30 Ağustos 2012 Perşembe

Yazı Dizi'si #15 - SHERLOCK


Bu kez tatildeyim diye yazı dizimde kaytarmadım, bir hafta öncesinden yazdım, taslaklara kaydettim, günü geldi ve işte yayında :) Sıradaki dizimiz, yine bir mini dizi, İngiliz yapımı ve bol bol İngiliz aksanına maruz kaldığımız Sherlock

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip/Tuck
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead


SHERLOCK



Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2009 TV MiniSeries
Kanal: BBC One
Oyuncular: Benedict Cumberbatch(Sherlock Holmes), Martin Freeman(Dr. Jonh Watson)
IMDb Puanı:9,2
SHDb Puanı:8,0



Dizinin Konusu
21. yüzyılda, günümüzde yaşayan Sherlock Holmes, tesadüf eseri tanışıp eski doktor-asker John’u ev arkadaşı olarak Baker Sokağı’ndaki mütevazi dairesine alır ve birlikte yaşamaya başlarlar. Bu arada gizemli birkaç cinayet sonrası polis teşkilatı Sherlock’tan yardım ister. Sherlock’un ayrıntıları hemen seçebilen dahi beyni ve John’un yardımıyla cinayetler bir bir gün yüzüne çıkarılır.

Aslında bu dizi ile ilgili anlatacak pek bir şey yok. Zira hepimizin okuduğu o sürükleyici Arthur Conan Doyle hikayelerinin çok benzerini işliyor dizi. Sadece olaylar günümüzde geçiyor, tek fark bu. Onun dışında Sherlock aynı Sherlock. Türk kanallarından CNBC-e’nin yayınladığı mini dizinin bir sezonu 3 bölümden oluşuyor; bölümlerin uzunluğu ise 1,5 saat gibi uzun bir süre. O yüzden film tadında geçiyor zaman…

Tavsiyelerimle efenim :p

İyi seyirler…

(Görseller alıntıdır)

26 Ağustos 2012 Pazar

Kitap Kulesi: H&T Towers :))

Herkesin kitap kulesi olur da benim olamaz mı dedim!!! Bu arazi bomboştu, aldııım, 10000 TL peşinata herkese daire yapıcaz dedim, yaptıııım olduuuu!!! (Allahım içime Ali Ağaoğlu kaçtı, evdeki en pahalı şeyler olan bilgisayarla plazmayı parçalayasım var :))

En son Düş Kızı'nda gördüğüm kitap kulesinin ardından kule olmaz böyle olur diyerek, okunmayı bekleyen kitaplardan kulemi diktim...... 


Gördüğünüz üzere gayet çok katlı ve yılsonunda tamamlanması beklenen 6+0 (bu espriyi yapmazsam olmazdı :p) ultra lüx kitaplardan oluşan H&T Book Towers :)))

24 Ağustos 2012 Cuma

Dansa Davet...

Nihayet cumayı getirdik diyerek başlamıyorum bu sefer; zira yukarıdakine ayıp olacak haftaya çarşambadan başlayınca nankörlük etmeyelim di mi :) Mis gibi cuma, haftanın son iş günü, herkes planını yaptı haftasonu için, ohh ne güzel... Günün anlam ve önemine binaen eğlenceli bir yazıyla kapatalım haftayı!!

