28 Haziran 2012 Perşembe

Yazı Dizi'si #7 - FALLING SKIES


Her hafta bir nadide diziyi tanıttığım bu ulvi yazı dizimde, bu haftanın dizisi Falling Skies… Hadi bakalım, bu sefer nasıl bir macerayla tanıştırıyorum sizi ;) 

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip & Tuck
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead


FALLING SKIES

Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2011 TV Series
Kanal: TNT
Oyuncular: Noah Wyle(Tom Mason), Drew Roy(Hal Mason), Maxim Knight(Matt Mason), Cannor Jessup(Ben Mason), Will Paton(Captain Weaver), Moon Bloodgood(Anne Glass)
IMDb Puanı: 6,9
SHDb Puanı: 7,5


Dizinin Konusu
Dünyayı uzaylılar istila etmiştir; bir grup survivor hayatta kalmak için hem uzaylılardan kaçmak hem de onlara karşı bir silah geliştirmek için savaşmaktadır. Normal hayatta tarih öğretmeni olan Tom Mason karısını istila sırasında kaybetmiş ve üç oğlunu korumaya çalışmaktadır. Ayrıca birlikte yaşadıkları toplulukta komutan Weaver’dan sonra iki numaralı adam olmuştur. Bir gün ortanca oğlu Ben uzaylılar tarafından kaçırılır; onu arama çalışmalarında uzaylıların dünyalı çocukları kaçırıp onlara koşum adında bir organ taktığı ve böylece onları kontrol ederek bedenlerini ele geçirdiği anlaşılır. Büyük bir savaş vererek Ben kurtarılır, sırtındaki koşum çıkarılır ama Ben’de değişiklikler olduğu fark edilir. Bu sırada uzaylılar ve hayatta kalan bu bir grup dünyalı arasında büyük bir mücadele sürmektedir.




Yine bir bilim kurgu tarzı bir dizi. İkinci sezonu başlayalı yaklaşık iki hafta olan Falling Skies; alışılmış uzaylı dizi/filmleri gibi değil. Bir kere uzaylıların vucüt bulduğu canlı basit uzaylılar gibi değil; kurgu ise gerçekten muhteşem. Bir bölüm bittikten sonra diğer bölüme geçmek için sabırsızlanıyorsunuz. Zaten yabancı dizilerin en sevdiğim yanı sadece 42 dk olmaları. Yani ardı ardına üç bölüm izleseniz bile bir film süresini geçmemiş oluyorsunuz neredeyse… Sözün özü sayın okur; Falling Skies da benim çok severek izlediğim ve sizlere de samimiyetle önerebileceğim çok güzel bir dizi :) 

Dizinin mottosu:  
We’re not fighting for our lives. We’re fighting for our existance…

İyi seyirler…
(Görseller alıntıdır)


26 Haziran 2012 Salı

Annemi dinleyeydim...

Yazacak konu bulamadığım bir Salı gününden merhaba sevgili okur… Sıcaklardan mıdır bedendeki tatil açlığından mıdır yoksa hafta sonu yaşadığım koşuşturmanın yorgunluğundan mıdır bilemem ama içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor valla… Biliyorum benim gibi düşünen bir sürü kişi var; plazaya tıkılmış klimanın serinliği ile tatili iple çeken modern köleler!!! İçinizi kararttım di mi :) Domestos reklamlarındaki klozet mikrobu gibiyimdir; karamsarlığımı anında yayarım :)

Tatilsizlik zor şey canım okur; öğrencilikte har vurup harman savurduğun o kooooskoca üç ayı şimdi İş Kanunu üç haftaya sıkıştırıvermiş!!! Öğrenciyken kekaydı tabi; 12 yıllık eğitim boyunca ya sabahcı ya öğleci olurdun; sonra kalır sana yarım gün… Üniversitedeyse işler daha güzel, derslerini ona göre aldın mı haftada bir iki gününü boşaltabilirsin bile… Ama nankör zihniyet bundan bile şikayetçi olur: “sabah 9’a ders mi konur yaeeeeeeee, hocam erken bitirelim miiiiii” yayık ağızla zırvalarsın. Daha da zındığı yerine imza atma olayıdır ki, notları sonrasında iyi not tutan her derse giden çalışkan ama inek olmayan paylaşımcı arkadaştan(örn: Benden) alınsın; o dersi bir güzel geçersin. Üç ay tatilde de 15 güne staj koyan okul yönetimine söversin, “tatilimin içine ettiler” diye arkadaş ortamlarında staja gidiyor olmanın verdiği saklı gururla caka satarsın…



