir karikatürde görmek de güzel mi desem hacılamışlar mı desem bilemedim!!!





















----------------o------------------

Saçma Reklamlar Serisi: Part 1
Saçma Reklamlar Serisi: Part 2
Saçma Reklamlar Serisi: Part 3


22 Aralık 2012 Cumartesi

Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı - Yitik Ülke


Okuyalı çok oldu ama sınavdır, işteki yoğunluktur derken bir türlü tanıtamamıştım bu güzel kitabı. Yitik Ülke kısa zamanda büyük işler başaran çok güzel ve başarılı bir topluluk bence. Hem sosyal medyada aktifliğiyle hem de yazmayı teşvik eden projeleriyle iyi ki var dediğim yayınevi.

Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı da 80'ler ve 90'lar kitapları gibi kişilerce yazılmış yazılardan oluşmuş bir kitap. Yaklaşık 130 farklı kişinin yazısı yani alışkanlığı var sayfalar arasında. Kitaba başlamadan önce "en fazla simetri takıntısı, temizlik takıntısı vs vardır, daha ne olabilir ki" demiştim; ama sayfalar ilerledikçe "yok artık, yok canım bu da abartıdır, böyle de takıntı olur mu" derken buldum kendimi. Günde 3 kez yıkanmadan duramayanı mı ararsın, çizgilere basmadan yürümezse rahatsız olanı mı ararsın türlü türlü tuhaflık varmış meğer. 

Ayrıca çok severek takip ettiğim sevgili Kitap Delisi Gizem'in de tuhaf alışkanlığı var bu kitapta, gerçi o kadar tuhaf şeyler var ki Gizem'inki gayet normal gelmişti bana. Gizemcim valla sen normalsin, daha sıkı sarıl o minik yastığına bence :p

İşte kısaca böyle bir kitap Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı. Yitik Ülke'nin kurucusu ve kitabın derleyici Kadir Aydemir'i bir kez daha tebrik ediyorum böyle güzel kitaplarla bizleri buluşturduğu için. Ayrıca tuhaf tuhaf alışkanlığı olan o güzel insanlar, hepiniz iyi ki varsınız yahu, severek okuduk garipliklerinizi ve inanın yalnız değilsiniz. Her birimiz oldukça tuhaf ve garibiz aslında :))



Altı Çizilenler:






6 Aralık 2012 Perşembe

Tess Gerritsen - Ruhundaki Zehirle Yüzleş



Tess Gerritsen hayranlığımı bilmeyen yoktur eminim. Türkçe'ye çevrilen kitapların neredeyse tümü kütüphanemdedir. Hatta geçen yılki kitap fuarında ondan imza alıp fotoğraf çektirmek için saatlerce kuyruk beklemişliği bile vardır.

Attila İlhan'ın Bıçağın Ucu kitabının 150.sayfasında intiharın eşiğine gelince yarım bırakma kararı aldım. Yok, bazı kitaplar kendini okutmuyor. Ne kadar şans verirsen ver ilerlemiyor; zira 3 günde 150 sayfa benim için acınası bi performans.

Bıçağın Ucu'nu bırakınca kendime gelmek için bekleyen Tess kitaplarımdan okuyayım dedim ve elim yeni çıkan Ruhundaki Zehirle Yüzleş'e gitti. Tabi bunda Laden'in de torpili yok değil. Kitabın çevirmeni Laden İldeniz benim instagram arkadaşım(@ladenildeniz) Biraz da Laden'in elinden çıkan kitabı okumak istediğimden seçtim.

Kitap, -tabii ki- bir adli tıp uzmanının da içine karıştığı seri cinayetleri konu alıyor. Adli Tıp Uzmanı Kat Novak, daha önce hiç karşılaşmadığı bir uyuşturucu ile aşırı dozdan ölü bulunan üç kurbanın ölümlerini aydınlatmayı kendine görev ediniyor. Uyuşturucunun kaynağını araştırırken tanıştığı Adam Quantrell ile duygusal bir yakınlık yaşayan Kat, kendinin ve Adam'ın canını tehlikeye sokacak bir sürü tehditle de boğuşmak zorunda kalıyor.

Ben iki günde sadece serviste gidip gelirken okuyarak bitirdim kitabı. Boş bir insan olsam bir günde bitebilecek akıcılıkta. Bunda Ladenciğimin oldukça akıcı bir şekilde Türkçe'ye çevirmesi maharetinin de altını çizmek gerek :) Tess de yine hünerini konuşturmuş, katili sonuna kadar tahmin edemiyorsunuz. Kısacası yine sıkılmadan okuyabileceğiniz çok başarılı bir tıbbi gerilim kitabı. Alınız, okuyunuz efendim...

5 Aralık 2012 Çarşamba

Saçma Reklamlar_3 - Paraf



AYRICALIKLAR BUUUU TARAFTA AYRICALIKLAR BUUUU PARAFTA şeklindeki saçma reklam cingılıyla başlıyorum sözlerime sevgili okur...

Siz hangi taraftasınız bilmiyorum ama yani bu kadar 'emek' verilen, sözleri üzerine uzun süre düşünülmüş(!) bu reklamın ürünü Paraf'ın tarafını seçin bir an önce derim.

Neden mi böyle söylüyorum: Çünkü aslında dokuz ayın sonunda o karından Murat Boz çıkmışken bize ultrasondan gösterilen Tarkan'dı. So, bu ürün sizi Nefaset bile Rıfkı bile olsanız Enrique gibi gösterme becerisine sahip. Helal valla...

Ama tabi böyle diye de eleştirmicek değiliz!!

Ana reklamın öncesinde TV'lerde dönen ve  'göster ama elletme' amaçlı hazırlanmış reklamda, artiz artiz yürüyen arkadaşın Tarkan olduğuna 1/1000 bahse girerdim, hatta "off ya şöyle güzel bi reklam olsa bari de her kuşakta bi Biscolatagilleri bi Tarkan'ı izlesek gözümüz gönlümüz açılsa" diye hayallere dalmıştım kiiii...



