31 Mart 2012 Cumartesi

Allah insana çirkin şansı versin!!!



Çok güzel olduğumu iddia eden birisi değilimdir; hatta çoğu zaman sivilcelerden ve de somurtmaktan suratsız, dolayısıyla da çirkin görünüyor olabilirim evet ama çok şükür Allahıma çirkin de değilim yani... Ama işte anacım bizler işi bilmiyoruz; böyle aman cici olayım, baby face, sıfır sivilce, sıfır yağ, fit bacaklar, dolgun göğüsler falan hikaye ya da kurban olduğum yaradan yukarıdan hiiiiiççç de öyle görmüyor sanırım bilesiniz...

Nerden mi bu kanıya vardım? Çok sağlam delillerim var yani; bu yaşıma kadar edindiğim tecrübeler, yazının başlığını test etti onayladı...

1 - Bir kere çirkin hatunlardaki özgüven Angelina Jolie'de yoktur; giyer Penti'nin muhteşem desenli çoraplarını ya da topuklu ayakkabıya tıkıştırır futbolcu bileklerini... Ooohhh "o ne özgüven o" havasında salınır... Aynısını güzel kızımız yaparsa da bir çok kitle tarafından o..pu olarak atfedilir; yazıktır günahtır...

2 - Çirkin kızımız ortamda herkesle iyi ilişkiler kurabilir; "kurar" demiyorum dikkatinizi çekerim kurabilir... Mesela sınıfın en yakışıklı, en popüler çocuğuyla kanka olabilir(ki büyük olasılıkla çocuğa platonik aşıktır) onun bütün muhabbetlerine dahildir, hatta arkadaşlarıyla da kankadır; ohoooo malı götürmüştür yani teoride; "pratik olmasa da olur" pollyannalığında yuvarlanır gider...

3 - Tabi 2. maddenin bir de güzel kız-çirkin kız versiyonu da bulunmaktadır piyasada... Hepinizin de bildiği üzere her güzel kızın yanında ya da güzel kız grubunun içinde bir ya da birden fazla çirkin kız vardır. Yooo hemen "vurun kahpeye" modunda güzel kızımıza yüklenmeyelim. Bu ikili arasındaki ilişki Biyoloji derslerimizde gördüğümüz "mutualist" yaşamdan başka bir şey değildir. Zira güzel kızın güzel olduğu yanındaki çirkin kız sayesinde belli olurken; çirkin kıza ayıp olmasın diye güzel kızlar tarafından "ayyyy canuuummm saçların acccayiip güzel olmuuvvvşşşşş; yaaaee üstündeki yeni mi yaaaa var ya tam seni yansıtıyoooooo; bu tarz makyajj sana acayip gidiyooooooğğğ" şeklinde gaz vermeler suretiyle özgüven takviyesi yapılır; herkes mutlu olur... (1.maddede bahsedilen özgüvenin bir kısmı bu maddeden kaynaklanmaktadır:))

4 - Mahallenin en çirkin kızı hep en çabuk koca bulup evlenendir. Güzel kız ise garibim ne doktorlar ne mühendisler ister ama yine yalnızlığa talim eder; amiyane tabirle avcunu yalar... Herşeyi çabuk elde etme kuralı maddi manevi her şeyde işler; güzel kız az gideeeer uz gideeeer dere tepe düz gider ama geri dönüp baktığında bir arpa boyu yol alamıştır... Çirkin kızın o anda nerede, ne yaptığını söylemeyeyim de moraliniz bozulmasın...

5 - Çirkin kızım hep bir dönüşüm bir metamorfoz şansı vardır; çocukluğumuzun Çirkin Betty'sini hatırlayın; o suratına bakılmayacak kız bir süre sonra super sexy bir hatuna dönüşüyor; patronu matronu götürüyordu... Oysa güzel kız güzeldir; kimseyi şaşırtamaz; sürprizlerle dolu değildir; en fazla saç rengini değiştirir/saçını kestirir; o da maksimum bir hafta ilgi çeker; sonra yine invisible olarak devam eder hayatına....