Kıymet bilmez yetişen bu bedenler, ola ki özel sektörün kanlı çarklarına düşmeyegörsün… Bünye aşırı doz alıp altın vuruş yapanlar gibi çarpılır; tuzlu su görmüş hücre gibi büzüşür; bir damla suya, parıldayan güneşe muhtaç halde dolaşırsın. O 15 günlük izin gelince de hasar görmüş beyninle, çevreye tatil fotolarıyla, twitleri, facebook iletileriyle geçici rahatsızlık verirsin. Zararsızdır ısırmaz, azıcık sabreyleyin, izni zaten hemencecik biter…

Anacığım bir zamanlar heves etmişti garibim, öğretmen olayım diye. “ben kim öğretmenlik kim anne” dedim ona; zira ben 5-10 yaş arası futbolcu, 10-15 yaş arası GATA’da askeri doktor, 15-17 yaş arası paleontologdan metalurji mühendisliğine kadar geniş bir yelpazedeki meslek gruplarını olmayı istemişken, 18’de Endüstri Mühendisliğinde buluvermiştim kendimi. Öğretemem ben, yani sabırsız yapım ve tezcanlılığım(annemin tabiriyle çıkık canlı oluşum) yüzünden öğrenmeyen çocuğa çok pis sinir olurum. Ben 8 yıllık öğretimi boyunca kardeşim gibi bi conconu eğitmeye çalıştım; ömrümü yedi, kardeş diye kafaya patlatabiliyon, “beyinsiz misin nası anlamazsın beaaaa” diye carlayabiliyon; elin çocuğuna öyle yapamazsın; sinirin içinde patlar, felç olur kalırsın hafazanallah… Neyse vesselam olmadım öğretmen…



İyi b*k yedin derler bu lafın üzerine… Şimdi öğretmen arkadaşlarım kızmasınlar da; yani rahatlar be sevgili okur!! İki ay tatil var, dersin bitti mi işin bitiyo; benim gibi karganın bile uykusundan uyanıp kahvaltısını etmediği bir saatte kalkıp akşamın kör saatinde evine varmıyosun. (Yorumda carlamak için hazır bekleyen tiiçır varsa başım gözüm üstüne; biliyorum insanla uğraşmak eğitmek kolay iş değil, ona lafım yok!! Benim gözüm tatilinizde:))

Geçti Bor'un pazarııı sür eşeği Niğde’ye diyorum bu saatten sonra sevgili okur… 15 güncük iznimle yetinmeyi bileyim; çimil çimil su görmemiş kurbağa gibi tatillerimde Ankara Belediyesi stayla çevreme geçici rahatsızlık vereyim :D Ahhh ahhh 5-10 yaş arasındaki tercihimde ısrarcı olacaktım; hiç olmadı futbolcu koca bulacaktım. Too late for both :DDD

Bu arada DeliKitabın süper bi çekilişi var; deli kitaplar veriyor hakkaten; katılmak için buradanbuyurun :)


20 Haziran 2012 Çarşamba

Yazı Dizi'si #6 - THE EVENT


Yaralı bir ceylan olsam da şu an görev aşkıyla yazı dizimizin 6. yazısıyla karşındayım sevgili okur. Pazartesi iki dişime dolgu yapıldı, dün elime kaynar su döküp yaktım, bugün de bir dişime dolgu yapıldı derken dağılmış haldeyim, Allah ıslah etsin beni :) Neyse uzatmadan sıradaki dizimize geçelim, The Event sizlerle…

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip & Tuck
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead


THE EVENT

Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2010 TV Series
Kanal: NBC
Oyuncular: Jason Ritter(Sean Walker), Sarah Roemer(Leila Buchanan), Blair Underwood(President Elias Martinez), Zeljko Ivanek(Blair Sterling), Laura Innes(Sophia Maguire), Ian Anthony Dale(Simon Lee)
IMDb Puanı: 6,9
SHDb Puanı: 7,5