Yumurtadan Murat Boz çıktı :(( Abi yeleğinden yürüyüşüne, dansından mikrofon tutuşuna kadar bu kadar mı 'benzer' insan ya? Yani bu kadar mı düştünüz, paranız Tarkan'a yetmedi de "eee napalım madem Tarkan'ı oynatamıyoruz, biz de taklidini yapabilen birini oynatırız" mı dediniz?

Hayır, hadi kurum, reklam ajansı bu durumdan rahatsız olmadı diyelim; sen Murat Boz, sen de mi hiç rahatsız olmadın; scripti okuyunca "abi bu haller hareketler, bu star ışığı, bu karizma bi yerden tanıdık; aaa hatırladım bundan 10 yıl önce vokalisti olduğum Tarkan bu" demedin mi ki!! Sen başlı başına kendi çapında başarılı bi popçusun, bu kadar da copy-paste olmamalıydın, hiiiç yakıştıramadım evladım.

Hadi reklamın Murat Boz kısmısı tamamen çakma, bağrımıza bastık diyelim. Peki kızçeli kısmının arak olmasına ne diyeceksiniz? Bugün Hürriyet'te Melike Karakartal yazmış; oraları da İngiliz telekomünikasyon şirketi T-mobile'ın reklamından arak'lanmış meğersem!! Youtube'a yazın  “No more Mr. Nice Girl” deyu ve görün benzerlikleri.

Son olarak da Paraf nedir yahu? Başka isim mi bulamadınız!!

-------o-------
Saçma Reklamlar Serisi: Part 1
Saçma Reklamlar Serisi: Part 2

4 Aralık 2012 Salı

Red Bull SoundClash Kanatlandırmaya Geliyor

2006’dan bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde, o ülkenin ünlü gruplarını çarpıştıran Red Bull SoundClash, Türkiye ayağını 14 Aralık 2012’de Küçükçiftlik Park’ta gerçekleştiriyor. Bir tarafta Ska’nın ustası Athena, bir tarafta Alternatif Rock müziğin devi MaNga, sizi müthiş bir müzik şölenine davet ediyor.

SoundClash’te 2 grup için 2 sahne kuruluyor, 4 raunt sürecek olan çarpışmanın sonunda sadece en iyi olan kazanıyor. İlk raunt “Cover Raundu”. Gruplar önceden birlikte karar verdikleri ünlü bir şarkıyı kendi tarzlarında yorumluyor. İkinci raunt olan “Devralma Raundu”nda bir grubun çalmaya başladığı şarkıya diğer grup devam ediyor. Üçüncü raund ise “SoundClash”. Gruplar kendi şarkılarını 3 farklı türde söyleyerek kendilerini gösteriyorlar. Her tarza hakim olmak önemli! Ve son müzikal raunt, “Joker Raundu”. Gruplar o ana kadar gizli tuttukları konuk sanatçılarını sahneye çağırarak son numaralarını yapıyorlar.

Heyecanı doruklarda yaşayacağınız soluksuz bir müzik çarpışması sizi bekliyor.

Konuşmaya dahil olmak için: #rbsoundclash’i takip edebilirsiniz.

http://www.biletix.com/etkinlik/NRDB1/ISTANBUL/tr
http://www.redbull.com.tr

Bir bumads advertorial içeriğidir.

2 Aralık 2012 Pazar

Okunacaklar - Final Part of 2012



2012 yılı kitap okuma açısından en verimli geçirdiğim yıllardan biriydi. Senenin başlarında paylaştığım okunacaklar listemi bugün itibariyle bitirmiş bulunuyorum. Tabii o postlarımda "bunlar bitene kadar kitap almayacağım" şeklindeki atıp tutmalarım yalan oldu, ben yine dayanamadım her fırsat bulduğumda kitap aldım, kitaplaşma etkinliklerinde ya da doğum günümde kitaplar gönderdiler derken 2013 için uzun bir listem oluştu bile şimdiden. Ama ben yeni aldığım kitapları deli gibi okumak istesem de 2012'de bekleyenleri bitirme konusunda büyük azim gösterdim.

Ve haklı olarak bu gurur tablosunu sizlerle paylaşıyorum :)
(Tabii üstleri çizili bişe anlayamıyorsunuzdur ama olsun, sadece üstlerinin çizili olması bile mutlu edii beni :))
Yakın zamanda 2013'te okunacaklar listesi gelecek sıkı durun :)

1) Duyguların Rengi - Kathryn Stockett
2) Yüzleşme - Nora Roberts
3) Akıl Oyunlarının Gölgesinde - Sherlock Holmes
4) Suç Detayda Saklıdır - Sherlock Holmes
5) Bir Yumak Mutluluk - Debbie Macomber
6) Erkek Dedikodusu - French Oje/T.B. 
7) İkinci Cahillikler Kitabı - John Lloyd/John Mitchinson
8) Bıçağın Ucu - Attila İlhan
9) Semerkant - Amin Maalouf
10) İncir Kuşları - Sinan Akyüz
11) Aile - Mario Puzo
12) Ölümden Daha Derin - Tomi Hoag
13) Tesla'nın Kutusu - Samantha Hunt
14) Meraklılar -  Rıchard Bach
15) Zahir - Paulo Coelho
16) Koleksiyoncular - David Baldacci
17) Şiirler - Sefa Kaplan
18) Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
19) Halide Edip - İpek Çalışlar
20) Açlık Oyunları - Susanna Collins
21) Ateşi Yakalamak - Susanna Collins
22) Alaycı Kuş - Susanna Collins
23) Kılıçların Fırtınası Kısım 1 - George R.R. Martin
24) Kılıçların Fırtınası Kısım 2 - George R.R. Martin
25) İleri Doğru Atılan Yirmi Adım - Jorge Bucay
26) Düşündürücü Hikayeler - Jorge Bucay
27) Kapan - Harlan Coben
28) Asla Arkana Bakma - Tess Gerritsen
29) İntihar Dükkanı - Jean Teulé
30) Kahperengi - Hande Altaylı
31) Özgüven Kazanma Yolları 2 - Dale Carnegie
32) Sen Ölünce Kim Ağlar - Robin Sharma
33) Kusursuz Cinayet Yoktur - Sevil Atasoy
34) Cennet Kayıp - Cees Nooteboom
35) Üzülmeyi Bırak Yaşamaya Bak - Dale Carnegie
36) Brida - Paulo Coelho
37) Sitem - Nihal Yeğinobalı
38) Onlar - Adam Blake 

1 Aralık 2012 Cumartesi

Sony'den Son Bond Görevi; "Kaçırılan Ajanı Bulabilecek Misin?"

