28 Ocak 2012 Cumartesi

Bir Kitap Bir Film...

Son zamanlarda biraz sıkıntılı günler yaşadığımı biliyorsunuz hepiniz... Güçlü olmak adına kendimi iyileştirmeye çalışıyorum WoW'daki "Healer" edasıyla :)

Beni bu yolda fazlasıyla motive eden bir kitap ve bir filmden bahsedeceğim sizlere; başlıktan da anlamışsınızdır gerçi :) Küçük Mucizeler Dükkanı ve Fight Club... Önce kitapla başlayalım...



Küçük Mucizeler Dükkanı'na konu olan dükkanımız aslında bir tuhafiye dükkanı. Lydia adında beyin kanserini iki kez yenmiş 30'lu yaşlarında bir kadının hayata yılmadığını anlatabilmek adına en sevdiği iş olan örgü örmeye hizmet edebilecek dükkan... Lydia, Seattle'in güzel bir mahallesinde Bir Yumak Mutluluk dükkanını açıyor ve müşteri çekmek için bir örgü kursu düzenliyor. Birbirinden farklı üç kadın da bu örgü kursuna katılıyor. Alix'in çılgın, Carol'ın sevecen, Jacqueline'inse ukala halleriyle başlayan bu örgü kursu dört kadının da hayatında bambaşka ufuklar, bambaşka kapılar açıyor... "Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir" felsefesini feminen bir öyküyle anlatan bu kitap bu yorucu günlerime bir ışık oldu. Çok güzel dersler çıkardım kendi adıma... Eğer siz de hafif, sakinleştirici ve mutluluk veren bir kitap arıyorsanız okuyun derim... Bu arada paylaşmadan edemeyeceğim, kitapta en sevdiğim cümle: "Aslında Carol çiftlik peynirini hiç sevmezdi ama bu, evrene bebeğinin hatrına her türlü fedakarlığı yapacağını duyurma şekliydi. Zaten hiçbir fedakarlık sevilerek yapılmazdı."


Ayrıca bugün daha önce izlemediğim(ve evet biliyorum şu an hepiniz "oha, yuh, yok artık" gibi naralar atacaksınız) Fight Club'ı izledim... Filmi hepiniz izlemişsiniz diye anlatmıyorum :) Ancak testosteron yüklü bu filmden de ben çok güzel dersler çıkardım kendime. Sırasıyla paylaşıyorum :)

1. Brad Pitt çok yakışıklı :) O zamanlar daha bir taşmış; Allah Angelina'sına bağışlasın.
2. Edward Norton ne adam yahu, sessiz sedasız ama başarılı bir sinema kariyeri olan kendi çapında karizmatik bir kişilik :) sevdim kendilerini :))
3. Sanırım kendimize Jack gibi hayali yakışıklı ve bir o kadar tehlikeli Tyler yaratmamak için yaşam felsefemiz "Let it go" olmalı... Herşey mükemmel olmak zorunda değil, bırakalım böyle kalsın değil mi?

Kendinize "iyi" bakın :))


25 Ocak 2012 Çarşamba

iyiki dogduuuukkk ;)



Tam bir yıl oldu... Bir yıl önce 25 Ocak günü "hayatlarınıza dokunan satırları" yazmaya başladım. Çok buhranlı bir dönemden geçiyordum o zamanlar... Kendimi çok yararsız, mutsuz ve işe yaramaz hissediyordum ki; nasıl aklıma geldi bilmem "ben blog yazacağım" dedim. O günlerde kendimi çok yalnız hissediyordum; arkadaşım yok, derdimi dinleyenim yok, sevincimi paylaşasım yok diyerek çok üzülüyordum. 

Sonra yazdım... Okunsa da okunmasa da yazdım. İlk başlarda 3-5 izleyicim vardı onun da birisi kocam diğerleri de blog açtığımı mail attığım arkadaşlarımdı. Sonra birden çoğaldı, arttı ve bugünlere geldim 245 izleyiciyle...

Bu arada ben de okudum; hepinizin bloglarını hemen her akşam zevkle ilgiyle okudum herkese yorum yapmaya çalıştım. Herkesi çok sevdim, hepinizden çok şey öğrendim. Yeri geldi davetiyemi birlikte seçtik, yeri geldi balayından bildirdim. Yani ben hep yazdım siz hep okudunuz...

Bir çok güzel insan tanıdım blogum sayesinde... Çok azıyla tanışma fırsatı buldum; birçoğunuzla tanışmasam da kırk yıllık dostummuşsunuz gibi derdimi, sevincimi paylaştım. 

Ben blogumla biraz daha büyüdüm, biraz daha öğrendim, biraz daha tanıdım, biraz daha sevdim... 
Sizlere bir yıl boyunca beni hiç yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ediyorum...

Blog dünyasına girince ilk okuduğum blog olan fashiONözge'den tutun da 245. izleyicim Kova Kadınıyım Ben'e kadar herkese sevgi dolu kucaklar gönderiyorum...

Bir yıl boyunca bir kusurum olduysa affola... Hepinizi çok seviyorum... Daha nice yıllara diyorum...

Bu arada blogumla aynı gün doğum günü olan, hani şu sadece iki kez gördüğüm can dostum Duygu'nun da doğum gününü buradan kutluyorum. biricik dostum seni de seviyorum :*