Dizinin Konusu
1960 yılında Alaska’ya düşen uzay gemisinden kurtulan insan görünümlü uzaylı varlıklardan yaralı olanlar Amerikan hükümetince gizli bir hapishanede tutulurken, kurtulanlar halkın arasına karışık yaşamaya başlamışlardır. Yıllar geçmesine rağmen hiç yaşlanmadıkları için sürekli yer ve kimlik değiştirmekte ve dünyayı ele geçirme planları yapmaktadırlar. Günümüze kadar kamufle olarak gelmeyi başaranlardan bazıları normal insanlarla evlenmiş ve melez bir ırk yaratmışlardır. Bunlardan biri olan … küçük kızı şantaj amaçlı kaçırılır, büyük kızı  Leila ve kızın sevgilisi .. eve geldiklerinde anne ve babasını öldürülmüş halde bulur. Erkek arkadaşıyla birlikte kardeşini bulmak ve anne-babasının neden öldürüldüğünü öğrenmek üzere yola çıkarlar. Bu sırada dünyayı ele geçirmeye çalışan uzaylı ırkı Amerikan Başkanı’na bir suikast düzenlemey kalkarlar. Engellenen suikast sonrası pazarlığa başlayan uzaylılarla Amerikan hükümeti arasında ciddi çekişmeler yaşanır.





 Bilim kurgu gibi görünse de flashbacklerle tüm detayları veren ve izlerken sıkmayan bir dizi. Bir çok dizi gibi Amerikalılar bunun da kıymetini bilemediler ve 22 bölüm sonra dizi iptal edildi. Bittiğine çok üzülmüştüm, zira Lost saçmalığına 6 sezon verip de sonunda “aslında biz yoğuuuz, ada hiç yoğğ” diyerek milleti p*ç gibi ekran başında bırakan yapımcılar neden Event’i devam ettirmediler anlamadım… Neyse yine de siz 22 bölümü izleyin bence, komplo teorisi ve bilim kurgu severlerin hoşuna gideceğinden eminim gençler :)

İyi seyirler…

19 Haziran 2012 Salı

Burn: Şehrin Enerjisi!

Burn’ün sunduğu www.sehrinenerjisi.com’da kullanıcı İstanbul’un farklı bölgelerini temsil eden sesleri, Doğuş Çabakçor ile Ozan Çolakoğlu’nun müziğiyle mix’leyip özgün şarkısını yaratabiliyor. Polis sireni, adalardan fayton sesi, metro gişesi, dolmuşçu, vapur sesi gibi bir çok sesin İstanbul haritası üzerinde temsil edildiği uygulamada, kullanıcı istediği sesleri müziğinin bir parçası haline getirebiliyor.  Kullanıcı dilerse mikrofon aracılığı ile kendi istediği sesleri de İstanbul haritası üzerine ekleyip özgün şarkısının içerisine dahil edebiliyor.

İstanbul’un seslerinden güzel bir mix yapmak isterseniz: www.sehrinenerjisi.com  
Facebook: https://www.facebook.com/BurnTurkiye
Twitter: https://twitter.com/#!/burn_tr



 Burn

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Gudubet bir salı....

Bu sefer size coşkuyla merhaba diyemiyorum sevgili okur... Malum ülkemizde kötü olay olmayan gün yok!! Pazar günü iki polise yapılan silahlı saldırıya uğramış, biri şehit olmuştu. Dünden beri İstanbul'da trafik çilesi aldı başını yürüdü. Bugün bir metrobüs yolundan çıkarak kaza yaptı. Şanlıurfa cezaevinde çıkan isyan, yanarak ölen mahkumlar... Ve en acısı bu sabah yaşandı: Hakkari'de 8 askerimiz şehit oldu, 15 askerimiz de yaralandı... Allah ateş düşen yuvalara sabır versin... 

Tüm bunların yanı sıra günlerdir dişçi ile yakın bi ilişki içinde olan ben, bu sabah koca bir kettle kaynar suyu elime döktüm... Sağ elim haşlandı :( Fena durumdayım oofff offf. Bu postu da tek parmakla yazmaya çalışıyorum, yoruldum valla... Allah kimsenin hiçbir uzvuna zeval vermesin!!!!