Sony, “Skyfall” konseptli yarışmalarıyla ödül dağıtmaya devam ediyor. Yeni görev, aynı zamanda final görevi. Sony Türkiye Facebook Sayfası’ndan verilecek talimatlarda, Ajan S olarak karargahtan alacağınız 3 farklı görevle, tüm ipuçlarını takip ederek kaçırılan ajanı kurtarmanız bekleniyor. Zekice kurgulanmış her göreve ait farklı videolar hazırlanmış. Videoları izleyip, seni kayıp ajana adım adım yaklaştıracak ipuçlarını bulmanız isteniyor.

Her görevin sonunda doğru cevaba ulaşan kişiler, Sony’den muhteşem ödüller kazanma şansını yakalıyor.

Birinci görev; 30 Kasım–3 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleşecek ve görevi doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi Bravia HX850 TV, bir kişi de  Xperia Tablet S kazanma şansı yakalayacak.

İkinci görev; 3-6 Aralık 2012 tarihlerinde devam edecek ve doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi NEX-5R fotoğraf makinesi, bir kişi de Xperia ion akıllı telefon kazanma şansı yakalayacak.

Üçüncü görev; 6-10 Aralık 2012 tarihleri arasında devam ediyor olacak ve doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi Xperia ion akıllı telefon, bir kişi de MDR-1 kulaklık kazanma şansı yakalayacak.

Videoyu dikkatle izle, ipucunu bul. Bulacağın her cevap seni Ajan’a biraz daha yaklaştıracak. Unutma, hayatı senin elinde!

Yarışmaya http://on.fb.me/TvnXgs linkinden ulaşabilirsin.

Yarışmayla ilgili detaylı bilgi Sony Türkiye Facebook sayfasında: http://www.facebook.com/SonyTR


Bir bumads advertorial içeriğidir.

30 Kasım 2012 Cuma

Live Life Like a One Day...



Source

Güzel bir cuma gününde mutlu yaşam için 12 tavsiye vermiş Hürriyet... Karl A. Pillemer'in  65 yaşın üzerindeki bin Amerikalıyla yaptığı mülakatlar sonucunda ortaya "Yaşamla ilgili 30 Ders: Bilge Amerikalılardan Denenmiş ve Gerçek Tavsiyeler" kitabından derlenen 12 tavsiye ise şöyle:

  • Kendiniz gibi biriyle evlenin
  • Vücudunuzu 100 yıl boyunca kullanacakmış gibi yaşayın
  • Yakın çevrenizle iletişimde kalın
  • İnsanların gözünün içine bakın
  • Fırsatlara açık olun
  • Daha çok seyahat edin
  • Hala hayattayken ona çiçek gönderin
  • Çocuklarınla zamanı paylaşın
  • Yetişkin çocuklarınızla anlaşmaya varın
  • Sahip olduğunuz zamanın tadını çıkarın
  • Özgür olun
  • Zamanı yaşlanıyorum diye endişelenerek geçirmeyin


Source

En başta ben olmak üzere hepimizin ders alması gereken maddeler bunlar, değil mi? İsyan etmek kolay çünkü, mücadele etmek zor biz insanoğlu için... Hazır yeni yıl geliyorken, yeni bir sayfa açıp başlayalım mı bu maddelerden yapamadıklarımızı uygulamaya?

Çünkü Can Yücel üstadın söylediği gibi;

Yaşadıklarını kar sayma. 
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa, 
Sevdiğin kadardır ömrün... 
Gülebildiğin kadar mutlusun. 
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin 
Sakın bitti sanma her şeyi, 
Sevdiğin kadar sevileceksin...

28 Kasım 2012 Çarşamba

Ben Rıfkı'yım...

Gün geçmiyor ki televizyon, internet ve haber dünyası kısacası medya bana yazmam için malzeme vermesin. Kendi kendime aralığın ortasına kadar yazı yazmasam mı, azıcık ara mı versem, albüm çalışmalarım sebebiyle yoğun bir tempoya mı girsem diye düşünürken, bu haberi gördükten sonra yazmadan geçemeyeceğimi anladım.

Efendim, Hürriyet’teki habere göre Belçika’da isminin Jan olduğu belirtilen 64 yaşındaki koca, 19 yıldır birlikte olduğu eşinin geçmişte erkek olduğunu, 48 yaşındaki "kadın"ın bir akrabasından öğrenmiş. 19 yıl önce ilk görüşte aşık olan çift, kısa sürede evleniyor. ‘Kadın’ceğız çocuk istemediğini söylemiş, adamın da zaten önceki evliliğinde iki çocuğu varmış. Bööyyyle mutlu mesut yaşamışlar 19 yıl.

Şimdi bu haberden birçok malzeme çıkar da bana hangisinden başlasam bilemiyorum. Öncelikle ulan mal akraba, zaten aradan 19 yıl geçmiş, insanlar mutlu mesut yaşıyorlar, sen ne akla hizmet ‘ağzından kaçırıyorsun’ bu kadar önemli bir şeyi. Ben kocanın yerinde olsam ağzını burnunu kırardım, asıl ‘kadın’ın yerinde olsam eskiden kalma erkek kuvvetimle bütün kemiklerini kırardım. Senin ne haddine kadın erkek mi kadın mı bunu kocasına bildirmek? Söyleyecek olsa ‘kadın’ söylerdi zaten!! Yıkıl gözüme görünme…

Peki o adamceğıza ne olacak? 19 yıl delice seviyosun, çılgınca sevişiyorsun hatunla. Neredeyse benim yaşım kadar yıl(:p) imrenilen bir çift olarak camialarda boy gösteriyorsun. Çocukların kadına belki de ‘anne’ diye hitap ediyor. Sonra bir gün adamın biri gelip “Ya Jan abi, senin bu hatun var ya aslında erkekmiş diyorlar” diye geliyor. Ölür müsün, öldürür müsün? Lan ‘kadın’la senelerce aynı yatağı paylaştığına mı yanarsın, ‘kadın’ın daha önceden erkek olduğunu ve senin bunu 19 fucking year boyunca anlayamadığına mı yanarsın, bunu elin adamından öğrendiğine mi yanarsın ya da delice sevdiğin kadını artık sevemeyeceğine, yalnız kalacağına mı yanarsın? Ah Jan abi ah, bir off çeksen karşıki dağlar yıkılır hakkaten.