Çoğunuzun okuduğu ancak benim kitap almam yasak olduğundan henüz okuyamadığım 80'ler ve 90'lar kitaplarında mutlaka o dönemin çocuk oyunlarına değinilmiştir. Geçenlerde Reyhan da yazmıştı bir yazısında zamanında oynadığımız oyunları. Geçenlerde de bir aile buluşmasında gençler olarak sohbet çocuk oyunlarına geldi, peheeeeyyy neler oynamışız dedik. Şehirden şehire oyunların adı değişse de oynanan oyunlar ve kurallar hep aynıymış. Hayır, o zaman youtubedur facebooktur onlar da yok; nasıl globalleştirmişiz acaba oyunları? Baksana İzmir'de büyüyen de, Kayseri'deki de, Mardin'deki de biliyor o yıllarda oynadığımız oyunları. Sanırım sebebi oyun parklarında "kızım hadi sen in de biraz da benim kızım sallanıversin biz uzaktan geldik bak misafir sayılırız" deyu bizleri salıncaktan indirip kendi suratsız çocukta bindiren teyzeler ve o meymenetsiz çocukta gizli. Çünkü o sümüklü kıza salıncak verildiği an beslenen nefret, kızın mahallede kalış süresi ile ters orantılıydı. Bir süre sonra kızla arkadaş olunur, oynanan oyunlara katılmasına izin verilir, sonra o kendi yaşadığı yerdeki oyunları öğretir, böylece oyun dağarcığına bir tanesi daha katılmış olurdu. Evet evet eminim oyunların yurt genelinde böyle yayıldığından :)


Neyse benim zamanımda özellikle de ilkokulun son yıllarında oynadığımız bir oyun vardı: Dansa Davet... Hatırladınız mı? Eşit sayıda kız ve erkekten oluşan iki grup yapılır. Oyuna başlayan takımdaki(kızlar olsun) her kız karşı takımdan bir erkek seçer, sonrasında erkeklerimiz birer birer hangi kız tarafından seçildiğini tahmin ederek onun yanına gelip "dansa davet" der. Eğer doğru kızsa, kız onun elinden tutar bi kenara geçilir. Bilemezse de kız erkeğe "ayağımın altı 36" der!!! Nitekim sona kalan çift diğer çiftlerin ellerini birleştirmek suretiyle yaptığı tünelden** geçer, geçerken de sırtına bir ton yumruk yerdi. Tam olarak böyleydi bu oyun! Aslında hiç de adil olmayan bir oyundu; bi kere her iki tarafta seçim yaparken hoşlandığı kızı/erkeği seçerdi, kaza bela grupta böyle bir ilişki içinde olmayan varsa her oyunda o ikili yerdi yumruğu. Bir de mesela Nefaset Rıfkı'dan hoşlanıyor ama platonik diyelim. Seçim yapılırken bu durumdan haberi olmayan Ayşe Rıfkı'yı seçerse, Nefaset'in en büyük düşmanı olur çıkardı. "Acaba o da mı seviyo Rıfkı'yı, evet evet seviyo gibi baksana nasıl da gülümsüyo, heh Rıfkı da ilk hakkında bildi, demek o da onu seviyo, Allahım hayat ne kadar acımasız hemen bir kutu aspirin içip kendimi öldürmeliyim" düşünceleri akıldan geçirilirdi :DDD Kızlarda böyle entrikalar içerisinde oynanan oyun, erkekler cephesinde tamamen dayak yememe üzerine odaklanmış bir strateji oyunuydu. Zira onlar kendileri seçilen tarafsa tüm kızların gözlerine bakıp, kendisine alık alık bakanı seçip giderdi. Ve evet, doğru çıkardı. Seçen taraf olduklarındaysa tamamen random, kah alfabetik eşleşme kah "bu sefer de onu ben seçeyim" kafasında seçimler yapıp kız takımının aşk haritasında karışıklık yaratırlardı. 

Yaptığım bu analize rağmen hala daha neden reddederken "ayağımın altı 36" gibi manasız bir laf söyleyip ayağımızın altını gösterdiğimizi hiiiç bilmem. Kesin o meymenetsiz şehir dışından gelen tiftik saçlı kızın işi, k*çından uydurdu, bütün mahalle de kandı, mal gibi bir nesil bu güzelim flörtleşme oyununun bir yerinde bu mantıksız lafı en az bir kez söyledi!!! Şimdi o kız büyüdü ve hepimizin hayatında. Eskiden uzaktan gelir bindiğimiz salıncağımızı alırdı, artık kocamızı, sevgilimizi alıyor, bindiğimiz dalı kesiyor aşifte :DDDDDD