17 Haziran 2012 Pazar

Kuaför Sorunsalı...

Güzeller güzeli bir haftasonunun daha son saatlerinden merhaba sevgili okur... Gördüm; kiminiz 'biiç kılab'lardan fotolar koydunuz, kiminiz sergi sergi gezdiniz, kiminiz babalar gününü kutlamak adına brançlara attınız kendinizi... Eeee böyle bir hafta sonu geçirdiğiniz için yarın "oooofff iğrenç pazartesi, ay heyt mandey, yine pazartesi sendromu..." vs vs gibi twitler görmiyim ona göre... Efendi gibi işinize gidin hasta etmeyin adamı!!!

Neeyse bu güzide pazar akşamı kuaför sorunsalı açayım dedim. Nerden mi çıktı? Şu an yazıyı kafamda loreal paris kumral boya ile saat doldururken yazıyorum, aha işte ordan çıktı!! Önümüzdeki iki hafta boyunca düğünlere gideceğiz, o yüzden bu haftasonunu recovery'e harcayalım dedim.



Üniversitede bi hocam vardı, Emin Hoca, "boşuna okuyorsunuz açın bi kuaför bi boya 150 lira, köşeyi dönersiniz" dedi dedi de dinlemedik, modern köle olduk hepimiz. Ama şimdi düşünüyorum da adam haklıymış. Nerede açarsanız, nasıl hizmet verirseniz verin kadın ırkı devam ettiği sürece varolacak tek sektör kuaförlük ben size söliim!! Manikürü, pedikürü, boyası, dip boyası, sir ağdası, yarım bacağı, tüm bacağı, koluydu, koltukaltıydı, malum yeriydi derken her santimetre karemizden para kazanıyor la adamlar! 

Hele yaz mevsiminin geldiği şu günlerde, herkes aşındırıyordur kapılarını valla... Eee malum denize girilecek, kışın koyverip uzatılan tüm kıl-tüy neşriyatından kurtulmak lazım!! Canımız acıya acıya yoldururuz kendimizi... Aaaa ayrıca biiçlerde bakımlı ayaklar ellerle salınılmalı, eee firençiydi, ojesiydi onları da yaptıralım hazır gelmişken... Saçlar da yıprandı kışın tabi kutup soğuklarından, önce bi saç maskesi sonra boya sonra da şöyleee krepe balyaj mı yaptırsak ama doğal olsun ona göre geçen Nefaset yaptırmış ııyyyğğğgg çamaşır suyu sıçramış pijamaya dönmüş valla saçları benimkini tenime göre yapıver Erdicim olur muuu... Evet saç da tamam... Kaldı yüz bakımı!! Tek kaşa dönmüş kaşlar alınır, Güneri Civaoğlu gibi uzamış sakal bıyık da toparlatıldı mııııı valla Cenifır Lopez halt etmiş süper olduk!!



Ödemeyi yaptıktan sonra çıkıp gideceğin için öncesinde tüüüüm kuaför arkadaşlarımız çay, kahve, meşrubat ve de soğuk su ihtiyacımızı karşılarlar sağolsunlar. İçimize oturmasın, hazmetmesi kolay olsun diye... Yaa işte veren değil alan olmak vardı bu kuaför cemiyeti camiasında sevgili okur... Çünkü Cenıfır etkisi en fazla bir gün sürerken kuaför arkadaşımızın kasasını paracıklarımız günleeerce ısıtıyor...

Hizmet sektörü, arz talep eğrisi, serbest piyasa ekonomisi vs vs... Kimsenin ekmeğinde gözümüz yok! Varsın bir gün sürsün be Jenıfırlığımız, helal olsun emekçi kardeşlerimize, Elidorun saç uzmanı Tomas Too'ya, Erdiciime, hepsine...