Ya o ‘kadın’? Muhtemelen kendini bilmeye başladıktan sonra erkek gibi hissedemediği için gitmiş, cinsiyetini değiştirmiş ve belli ki muhteşem bir operasyonla ‘kadın’ olmuş. Yıllar geçmiş, bir adamla karşılaşmış, onu sevmiş, evlenmiş ve 19 yılını ona sadık ve aşık şekilde geçirmiş. Kimbilir belki geçmişiyle ilgili her şeyi unuttuğu bir zamanda beyinsiz adamın biri kocasına gelip gerçekleri anlatmış. Keşke ilk başta 19 fucking year önce söyleseydim diyor mudur ya da olsun ben 19 güzel yıl geçirdim o yılları yaşadığım için mutluyum mu diyordur?

Kaynak
Bu kadar hüzün yeter!! Şimdi düşünelim, aslında ben erkekmişim mesela? Olamaz mı olabilir? Benim bu küçük oğlan çocuğu stayla hallerim, futbol aşkım, kadınsal olaylardan nefret edişim, topuklu giymeyi beceremeyişim, makyaj yapamayışım falan? Mesela bir sabah uyansam ve sevgilime “aşkım aslında ben Rıfkı’yım desem” :p Olamaz mı? Olabilir…

PS: Yalnız erkek olsam çok yakışıklı, havalı, p*ç bişe olurdum. Çok can yakardım ya, süper olurdu :p



27 Kasım 2012 Salı

#bimilyonneden : Bol bol neden

Geçenlerde Twitter’da #bimilyonneden hashtagiyle karşılaştım. Herkes dünyayı iyi bir yer yaptığına inandığı nedenleri yazıyordu. Kaybolan kedimi bulup eve getiren çocukların yaşadığı sokaktan bakınca, dünyayı iyi bir yer yapan #bimilyonneden bulmak pek de zor değil =)

Bir bumads advertorial içeriğidir.

26 Kasım 2012 Pazartesi

The Adjustment Bureau Okuryatar'da...



Bu sıralar izlediğimiz binlerce dizinin yanı sıra film izlemeye de sarmış durumdayız. Geçen haftasonu izlediğimiz The Adjustment Bureau adlı filmi de okuryatar'da tanıttım. Film gerçekten çok güzel bir film, olur da denk gelirseniz izleyin derim.

Tanıtım için de buradan buyrun: The Adjustment Bureau

The end :))

24 Kasım 2012 Cumartesi

Kitap Fuarı'na gidildi :)))

Bu sıralar işe gitmeye, ders çalışmaya ve hatta yemek yemeye bile üşendiğim şu günlerde beni çok az şey cumartesi sabah 8'de yataktan kaldırabilirdi. Ve ben Kitap Fuarına gidebilmek için erkenden kalktım sayın okur. Dün de dediğim gibi Düş Kızı ile birlikte koyulduk yollara. Metrobüsün zebilliğine, havanın Beylikdüzü civarlarında kutup iklimine dönüşmesine aldırmadan fuar görevlileri ile beraber saat 10'da açtık kapıları. 

İlk iş attık kendimizi Yitik Ülke standına. Kargalar bile henüz kahvaltısını etmemişken standın başına dikildiğimiz için olsa gerek Kadir Bey bi şaşırdı tabii. Aslında kendimi tanıtma düşüncesinde değildim, zira "aaa beni hatırladınız mı ben bilmemkim" demeyi sevmem, insanları rahatsız etmemek adına. Ama o da ne? Kadir Bey beni tanıdı :p Sonra hemen geldi yanımıza, Düş Kızı ile de tanıştı ve koyu bir sohbete daldık üçümüz. Aynı twitterdan tanıdığımız gibi, çok içten canayakın ve hoş sohbet birisi. Ayaküstü evliliklerden, ilişkilerden, iş hayatından ve hatta Kadir Bey'in gençliğinde saçlarının upuzun olduğundan bile bahsettik. Bize kitaplar önerdi, en sevdiğim kitap kurdu blogger olan Kitap Delisi Gizem'in de içinde öyküsünün bulunduğu Tuhaf Alışkanlıklar Kitabını bizim için imzaladı. Yeni projesi için yazılar göndermemizi istedi, konusu itibariyle çok kolay yazabileceğimiz bir yazı zaten; sözleştik en kısa zamanda göndereceğiz. Neticesinde fuarın en iyi yayınevi ödülünü kaptı bile :) 

Saçım da The Lion King stayla :p






Yitik Ülke'den ayrıldıktan sonra sırasıyla aklımızdaki yayınevlerini gezdik :) Kedisever Düş Kızımı hemen Kırmızı Kedi Yayınevinin önünde fotoğrafladım :)) 




Tabii gittiğimiz fuar kitap fuarı olunca ikimiz de yanımıza çuval alıp gitmiştik. Standlarda ilerledikçe heybemizi baya bi doldurduk. Geçen yıl da fuara katılmış biri olarak bu yıl geçen yıla göre daha fazla indirim yapıldığını fark ettim. Bir çok kitap -daha yeni çıkmasına rağmen- 10 TL'den satılıyordu mesela. Martı Yayınları, April Yayınları indirimde son nokta dedirten yayınevleriydi. Tabii fırsat bu fırsat diyerek Küçük Mucizeler Dükkanı serimi de tamamladım üçüncü kitabı alarak. Ayrıca instagramdan severek takipleştiğimiz Martı Yayınlarının başarılı çevirmeni Ladenciğimin çevirdiği Tess Gerritsen'in daha bugün çıkan kitabı Ruhundaki Zehirle Yüzleş da hemen aldım. Alır almaz Laden'le paylaştık, daha kızcağızın eline bile ulaşmamış çok heyecanlandı bende görünce :))