Bu arada bu kadar yazıdan sonra merak edenlere, ben o yaşlarda sınıfta kimden hoşlanacağıma bir türlü karar veremediğimden tünelden geçip yumruk yerdim sırtıma :((

Sabrınız için teşekkürler sevgili okur... Yazarınız bu akşam itibariyle tatile çıkıyor ama kah önceden hazırladığım bant kayıtlarıyla kah canlı bağlantılarla sizlerle olmaya devam edeceğim :)) 

Hepinize iyi haftasonları

Sevgiler =^_^=

** Bahsedilen tünel aynı zamanda düğünlerde kına yakılırken davetliler tarafından mum tutmak suretiyle de yapılır, gelinle damat altından geçer.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Yazı Dizi'si #14 - RIZZOLI & ISLES


Yine bir dizi yine susmak bilmeyen bir ben ile karşı karşıyasınız… Sona yaklaştığımız bugünlerde sıra yine en sevdiklerimden birinde… Daha önceden şu yazımda da yer verdiğim Rizzoli&Isles bugünkü dizimiz… Anlatacak çok şey var, o yüzden hadi başlayalım: 

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip/Tuck
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead


RIZZOLI & ISLES


Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2010 TV Series
Kanal: TNT
Oyuncular: Angie Harmon(Jane Clementine Rizzoli), Sasha Alexander(Dr. Maura Isles),Jordan Bridges(Frank Rizzoli), Lee Thompson Young(Barry Frost), Bruce McGill(Vince Korsak)
IMDb Puanı:7,3
SHDb Puanı: 8,0


Dizinin Konusu
Boston Polis Departmanında dedektif olan Jane Clementine Rizzoli ve Baş Adli Tabip Dr. Maura Isles, şehirde işlenen cinayetleri başarıyla aydınlaacak kadar profesyonel olmalarının yanı sıra, normal hayatta da kardeş kadar yakın iki arkadaştır. Jane’in annesi, babası, birisi Boston PD’de polis memuru olan diğeri ise hapiste olan iki erkek kardeşiyle büyük bir aileye sahipken, Maura doğar doğmaz biyolojik babası tarafından evlatlık verilmiş, zengin bir ailenin tek çocuğu olarak büyümüş nispeten daha yalnızdır. Jane, dedektif olması ve iki erkek kardeşle büyümesinden dolayı daha maskülen giyinip davranırken, Maura tamamen feminen, cinayet mahallerinde bile döpiyesi ve topuklularıyla dolaşan bir hanımefendidir. Tüm bu farklılıklarına rağmen birbirlerini kardeş kadar severler. Jane’le birlikte BPD’de çalışan Dedektif Korsak ve Barry Frost cinayetleri aydınlatmaya çalışırken Maura’da onlara ölü bedenin verdiği ipuçlarını sunar.

Her bölümde yeni bir cinayetin işlendiği Rizzoli&Isles’da ilk sezon boyunca her yeni olayın yanı sıra süregelen bir Cerrah davası işlenmiştir. Takıntılı seri katil Charles Hoyt, birçok kadını öldürdükten sonra Rizzoli tarafından evinde yakalanmış; ancak onu tuzağa düşürmüş, ellerini neşterle yere sabitlemiş, tam öldürmek üzereyken Korsak yetişip Rizzoli’yi kurtarmıştır. Hapishaneye kapatılan Hoyt sezon boyunca bazen kendisi bazen de Çırak’ı tarafından Rizzoli’yi öldürmeye teşebbüs etmiştir.

Başarılı Gerilim-Polisiye yazarı Tess Gerritsen’in romanlarından esinlenerek hazırlanan dizide Hoyt ile ilgili bölümler yazarın Cerrah ve Çırak adlı kitapları baz alınarak senaryolaştırılmıştır. Tess Gerritsen, dizinin senaryo danışmanlığını yaparken bazı bölümleri de kendisi yazmaktadır.