6 - "Armudun iyisini ayılar yerler" prensibiyle malın iyisini heeep onlar götürür... Bunun yaşayan örneği benim taptığım adam Enrique tarafından her konserinde gerçekleştirilmektedir. Şöyle ki; Enrique konserlerinde Hero şarkısını izleyicilerden seçtiği çipeçirkin bir kızın gözlerine bakarak dudaklarından öperek "I can be your hero baby" diyerek söylemekte(Bkz: aşağıdaki video); bense bu sahneyi izleyiiipp böğüre böğüre ağlamaktayım... Haaa umudum var İstanbul konserinde beni de çıkarabileceğine dair o ayrı :D 




Eeee napalım hamide çirkinleşelim mi dediğinizi duyar gibiyim... Hayır ne münasebet... Biz yine Pentilerimizi giyiiippp platform topuklularımızla aşuftelik yapmaya devam edeceğiiizzz :) Ama kızlar söylemek istediğim son bir şey var: Çirkin kadın yoktur bakımsız kadın vardır... Cildinizi gençleştirmek, canlandırmak ve de güzelleştirmek için yapacağınız maskede kullanmak üzere 1 değil, 2 değil, 3 değil, 4 değil tam 5 KAVANOZ BAL 100 TL :DDDDD

22 Mart 2012 Perşembe

Bir dostu olmalı insanın...


Kötü günler geçiriyorum son zamanlarda... Ağlıyorum sürekli, kaldıramıyorum bazı şeyleri... Güçlü durmaya çalışıyorum herşeye, herkese rağmen... Kendimden kaybetmemek için çalışıyorum; kah başarıyorum kah beceremiyorum... Küçükken düşerdik de dizlerimiz kanardı ya, öyle hissediyorum... Dizlerim kanamış, oturmuş ağlıyorum... Yalnız, tek başıma...

Düşen o küçük çocuğu kaldıracak kimsem yok gibi geliyor... Beni koşulsuzca dinleyecek, hatta konuşmadan dinleyecek, haksız bile olsam benim tarafımda olacak, ağlarken başımı okşayıp gözyaşlarımı silecek, yok... Bencilce belki ama bu sıralar almaya ihtiyacım var dostlukta; vermekten çok... Bazılarınız "sadece kendimi düşünen, kötü günümde yanımda olsunlar iyi günde ben kendime yeterim" zannediyorsunuz eminim... Duydum çünkü zamanında bunu da... Duydum ve sustum... Kendi içimle, kendimle dost oldum... Ama şimdi kendi kendime yetemez oldum...

Farklı yerlerde, farklı hayatlar yaşasa da; farklı karakterlerde, hayat görüşlerinde olsa da; yıllardır görüşmese ya da her dakika yüzünü görse de bir dostu olmalı insanın...

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
"Nereden çıktın bu vakitte"dememeli,
Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini"bilmeli;
Dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
Köklenmeli hayatında;
Sen,her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli.
Kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları.
Dalları bitkin başına omuz,
Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli,
En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o,
Sözünü eğip bükmeden söylemeli,
Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece,
Asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli
Ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
Övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin,
"Hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının;
Günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen,sana senden çok çok güvenen bir sırdaş...
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında,onun gözünden gelmeli yaş...



CAN DÜNDAR...

10 Mart 2012 Cumartesi

Nasihatler benden size :))


(photo by Wear a Smile)

Blogunuza işinizle ilgili birşey yazmayın; iyi ya da kötü... Hmmm sonra, blogunuzdan yakın iş arkadaşlarınız dışında diğer iş insanlarına bahsetmeyin. Ve bence iş hayatında kimseye güvenmeyin... Eveeet nasihat faslını  geride bıraktık :))

Hadi beybiler, güzel iyi ve de mutlu haftasonları :))

(Bu arada Diloş'un çekilişi için sizleri buraya alalım)

6 Mart 2012 Salı

@Pucca'dan ilham aldım :)))