April Yayınları'nın bu yılki çantası geçen yılkini geride bıraktı :))



Gezmek istediğimiz tüm standları gezmeyi bitirdiğimizde saat 11:55'ti, kendimizi fuarın içindeki kafeye attık, güzeel bir cappucino eşliğinde Düş Kızımla yine sohbetin dibine vurduk. Burada ona ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Blog dünyasının bana kazandırdığı en önemli insan Düş Kızı. Birbirimizi bloglarımızı ilk açtığımızdan beri takip ediyoruz, yaklaşık altı aydır da fırsat buldukça buluşuyoruz. Tabii biz şanslıyız çünkü evlerimiz İstanbul ölçeğinde bir yer için çok yakın mesafede. Ayrıca kafalarımız o kadar uyuşuyor ki hiç sıkılmadan sürekli muhabbet edebiliyoruz. Bugün de o günlerden biri oldu, iki kitap kurdu süper bir fuar tecrübesi yaşadık ve hatta bunu gelenekselleştirmeyi bile düşündük :) Bakalım inşallah :)


Örgülü entel Düş Kızımız :))


Kahveler bitince heybeleri boşaltıp, ganimetlerimizle fotoğraf çekindik bol bol... Kitaba sahip olmak en güzel sahiplik duygularından biri bence.







Eh işte benim kitap fuarı tecrübem de böyle geçti. Farkındayım çok gevezelik yaptım ama geçirtirmek istemediğim bir gündü benim için. Eve döndüğümde bir çuval kitabım, ama bir o kadar mutlu kalbim vardı :)))


23 Kasım 2012 Cuma

Succeed :))



"Allahımıza bin şükür ki bugün cuma" diyerek yazıma başlıyorum sayın okur. Noldu? Hep Thank God It's Friday mi diyeceğiz!! Bundan sonra böyle... Hepiniz edebinizlen böyle yazacaksınız, ecnebice TGIF falan yazmayacaksınız. Yeni kısaltmamız ABŞBC...

Cuma gününün coşkusuyla dünün aksine bi neşeliyim bi neşeliyim, Allah bozmasın!! Teoman müziğe tekrar dönüyormuş, ona bile bozulmadım. Zira ben de yılbaşında albüm çıkaracağım, sırf bana rakip olmak için yapılmaz ki bu... Sen ki koskoca Teoman... Yakıştıramadım. Ayrıca geçen sene büyük bi tantanayla çekip gitmedin mi evladım sen, neden dönüyosun şimdi? "Bi arkadaşa bakıp çıkıcam" mantığıyla olmaz ki bu iş... Hadi yıllarca dinledik, bu sefer sesimizi çıkarmıyoruz, gel sen de oyna, ama bi daha vallaha kabul etmeyiz ya!! Aaaa...

Neyse herkesin ekmek parası neticede!! Boşverelim Teoman'ı da; biz yarın kitap fuarına gidiyoruz asıl olay o... Biz, yani Düş Kızı ve ben fuarı fethetmeye hazırız; sabahınan tükkanı açan amcalarla beraber gideceğiz; bi çıkartma yapıp döneceğiz. Yarın gideniniz olursa öğle ikiye kadar ordayız; ben de bi standda imza vereceğim. Ne imzalayacaksın derseniz, blogumdaki yazıların çıktısını alır ciltletir onları imzalarım. "Hamide biz onları zaten okuduk" derseniz defterdir kitaptır onları imzalarım, forma getirin onu imzalarım ya da boşverin sarılır öpüşürüz yavv...

Asıl siz boşverin onu bunu da bugün cuma... Haftanın en güzel akşamı, gezin eğlenin ya da evinizde kalın uzanın koltuğa rahatlayın. Hatta yapanınız varsa aşağıdaki gibi biiir güzel masaj yaptırın :)



Sevgiyle kalın canım okurlarım
=^_^= 
İyi haftasonları

16 Kasım 2012 Cuma

Çalış Çalış Nereye Kadar...



milliyet.com.tr yazarlarından Umutsuz İş Kadını'nın 7 Kasım tarihli yazısı...

Çalış çalış nereye kadar?


Günümüzün uyuşturucusu : İş hayatı.

Herkes deliler gibi çalışıyor.

Gün ışımadan sıcacık yataklardan kalkarak düşülen yollar...

Bilgisayar başında açma/poğaça/simit ile edilen kahvaltılar...

Yan masadakine duyurmadan yapılması asla mümkün olmayan, hiçbir özelliği kalmayan sözde “özel” konuşmalar...

Şeffaflık adına cam ofislerde çalışıyor, akvaryumdaki balıklara benziyoruz.

Hamile kaldığımızı önce kocamız, sonra amirimizle paylaşıyoruz.

Kime sorsan o toplantı senin bu toplantı benim koşturuyor. Herkes çok meşgul.

Az uyku, yoğun mesai saatleri bile yeterli değil işleri bitirebilmek için.

Tatillerde bile kulaklardan telefon, ellerden klavye düşmüyor...

Kimi patronundan dem vuruyor, kimi yapılan performans değerlendirmesinde hakkının nasıl “yenildiğinden”.

Sabah-akşam sıkış tepiş otobüslerde, ilerlemeyen trafikte boşa geçirilen sinir bozucu, bir o kadar da kayıp zamanlar...

Ayaküstü sigara molalarında, tuvaletlerde yapılan çekiştirmeler, çemkirmeler...

Nefret ettiklerimizin yüzüne gülümsemeler...

Okunmamış, cevaplanmayı bekleyen onlarca e-posta... Hazırlanması gereken sunum, aranması gereken insanlar...

Birbirinin aynı günler...

Duvardaki saate takılı gözler...

Buluşmak için zaman ayır(a)madığımız arkadaşlar...

Gelmesi istenmeyen pazartesiler, dört gözle beklenen cumalar...

Öğlene/akşama ama mutlaka  gün sonuna kadar yetiştirilmesi gereken raporlar...

...

Peki farkında mısınız bilerek ya da bilmeyerek kendimizi tüm bu koşturmacayla uyuşturduğumuzun...