Sıkı bir polisiye dizisi olmasının yanı sıra, mükemmel bir dostluğun anlatıldığı bu dizi benim en favorilerim arasındadır. Ayrıca dizideki başarılarının yanında normal hayatlarında da Jane(Angie Harmon) ve Maura(Sasha Alexander) çok düzgün aile hayatına sahip iki dosttur. Gencecik ve de incecik görünmelerine rağmen Angie Harmon’ın üç kız çocuğu, Maura’nın da iki kızı bulunmaktadır. Özellikle Angie Harmon idol kadınlarımdan biridir. Amerikan futbolunun önemli oyuncularından Jason Shreon evli olan Angie, Jay Leno’nun showunda rüya gibi bir evlenme teklifi ile evliliğe adım atmıştır.

Bunca laklaktan sonra artık izlersiniz diye düşünüyorum :) Birçoğunun kitaplarını okumuştur ama okumayan kaldıysa da Tess Gerritsen okuyun, harika kitapları vardır… Benden bu kadar görüşmek üzere…

İyi seyirler…

(Görseller alıntıdır)

Bunlar da bu geçtiğimiz yılki TÜYAP Kitap Fuarı'nda Tess Gerritsenli fotolarım :)




17 Ağustos 2012 Cuma

Hayata Gülümse...... :)))

1990'larda bilim adamları memelilerde beynin nasıl işlediğini, şartlandığını, öğrendiğini ve bir şeye karşı niçin alâka duyduğunu anlamak için bir seri çalışma yaptılar. Bunlardan birinde maymunların beynine elektrik voltajlarını kaydeden elektrotlar yerleştirdiler. Daha sonra maymunlara muz verdiler. Bilim adamları, maymunların muzları yeme esnasında beyinlerinin bazı bölgelerinde (premotor kortekste F5 bölgesi ve Broca alanı gibi) elektriklenmeler ve voltaj artışları gözlediler. Bu arada bir bilim adamı maymunun karşısında iştahla muz yemeye başlayınca, maymun muz yemediği hâlde, sanki muz yiyormuş gibi beyninden yüksek voltajlarla cevap vermeye başladı. Enteresan şekilde, bir başkası aynı işi yaparken, beyindeki aynı merkeze ait benzer bir grup nöronda elektrik faaliyetleri artıyordu. Biyolojik bir kaynak dışında, bazı hisler (iştah, şehvet, vs) tespit edemediğimiz bir yolla maymunları, insanları ve kuşları karşısındakini taklit etmeye zorluyordu. Neticede "ayna nöron" adı verilen bazı beyin hücreleri de aktif hâle geçiyordu.

Ayna nöronlar, başta işitme ve görme olmak üzere bütün duyular vasıtasıyla, dış dünyadan gelen sinyalleri alıp, âdeta onların fotokopisini saklayan hücrelerdir. Bu nöronlar taklit etme ve karşıdakinden öğrenme gibi bir süreçte kendilerine verilmiş rolü hassas bir şekilde yansıtmakta ve kişiyi elinde olmadan taklide meyyâl hâle getirmektedir. Bu durum beynin tamamen normal bir fonksiyonudur. İnsan elinde olmadan çevresindeki kişilerin mimiklerinin, hâl ve tavırlarının tesirine girer. Aynı davranışları o ânda hemen doğrudan sergilemese bile, beynine kaydeder. Televizyonda film seyrederken acıklı bir sahne gördüğümüzde kendimizi tutamayıp ağlamamız gayet tabiî bir hâdisedir. Kişi elinde olmadan bu davranışı göstermektedir. Bazen kendimizi gayriiradî başkalarının mimiklerini taklit ederken yakalarız veya nerede duyduğumuzu hatırlayamadığınız bir şarkının melodileri istemeden dilimize dolanır. Esneyen birinin, ortamdaki diğer kişilerin de uykusunu getirdiğini ve esnemelerin giderek arttığını çoğumuz biliriz. (Kaynak için buradan)

İşte günlük yaşamımızın bir çoğunda ayna nöronlar işbaşında gördüğünüz gibi. İnsan beyni başkalarının ruh halinden kolayca etkilenebildiği gibi, başkalarının ruh halini de bir o kadar etkileyebilir.