Allahtan kılım tüyüm hiiiç çıkmaz(dilimi ısırayım :p), boyayı dersen annem hallediyo, yüz bakımım ipana-clinique ikilisi yetiyo!! Ben kendimi kurtardım, sen düşün sevgili okur :DDD

İyi haftalar:))

PS: Yazıyı yayınlamadan önce saçımı yıkadım kuruttum... Sonuç: Perfectooo :))

14 Haziran 2012 Perşembe

Yazı Dizi'si #6 : DEXTER


Ve ve veeee sıra en sevdiğim diziye geldi: DEXTER… En sevdiğim seri katil, başarılı bir kan analisti ve süper baba J Sözü fazla uzatmadan anlatmaya başlıyorum.

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip & Tuck
·         Person of Interest
·         Pacific
            ·                  Sherlock Holmes
·         Rizzoli & Isles
            ·                  Suits
·         Spartacus
·         The Walking Dead


DEXTER
Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2006 TV Series
Kanal: Showtime
Oyuncular: Micheal C. Hall(Dexter Morgan), Jennifer Carpenter(Debra Morgan), James Remar(Harry Morgan), Lauren Velez(Lt.Laguerta), David Zayas(Sgt. Angel Batista), Julia Benz(Rita Bennett)
IMDb Puanı: 9,1
SHDb Puanı: 10




Dizinin Konusu
Miami Metro Police Department’da kan analisti olarak çalışan Dexter, kendini aslında masum insanları öldüren katillerin Azraili olmaya adamış bir seri katildir. Bebekken biyolojik annesinin öldürülmesi sonucu onun cesedi ile birlikte kan havuzunun içinde bir gece geçirmiş, onu bulan dedektif Harry Morgan tarafından evlat edinilmiştir. Büyüdükçe atlatması gereken bu travmatik anıyı atlatamayan Dexter’ın hayvanları öldürüp gömdüğünü gören üvey babası, Dexter’ın öldürme içgüdüsünü ölmeyi gerçekten hak eden suçlulara yöneltmesi konusunda onu eğitmiştir. Büyüyüp kan analisti olup da cinayet masasında görevli ekipten biri olunca Dexter’ın işi kolaylaşmıştır. Seri cinayetler işleyen suçluları arayan ekip Dexter’ın da aralarında bulunduğu ekip olunca katillere, delillere ulaşması hiç de zor olmamaktadır. Tüm bunların yanında normal bir hayat sürmeye çalışan Dexter’ın en büyük destekçisi dedektif olan üvey kardeşi Debradır. Debra, Dexter’ı öz kardeşlermişçesine çok seviyor; ona hep bir şekilde göz kulak olmaya çalışmaktadır. Tüm bu karışıklıkların içinde evlenen ve de baba olan Dexter’ı oğlu Harrison’un karanlık yönünü ortaya çıkarmamak gibi de zor bir görevle karşı karşıyadır.

Eylül 2012’de 7.sezonu yayınlanacak Dexter,  listemdeki diziler arasında top 3’e oynayabilecek nitelikte. Her sezon Amerika’yla birlikte biz de iple çekiyoruz onun başlamasını. Onlar Pazar gece izlerken, biz hemen pazartesi günü kuruluyor koltuğumuza onun karanlık dünyasını keşfedebilmek için…




Belki bilmeyininiz vardır; Dexter’da bir kitaptan uyarlama ile yola çıkan bir dizi. İlk sezonu Jeff Lindsay’in yazdığı Delirtici Düşlerin Dexterı adlı kitaptan uyarlanmış. İlk iki sezonu izledikten sonra tabii ki gidip kitabı da aldım okudum. Kitap da başarılı ancak bir Dexter değil… Dizi mükemmele yakın bir cast’a sahip, kurgusu mükemmel. Her dizi için söylüyorum bunu ama bu en şiddetle tavsiye ettiklerimden bir tanesi inanın…