Kimi boş olduğu için işten eve dönmek istemiyor, kimi dolu olduğu için.

Kimi en yakınını toprağa gömmüş oluyor, kimi en sevdiğini kalbine.

Kimi çocuğun okul taksidini ödeyebilmek adına deli gibi çalışıyor, kimi ev taksidi için.

Kimine sorsan gözü yüksek mevkide, kimine sorsan parada...

Tüm bunlar bir kenara, belki en çok da kendi iç sesimizi duymamak için bunca yüklenmişizdir işe. Durup bir saniye bile soluklanmamak, kendimizi sorgulamamak hatta tabiri yerindeyse kendimizi unutmak içindir bunca koşturma; kim bilir...

Ve biliyor musunuz ki günümüzde çiftler, artık en çok tatilde boşanmaya karar veriyormuş.

Başbaşa kaldıkları, başlarını kuma (işe) gömüp birbirlerini görmezden gelemeyecekleri zaman.

Haydi kaldırın kafanızı işten güçten!

Çünkü geçen her gün, ömürden...

Ve biz, havuz/bahçe manzaralı birkaç metrekare daha büyük bir evde sevdiklerimizle oturabilmek için işyerinde, birkaç metrekarelik duvar manzaralı masalarımızda sevmediklerimizle dirsek çürütüyoruz.

(Kaynak)

 

Biz "İş Kadınlarının" hayatlarını çok güzel özetlememiş mi sizce de? Ben okurken kendimi buldum ve henüz iş hayatında 3. yılım; çoluğum çocuğum da yok üstelik. Yazarın dediği gibi silkinip kafamızı kaldırıp etrafımıza bakmalıyız belki de. Yoksa her şey için çok geç olabilir. Hayallerinize, içinde iş geçmeyen hayatlarınıza zaman ayırın; ben bugünden sonra öyle yapmaya çalışacağım.

 

İyi haftasonları...

14 Kasım 2012 Çarşamba

Saçma Reklamlar_2 - Teşekkürler Baba Reklamı

Oldukça fazla ilgi çeken serimizin ilk yazısı Ped Reklamları'dan sonra Serimizin ikinci yazısı tabii ki bir inşaat firmasının reklamı sayın okur. Hayır Ağaoğlu değil, zira adamın her reklam kuşağında karşımıza çıkması yetmezmiş gibi her dizide, haber sitelerinde taklitleriyle de karşı karşıya kalıyoruz ki kurtulmamızın tek yolu uzaya gitmek. Gerçi ondan da emin değilim, uzaya gidince karşılaştığımız bir uzaylıya "kardeş sen hangi gezegendensin?" diye sorsak, "Şu kutup yıldızının çaprazındaki yıldız var ya, ha o değil, onun yanındaki hiç değil, onlar zaten sıradan....." diye başlarmış gibime geliyor. (Yalnız ben bile b*kunu çıkardım millete laf atarken, hiç uyarmıyorsunuz bi sus Hamide diye)

Efendim, geçelim Ağaoğlu'nu, bizim derdimiz başka bir toplu konut projesinin reklamıyla ilgili. Hani kırlarda koşan bi kız çocuğu var, atlıyo zıplıyo, sitemiz mükemmel, evler harika. Küçük kız tazı gibi koşup yorulduktan sonra babası tarafından yatağına yatırılıyor. Babamız kızına bir öpücük kondurup odadan ayrılmaya niyetlendiğinde kızımız arkasından "Baba!! Teşekkürler baba..." diyor. Kızın durup dururken babasına teşekkür etme nedeniyse, babasının o evi alıp kızı o evde yaşatması!!

Bre velet, o adam kaç saat çalışıyor, kaç kişinin ağız kokusunu çekiyor o evin taksitlerini ödemek için biliyon mu sen? 85737292048 ay vadeyle çektikleri Mortgage sebebiyle o baban arabasına kış lastiği alamıyo, anan kuaföre gidemiyo, beğendiği paltoyu alamıyo haberin var mı!! Neymiş teşekkürlermiş, haspaaam, sanırsın öncesinde fare deliğinde ikamet ediyordu. Önceki evin de 3+1 bi apartman dairesiydi zaten. Elin sıcak sudan soğuk suya değdi mi ki şimdi teşekkürler diyorsun.

Hayır ayrıca babana teşekkür etme kriterin über lüks bi sitede ev almasıysa yandı o adam, işi var. Bunun lisesi vaaar, üniversitesi vaaar, koca bulup evlenmesi vaaar. Yani eve teşekkür eden kızdan liseyi Avrupa'da, üniversiteyi de Amerika'da okutursa teşekkürü hak eder baba. Evliliği düşünemiyorum bi de. Yandın babacım sen, bari erken yaşta cinnet mi geçireceksin yoksa o kızı evlatlık mı vereceksin kurtul o kızdan. O evlat değil yılan yılan. İlerde başını yer benden söylemesi.

Biz de ne safmışız be sayın okur, bizim zamanımızda anne-babamızdan toplu iğne alsak teşekkür ederdik. Hiç bilmiyomuşuz bu işi. İki göz odalı sobalı evlerde yaşayıp saf saf dünyaya teşekkürler yağdırmışız, dilimize yazık la!! Halbuki yeni nesil tarifeyi evle açıyo baksana bacaksız!! Doğurmamak için bi neden daha, bu reklamları gören 5 yaşındaki oğlumuz/kızımızla şöyle bi diyalog geçtiğini düşünsenize aramızda.

Hamide: Aaaa oğlum bak baba sana ne almışşşşş!! Balon almış, ne güzel di mi, uçuyo da!
Oğlan: ......(Balonu eline alarak oynamaya başlar)
Hamide: Oğlum teşekkür etsene babana, öp yanaklarından, git bi sarıl kucak ver.
Oğlan: Teşekkür edemem anne
Hamide: Nedenmiş o?
Oğlan: Teşekkürü ancak babam ... Konutlarından ev alırsa ederim.
----- ÇAT -----

+13  İzlediğiniz program şiddet ve korku unsurları içerir!!!!