O yüzden hemen şimdi o asık suratınızı değiştirin, gülümsemeye başlayın... Etrafınızdakilerin de gülümsemeye başladığını göreceksiniz :) 

Unutmayın, gülümsemek bulaşıcıdır :D

İyi hafta sonları...






İçinde Yaşadığım Deri okuryatar'da....

Selamlar sevgili okur... Bayram tatili öncesi güzel bir cuma, herkes bir yerlere gidecek, yolculuk telaşı... Biz de yarın sabah Eskişehir'e gidiyoruz bayram münasebeti ile... Ama şu an yazma amacım bayramlaşmak değil :) Onu günü geldiğinde hallederiz, hemen cumadan bayram kutlayıp kaçmak yok efendiiiim :p

Sizler için okuryatar'da The Skin I Live In filmini tanıttım; tanıtımı okumak isteyenler:




16 Ağustos 2012 Perşembe

Yazı Dizi'si #13 - THE PACIFIC

Sabırla devam ettirdiğim dizi yazı dizimin son altı dizisine gelmiş bulunuyoruz; bu da demek oluyor ki, altı hafta sonra bundan kurtuluyorsunuz :p Her ne kadar en az yorum alan postlarım bunlar olsa da, sağ cenahta gördüğünüz en çok okunan on post arasında en az beş tanesinin yer alması beni çok mutlu ediyor. Neyse çok da uzatmadan bu haftaki dizimiz The Pacific’e geçiyorum.

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip/Tuck
·         Person of Interest
·         The Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead


THE PACIFIC


Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2010 TV MiniSeries
Kanal: HBO
Oyuncular: Joseph Mazzello(Sledge), James Badge Dale(Robert Leckie), John Seda(John Basilone)
IMDb Puanı: 8,3
SHDb Puanı:5



Dizinin Konusu
İkinci Dünya Savaşı sırasında bir grup Amerikan gencinin askere alınıyor ve sonrasında Pasifik Okyanusunda bulunan çeşitli adaları işgal etmeleri için gönderiliyorlar. Birçoğu daha önce silah tutmamış ve yaşları 16-20 arasında değişen bu genç askerler, savaşın kanlı yüzüyle karşı karşıya kalıyorlar. Çıkartma yaptıkları adalarda birçok arkadaşlarını kaybederken, birçoğu öldürmenin soğuk yüzüyle bu savaşta karşılaşıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın atom bombası atılarak sonlanmasından sonra evlerine dönen bu denizciler, bir daha asla eskisi gibi olamıyorlar.


Pacific, bence Amerikalıların kendi egolarını şişirmek amacıyla hazırladıkları bir dizi. Aslında bu savaşı insanı olmayan bir bomba ile sonlandırmalarına rağmen, küçücük küçücük adaları elde etmek için bir sürü insanın ölümüne sebep olmuşlar. Belki de kazanamayacaklarını anladıkları için atom bomnası yoluna başvurmuş bile olabilirler. Savaş ve tarih merakı olanların sevebileceği bir mini dizi olan Pacific, bu konulardan hoşlanmayanlara(örneğin bana:p) oldukça sıkıcı gelecektir.

İyi seyirler…
(Görseller alıntıdır)

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Öldüm der durur yine de yaşarsın...



Allah der ki;
Kimi benden çok seversen onu senden alırım.
Ve ekler;
Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.
Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur,
Sabır taşar,
Canından saydığın yar bile bir gün el olur.
Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür.
Düşman kalkar dostun olur.
Öyle garip bir dünya,
Olmaz dediğin ne varsa olur.
Düşmem dersin düşersin.
Şaşmam dersin şaşarsın.
En garibi de budur ya;
Öldüm der durur yine de yaşarsın...