Bir de magazinsel bir ayrıntı vereyim sizlere. Dexter’ı canlandıran Micheal C. Hall 2009 yılında lenf kanserine yakalandı, Allahtan bu dönem dizinin tatilde olduğu döneme denk geldiği için tedavisini aralıksız yapıldı ve iyileşti. Bu dönemdeki en büyük destekçisi dizide kardeşi Debra’yı oynayan eşi Jennifer Carpenter oldu. Ancak ne yazık ki dizide başlayan yakınlaşmalarını evliliğe taşıyan çift, bu evliliği yürütemedi ve 6.sezonun başında ayrıldı. Çift, yayınlanan son sezon olan 6.sezonda da evli kaldıkları yıllarda olduğu gibi profesyonelce ağabey-kardeş rolünü oynayabildiler. (Bundan sonrası spoiler, diziyi henüz izlememiş olanlarınız bu kısmı atlasın pls) İronidir, gerçek hayatta karı koca olarak geçirmedikleri ilk sezon olan 6.sezonu, senaristler Debra’nın Dexter’a karşı bastırılmış bir aşk yaşadığı üzerine kurgulamışlardı J






Bu kadarı yeter sanırım… Off yazınca fark ettim Dexter’ım gelmiş; ama eylüle kadar beklemek zorundayız L

Ama Dexterla yeni tanışmış olanların 6*12’den 72 koca bölümünüz var izleyecek. Eee hadi şimdi başlayın, eylüle kadar ancak biter J

İyi seyirler…

12 Haziran 2012 Salı

Ter Kokusu...!!!!!!!



Yapış yapış yaz mevsimine nihayet merhaba dediğimiz bu günlerde toplumun diğer bir kanayan yarası Ter Kokusu bugünkü konumuz… Iyyygggg diyerek burun kıvırıp suratını ekşittiğini biliyorum sayın okur, haksız da değilsin gerçekten. Hava güneşte 40 derece, nem dersen almış başını yürümüş hele bir de dışarıda çalışmak zorundaysan terlememek mümkün değil. Bu yazıda güneşin alnında çalışmak zorunda kalan emekçi kardeşlerimizi hariç tutuyorum; zira hepimiz güneşin altında accık dolaşsak sucuktan hallice şıpır şıpır oluveriyoruz. Mesaisini böyle geçiren insanların yapabileceği bir şey yok diyorum ve asıl mevzuya geçiş yapıyorum.

Hadi simitçi amcam terliyor da, sen neden terlersin be plaza insanı. Yok sorumu yanlış sordum, neden terlersin değil. Zira ntvmsnbc’nin 16.07.2008 tarihli bu haberinde de detaylıca anlatıldığı gibi; Terleme tümüyle istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir fonksiyonudur. Üstelik vücudumuz için iki önemli işlevi vardır; cildi nemlendirip, vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine katkıda bulunur. Ter aslında salgılandığında renksiz ve kokusuzdur. Fakat, bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla çoğalarak bu salgının kötü kokmasına neden olur.

İşte bizim de meselemiz ter kokusu… Herkes her sıcaklıkta terleyebilir, evet lafım yok. Ama terin kokuyorsa önlem alacaksın be plazadaşım!! Porselen makyaj, seksi elbise, parlak ten rengi çorap, seksi topuklu ayakkabı giymeyi biliyorsun da yanımdan geçerken bıraktığın kokarca misali o koku forsunu sıfıra indiriyor haberin yok, nası olcak!! O yılan derisi desenli pantolonu Roberto Carlos bacaklarına sokmakla uğraşacağına koltukaltına bi Rexona, bi Dove sıksaydın ya… Ekşimiş peynir gibi kokmana rağmen havalı havalı dolaşıyorsun ya hastayım özgüvenine. Ayrıca kadın milletinin kendi cinsinden başka düşmanı yok arkadaş! Yav arkadaşım, yanındaki böyle kokuyor hem sana yazık hem de bizlere yazık. Kenara çekip söyleyiversen… Söyleyemiyorsan da “Aaaa Nefaset geçen kendime deodorant almıştım, bi alana bi bedavaymış bunu da al sen kullan” deyiver be anam!!! (adı Nefaset olan varsa aman yorumunda saldır bana e mi unutma ;))

Kadınlara carladım diye kurtulduk sanmayın sakın erkek milleti… Siz de Axe kızlarının g*tlerine bakacaanıza reklamlarda, gidin bi Axe alın da sıkın Allah rızası için. İçinden çıkan şifreyi de 2332’ye gönderirsiniz de, o salya akıtarak baktığınız aşiftelerle futbol oynama şansınız olur; hem de leş gibi kokmadan!!!!!