8 Kasım 2012 Perşembe

Ayşe Kulin - Bora'nın Kitabı

Bir erkek başka bir erkeği delice sevebilir mi? Onunla olmayı arzulayıp, onunla sevişirken hayatın anlamını bulduğuna inanır mı? Kendini sadece onunla birlikteyken mutlu hisseder mi?

Farklı geldi değil mi, gözünüzde canlandıramadınız. Kalıplarımızın dışında çünkü, toplumun inandığı gerçeklerin aksi yönünde bir ilişki bu. Tabuları yıkan, doğru bildiklerinizi sorgulatan bir ilişki. Bu Bora ile İlhami'nin ilişkisi...

Ayşe Kulin'in de belki kendi kalıplarından ve okurlarını alıştırdığı o bilindik çizgisinden ilk kez çıktığı -bence- ustalık eserlerinden biriydi Gizli Anların Yolcusu... Önce sessizce fısıltılar dolaştı etrafta; "Baş harflerine baksana kitabın, gaylerin yaşadığı bir aşkı anlatıyor" dendi. Fısıltılar arttı, yüksek sesle haykırmaya dönüştü ve Gizli Anların Yolcusu herkesin o büyük tabuyu ilk kez böyle çırılçıplak izlediği bir platform haline geldi.

Tüm bunlar geçen seneydi...



Bizler tam her şey bitti derken, Bora'nın Kitabı çıktı bu kez bizi yakıp yıkmak için. Bora... İlk kitabın aşık delikanlısı ya da diğer bir deyişle doğu'nun derinlerde yetişmiş çocukluk ve gençliğinden arınıp kendine yepyeni bir hayat kuran Bedrettin'i...

Bora'nın Kitabı'nda doğuda, törenin ve tabunun anayasanın ilk maddesi olduğu bir coğrafyada Bedrettin'in nasıl Bora haline dönüştüğü hikayesini okuyoruz. Silik bir görüntü gibi davranılan kadınlar, analar, kardeşler, dayakçı babalar, baskıcı hocalar-mollalar ve tüm bunların içinde hayatın anlamını, arkadaşlığı, dostluğu, cinselliği öğrenmeye yani büyümeye çalışan iki çocuk: Bedrettin ve Recep... Farklı olmanın, daha doğrusu diğerlerinden farklı doğmanın nasıl yürek yaktığını, nasıl can acıttığını gördüğümüz bir hikaye...

Bırakın eşcinsel ilişkiyi, engelli birine bile gözlerimizi dikerek baktığımız, dışladığımız hayatlarımızda çuvaldızı kendimize batırmamızı sağlamakla kalmayan, o çuvaldızla yüreğimizi deşeleyip geçen bir öykü. Okuyun derim...

Altı Çizili Cümleler:

"...Hayatımızı tesadüfler sandığımız kaderimiz yönetiyor..."

"İnsan, yüreği yanarken bastığı yeri görmez."

"Gerçekten de tuhaf bir ilinti vardı kelimelerle insanların, hatta olayların arasında."

7 Kasım 2012 Çarşamba

Sen James Bond'un Yerinde Olsan Ne Derdin?

Sony, “Skyfall” lansmanı ile birlikte geçenlerde açıkladığı sosyal medya oyununun 3. görevini veriyor. 3. görev hem Facebook hem de Twitter üzerinde gerçekleşiyor. Sony Facebook ve Twitter hesabı üzerinde gösterilen videonun son 5 saniyesinde Bond bir şeyler söylüyor ve Sony sorusunu soruyor:

“Sen Bond’un yerinde olsan ne derdin?”

Sen de yaratıcı cevabını Facebook’ta “Skyfall Ödüllü Soruları” Tab’inde veya #M3bendedim hashtag’iyle Twitter’da paylaş. En yaratıcı cevaplar Sony jürisi tarafından seçilecek ve en iyi cevabı verenler, Xperia Tablet S, Bond 50. yıl Blu-ray seti, Skyfall T-shirt'ü ve Sinema Bileti gibi ödülleri kazanma şansı yakalayacak.

Bakalım gerçekten Bond’a yardımcı olabilecek misin?

Yeni görevleri öğrenmek için, Sony Türkiye Facebook ve Twitter hesaplarını takipte kal!


Bir bumads advertorial içeriğidir.

Tohumlarımızın Nesli Tehlike Altında!

Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.

Atadan kalma tohumlarımız;

* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır

Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.

TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,

* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.

Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...

Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php

EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40

www.bugday.org - www.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

6 Kasım 2012 Salı

Saçma Reklamlar_1 - Ped Reklamları

Lüzumsuz işler uzmanı beynimin sorgulamaları sonucu ortaya çıkan bir yazıya daha hoş geldin sayın okur. Önümüzdeki ay gireceğim iki sınava bu kadar efor sarf etmeyen kıymetli beyin hücrelerim,  iş böyle saçma sapanlıkları keşfetmek olunca hemen şahlanıp, harıl harıl çalışmaya başlıyor. Tabii hiç çalışmamasından iyidir diyerek bağrıma basıyorum kerataları ben de. Gün gelir ders çalışmaya, faydalı işlere de böyle çalışır umuduyla yüreklendiriyorum garibanları.

Neyse efendim, sadede geleyim. Dün akşam TV izlerken bir reklama rast geldim. Yok yok Ağaoğlu Maslak 1453 reklamı değil, Büyüdüm Büyüdüm Pınar’la büyüdüm reklamı hiç değil, otomobil reklamları sıradan, şampuan reklamı hiç değil. Bu reklam bi ped markasının reklamıydı. Her ped reklamında olduğu gibi, kızlarımızdan biri bembeyaz bir pantolon giymiş salınırken, diğer kızımız seksi bir mini etekle uçuşa uçuşa dans ediyordu. Reklam metnini tam hatırlamasam da “özel günlerinizde sızdırmaz, akıtmaz, taşmaz, bulaşmaz, istediğiniz her şeyi giyebilirsiniz, bu kızlarımız gibi mutlulukla etrafta boy gösterebilirsiniz” demeye getiriyordu.