Mevlana Celaleddin Rumi


Fazla söze gerek bırakmamış Mevlana: Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.........

14 Ağustos 2012 Salı

İnsanoğlunun Akar'larla İmtihanı...

Araştırmacı gazeteci ruhlu yazarınızdan hepinize kucak dolusu merhaba sevgili okur... Dün solaklar günü diye bir gün olduğunu bilgi dağarcığınıza katarak kazandığım sevap pointlerin çokluğunu görünce bugün de sizlerle yeni bir kuple bilgi paylaşayım dedim.

Blogun sağ cenahında da gördüğünüz üzere şu sıralar NTV Yayınları'ndan çıkan İkinci Cahillikler Kitabı'nı okuyorum; okuyanlar bilirler kitabın konsepti doğru bilinen yanlışları anlatmak ve doğrusunu aktarmak üzerine... İkincisinden de oldukça fazla şey öğreniyorum, işte size benim bugün öğrendiğim ve öğrenmekten hiç de hoşnut kalmadığım bir bilgi demeti:

Akar
Akar



Ev tozlarını hepiniz bilirsiniz, hele de alerjik rinit, astım gibi rahatsızlıklarınız varsa size hayatı zindan edebilir hayınlar... Ev tozunun bileşiminin ölü deri olduğu söylenir; ancak bu yanlışmış. Ev tozları labaratuvarlarda incelendiğinde tozun kaynağının hayvan derileri, kum, böcek artıkları, un(mutfakta) ve toprak varmış. Buraya kadar okeyiz. Ama bundan sonrası insanlığımdan tiksindirdi beni yeminle...

Her yıl bir un torbasını dolduracak kadar ölü deri dökermişiz, tabi bunların çoğu duş alırken suyla gidermiş. Peki kalanı ne oluyor derseniz? Kalanını akar adı verilen örümcek ailesinin küçük, tombul ve sekiz bacaklı fertleri tarafından afiyetle yeniyor. Yarım çay kaşığı tozun içinde(evet sadece bu kadarcık tozun içinde) bin kadar akar yaşamını keka bir şekilde sürdürürmüş... Yatağımız yastığımız halımız yani evin heryerinde milyonlarcası yaşıyor namussuzların. Toza alerjik bünyeniz varsa işte aslında toza alerjiniz olmuyormuş daaa bu işgalcilerin dışkısına alerjimiz oluyormuş (İşte makara ilk burada koptu bende, arkadaş dışkısı derken bildiğimiz dışkı, tamam bir santimin iki yüz ellide biri kadar boyutu olabilir ama dışkı dışkıdır arkadaş; ben yine toza alerjim olsun istiyorum, onun b*ku püsürüyle uğraşamam yani!!!)


Foliküler Akar
Bir de sayın okur, Foliküler Akar diye bir cinsi varmış bu sütübozukların, bunlar sadece insanların üzerinde yaşarlarmış. Uzun ve ince olan bu iğrenç yaratıklar, mikroskobik pençe ve ince şeklindeki ağızlarıyla deri hücrelerimizi deliiiip, kirpik tabanı gibi rahat yerleşebildikleri bir yere başkentlerini kuruuuup ömürlerinin sonuna kadar orada yaşayıp giderlermiş. Beyefendilerin eceli geldiğinde de vücudumuzda çözünüp giderlermiş.(Burada da ağlamak istiyorum, zira yüzümüzü mikroskobik düzeyde görebiliyo olsaydık, kurtçuklarla dolu bir görüntü ile karşılaşıyor olacaktık. Iyyy ıyyyy... Tiksindim yeminle. Bundan gayrı "Gözünün üstünde kaşın var" atasözümüzü, "Gözünün üstünde binlerce Foliküler Akar var" olarak değiştiriyorum ve başımı alıp gidiyorum!!!)



PS: Kadir geceniz mübarek olsun, dualarınızın hepsi kabul olsun inşallah. Sevgiler...