Şu an gözümden uyku akıyor yemin ederim; sabahtan akşama kadar çalıştığım yetmezmiş gibi bir de akşamları keçeli kalemlerimle kuşe kağıt baskı CDCS kitabımda yazanların altını çize çize ders çalışıyorum. Az önce de "Taşıma Belgeleri" adlı o güzel üniteyi bitirdim. Güzel dediğime bakmayın gerçi; bir ünite 80 sayfa olur mu lan? Ayrı bir kitap o; ünite dediğin şey kısa olmalı çalışması kolay olmalı ne bileyim resimlerle falan yazı kısmısı azıcık olmalı. Yok anam işte bunda öyle değil, bildiğin her yeri kullandıkları yetmezmiş gibi bir de almışlaar ünitedeki sayfa sayısını 80'e çıkarmışlar!!! Hasbinallah demeden duramıyor insan... Ben de bir huy vardır, mesela çalışırken ünite sonuna kaç sayfa kalmış bakarım ki az kaldıysa gaza gelip bitireyim, çok varsa da "aman yaaeee yarın çalışayım" bırakayım :) O hesapla bir sonraki iki ünitenin sayfa sayılarına baktım, ne de olsa yarın çalışcam; ona göre Kuzey Güney'imden fedakarlık etcem çünkü. Aboovv bakmaz olaydım; 7.ünite neyse yarın kasarsam bitiririm 40 sayfa mı ne... Ama ya 8.ünite? Allahım akıllara zarar ya, tutam tutam alıyorum sayfaları bakıyorum başlıklara; abartmıyorum aynen şu yazıyor: "8.2.5.1.12" Böyle başlık mı olur amk? Nasıl şevk gelsin nasıl çalışayım ben bu üniteye? Hayır sınava kalmış şurada 35 gün falan; ben daha 12.üniteye kadar çalışıp tekrar başa dönüp bir daha okuyacağım. - Bu arada dipnot: dili ingilizce- Ayyy neyse işte 8.ünite kabusumdan sonra kapadım kapağı açtım bilgisayarı; planladığım yazıyı bugün yazayım dedim...

Bunca şey arasında bildiğiniz gibi 82746262 dizi takip etmenin yanısıra haftada iki kitap bitirmeye de çalışıyorum(ders kitabı değil bildiğiniz normal insanların okuduğu roman hikaye komikli şakalı şeyler :)) Neyse bu akşam itibariyle bitirdiğim kitap nam-ı diğer blogger @PuCCa'nın ilk kitabı Küçük Aptalın Büyük Dünyası'ydı... Ben bir kitabın beni böyle insan içinde delice güldürdüğünü hiç hatırlamıyorum. Sabah servisteyiz herkes uyuyo, yanımda oturan kocam da buna dahil olmak üzere; ben kitabı okudukça gülüyorum :) Hayır bir yandan bitirmek istiyorum, bir yandan da bitmesin hem Erikli, Pekmezli, EsmaCeyhanlı yaşayalım istiyorum... Ama işte her güzel şeyin bir sonu var klişesiyle kitap bitti ben de kaldım :( 

Bu kadar negatif düşüncelerle dolu olduğum, kafamın bu kadar karışık olduğu bir zamanda beni bu kadar eğlendiren şeyin bu kitap olması ne kadar ilginç ve de güzel... Hem ayrıca @PuCCa'nın da bizler gibi blogger olmasından mıdır nedir böyle bir daha severek okudum kitabı...



Bir ropörtajını izlemiştim, 4 yıl blog yazmış sonrasında kitap yazmaya/çıkarmaya karar vermiş. Benim de çocukluktan beri kitap yazma hayalim vardır(ki girişimim olmuştu bununla ilgili lise sonda; onu başka bir gün anlatırım) böyle @PuCCa'yı dinleyince daha bir gaza gelmiştim; ben blog yazmaya başlayalı 1 yıl oldu; 4.yılımda tam da doğum izninde olacağım zamanlara geleceğini varsayarsak belki ben de bir yazar olabilirim ne dersiniz :))

Ayrıca kitabı okuduktan sonra @PuCCa hakkındaki tüm önyargılarımdan kurtuldum. Ne bileyim en son kitap fuarı faciasından sonra böyle arada kalmıştım ağzına mı s*çsam yüzüne gizledi diye yoksa "yani sonuçta kız Adriana Lima'yım demedi ki bizler kendi kendimize beklentiye girmişiz" desem bilememiştim. Ama bugünden sonra anladım ki önyargılı olmayacaksın. Meğer kız çocukluğunda neler çekmiş. Oha dedim ya. Yani o küçük kızdan büyüyüp de olan şey @PuCCa ise helal olsun ona. Bravo... 

Hayatı ti'ye almak gerek sanırım bazen; ve benim hiç yapamadığım şey bu... Oysa kendimi hırpalamak bana hiçbir şey kazandırmıyor; zira hayat zaten insanın ağzına yeterince s*çıyor... Bir de bizler kendi hayatlarımızın içlerine etmesek ne güzel olur değil mi dostlar...

Herkese iyi geceler, öpüldünüz...
(fotoğraf da yine narsist klasörümden :)))

(İzlemeyenler için @puccanın blogu ve twitterı)

1 Mart 2012 Perşembe

Kartalkaya'yı Ateşleyenler

Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?

Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.

Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.

İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.

http://www.facebook.com/BurnTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.