Kaynak

Şimdi öncelikle bence bu ped reklamlarını yapan ekip tamamen erkeklerden oluşuyor. Yok yani, o ekipte bir tanecik bile regl olup buluğ çağına ermiş bir kadın olsa bu saçma metinlerin yazılmasına izin vermez, veremez. Bilir yani bırak beyaz pantolon giymeyi, elimizden gelse o malum periyot boyunca yataktan bile çıkmak istemediğimizi; karın ağrımızı geçirmek için majezik, buscopan ve daha nice ağrı kesicileri avuç avuç alıp dakikaları saydığımızı; dünyanın en ters yaratıkları haline geldiğimizi, tüm tripleri atma hakkına beş gün boyunca sahip olup sonuna kadar kullandığımızı, tatlının, çikolatanın dibine vurduğumuzu, telefonun aksinden bile yansıyan sivilceli suratımıza bakmaya tahammülümüz olmadığını.... Siz hiç bu anlattıklarımı içeren bir ped reklamı gördünüz mü!! Hayır…

Ped reklamlarındaki kızlar hep mutlu, suratları hep pürüzsüz, karınları şişmemiş, ağrı sızı duymadan hoppidi hoppidi dolanıyorlar. İnandırıcı mı peki? O reklamlara kanarak ped alanınız var mı Allah aşkına bi söyleyin.


Kaynak

Oysa reklamlar şöyle olmalı: Düzensiz bir regl düzeni olan kızımız okula/işe gelir. Bir zaman sonra lavaboya gider ve Allah kahretsin regl olmuştur ama yanında ped yoktur!!! Hemen en yakın arkadaşının yanına koşar; sadece köpeklerin duyabileceği bir frekansta “pedin var mı?” diye sorar. Evet, arkadaşının pedi vardır. Ama sınıfta/işyerinde çantasından çıkarıp o pedi kızımıza nasıl verecektir. İşte burada Amerika’nın SWAT timlerini bile geride bırakacak bir operasyonla pedin el değiştirmesi operasyonu yapılır. Kah çaktırmadan cebe tıkıştırılır ped; cep yoksa da sığabilecek büyüklükte bir cüzdana, çantaya atılır. (Not: Bu alışverişi halka açık bir yerde yapıyor olmanız, ped veren arkadaşınız torbacı, sizin de ondan uyuşturucu satın almaya çalışan bir keş sanılmanıza yol açabilir. Taksimde falan sivil polisler tutar yakanızdan götürüverir maazallah) Pedin alınması yetmez tabii ki, şimdi de şirret bir karın ağrısı başlamıştır. Bu kez de majezik, buscopan peşine düşülür. Yine bir kız arkadaş yardımcı olur, kızımızın ağrısı diner, insanlığa dönülür.

Yaa işte gerçek hayat böyledir ey metin yazarları, reklam yapımcıları!!! Yapın böyle bir reklam, pediniz yok satmazsa gelin beni bulun… O beyaz pantolonu da çıkarın o kızların k*çından Allah aşkına. Zira ben tek bir kadın tanımıyorum, reglin dibini yaşıyorken beyaz pantolon giysin. En azından bunu yapın bari. Valla bak…

Kaynak

4 Kasım 2012 Pazar

Bond Hızında Telefon!

Sony™ Xperia akıllı telefon serisinin en yeni modeli Xperia™ ion, Ekim ayında Avrupa ile aynı anda Türkiye’de satışa sunuldu. Türkiye’de 2 Kasım’da vizyona giren Skyfall filmiyle lanse edilen Xperia Bond serisi üyesi Xperia™ ion, 42 mbps’ye çıkabilen mobil internet hızıyla dikkatleri üstüne çekiyor. Türkiye’de ulaşılabilecek en yüksek mobil internet hızını sunan Xperia™ ion, akıllı telefon kullanıcıları için fark yaratan bir deneyim sunuyor.

4,6 inçlik Mobil Bravia Engine teknolojisine sahip HD (720p) ekranıyla film izleme keyfini üst seviyeye taşıyan Xperia™ ion, entegre Fizy müzik uygulaması ile sınırsız müzik deneyimi sunuyor. 12.1 MP kamerası ile profesyonel fotoğraf makinelerine taş çıkaran Xperia™ ion, Full HD (1080p) video çekim özelliğine de sahip.

Xperia™ ion bağlantı özellikleriyle de fark yaratıyor. DLNA, MHL veya HDMI bağlantısı ile televizyon, dizüstü bilgisayar ve tablet ile anında bağlantı kurup, resim ve videolarınızı büyük ekranda yüksek kalitede görüntüleyebilirsiniz.

Avrupa’nın en prestijli tasarım ödülü olan 2012 Red Dot Tasarım Ödülü’nün de sahibi olan Sony Xperia™ ion James Bond’a yakışır teknolojik özellikleri şık bir tasarımla birlikte sunuyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Bond, Sony ile İstihbarat Toplamaya Devam Ediyor!

Sony "Skyfall" kampanyası için ikinci görev geldi, şimdi durum değişti. Bildiğimiz üzere “Skyfall” İstanbul’da çekilmiş Bond filmlerinden. İkinci görevde, Bond nasıl İstanbul’a geldiyse, senin de İstanbul’da bir noktaya gitmen ve burada olduğunu kanıtlaman gerekiyor ki, Bond işini rahat rahat yapabilsin.

Bu görevde @Sony_Turkiye'nin belirttiği lokasyona gidip 4square üzerinden fotoğraflı check-in yapman ve Twitter’da görev hashtag’i olan #M2bengittim altında yaptığın check-in’i yayınlaman gerekiyor. Sony bunu yapan oyuncuların emeklerini karşılıksız bırakmıyor ve çok özel ödüller veriyor. Duyduğum kadarıyla ödüller arasında Xperia Tablet S ve Bond 50. Yıl Blu-ray seti var.

Sony bu arada İstanbul dışındakileri unutmamış, hafta içinde twitter ve facebook hesabı üzerinden soracağı sorulara hızlı ve doğru cevap veren "Ajanlara" sürpriz hediyeler verecekmiş.

Şimdi dikkatimi çekti. Sende aynı durumdaysan hemen takibe başla, istihbaratı topla:
https://www.facebook.com/SonyTR
https://twitter.com/Sony_Turkiye  #AjanS #M2bengittim

Bir bumads advertorial içeriğidir.