26 Eylül 2012 Çarşamba

Gel de katil olma!!!


Bu ülkede bi işe kalkışmak çok meşakatli bir şey sayın okur. 

Efenim ehliyet alayım artık, araba almam yakındır, kariyerimi de yapayım arabamı da kullanırım havasına gireyim dedim. Demez olaydım... Önce eve yakın ehliyet kursu araştır, hepsini ara fiyat al, her biri alakasız şeyler anlatsın, hatta biri saniyede 8684727 kelime konuşarak senin konuşmana izin bile vermesin... Hah tamam kursa karar verdik, şimdi de belgeleri hazırla bakalım...

Yok diplomanın fotokopisinin aslının noter onaylı tasdikli halinin...... diye uzayıp giden belgeden tutun da, adliyeden sabıka kaydına kadar her şeyi istiyorlar. Ama işte bende hata, sen 18'ini geçen her Türk ergeni gibi reşit olmanın tadını yaşamak adına gidip ehliyet almazsan, vay efendim TOEFL alayım, ay dur açıköğretim işletme okuyayım diye artizliklerle uğraşırsan bu yaşta işten izin alamaz koşturur durursun öğle aralarında belge peşinde...

Ben şunu anlamıyorum, bundan 5-10 yıl önce sen TCKN diye bi olay çıkardın, tüm bilgilerimiz o numara altında. Bunda mutabık mıyız? Ok. Şimdi ben sana kimliğimin fotokopisini versem ve sen oradan devlet kurumu olarak sorgulasan ebemin annesinin sabıkasına kadar herşeyi öğrensen ve beni uğraştırmasan olmaz mı? Hadi hadi kabul et olur... Ama mal olduğun için, bürokrasiyi çok sevdiğin için, kırtasiye sizler için cicili bicili defterler-kalemler değil de kağıt kullanımı anlamına geldiği için aynı devlete ait 8382812805 kurumdan teker teker belge toplamak lazım...

Ha bi de her yerden de alamıyosun belgeleri. Mesela sabıka kaydını öyle eskisi gibi bilimum adliyeden alamıyormuşsun efendim. Birçok adliye Çağlayan Adliyesine taşındığı için oradan alınıyor sadece(avrupa yakası için tabi bu) O devasa sarayda(!) buluyorsun, kuyruğa giriyorsun da alıyorsun sabıka kaydını. 12-13 arası öğle arası yapıyomuş amcalar, bilginiz olsun. Bu benim işime geldi ama bunu bilerek gidin kapıda kalmayın!!

İnsan bu devlette temiz olduğunu kanıtlamaya çalışırken katil olacak yani sözün özü bu sevgili okur... İşin gücün yok uğraş dur o evrak bu imza diye...


PS: 4.paragraftaki 'Sen' öznesinin karşılığı 'Devlet'tir. Bilgilerinize,

21 Eylül 2012 Cuma

Sitem - Nihal Yeğinobalı

Bu sıralar hiçbir şeye doğru düzgün vakit bulamıyorum. Sonbahar geldi, günler kısaldı diye belki de... Ne tam olarak ders çalışabiliyorum ne de defterime yazdığım yapılmasın gereken işler listesini eritebiliyorum. Size de böyle oluyor mu, yoksa sadece bana mı zaman'ın garezi?

Daha henüz 80'lerde Çocuk Olmak ve 90'lar Kitabı'nı sizlere tanıtmaya elim ermedi mesela; evde gözümün önünde bir yerde iki kitap da masumca bekliyorlar. Geçen hafta pazar günü yapacağım'dan bu hafta pazar gününe ertelendi tarafımca.

Yaklaşık yarım saat önce bitirdiğim Sitem'in de kaderi onlar gibi olmasın diye bir an önce yazayım dedim. Sonra damlaya damlaya göl olacak, altından kalkamayacağım... Kitapla ilgili arka kapak yazısı dışında ekstra bir şey yazmayacağım; zira kapak yazısı oldukça merak uyandırıcı :)


Arka Kapak:
Çocuktular, yeniyetmeydiler. Sıcak bir yaz günü, tenha Yeşilce kırsalının gizli bir bahçesinde bir kadının, âşığı tarafından öldürüldüğünü görüp kaçtılar. Tanık oldukları sahnenin cinayet değil, sevişme olduğunu öğrenince kanlarını tutuşturup zihinlerini kamaştıran ateş, onları erken olgunlaştırıp şehvet ve sevginin çıkmaz sokaklarına sürükleyecek ve sonradan, bu şehvet ve sevgilerin çarpıştığı yerde gerçek bir tutku cinayeti işlenecekti. Katilin kim olduğunu yalnızca iki genç kız biliyordu ve ikisi de ona âşıktılar. Onun sırrını saklamak için talep ettikleri sevda diyetini katil ödeyecek miydi, yoksa onlara mı ödetecekti ? Cinsellikle ilk tanışmanın ve başa çıkmaya çabalamanın sarsıntısını simgeleyen şaşırtıcı kurgusu ve giderek artan heyecan temposuyla bir psikolojik ve erotik gerilim romanı, Sitem. Beri yandan gerçekçi toplumsal dokusu ve yaşayan kişileriyle ´dönem romanı´ndan da tatlar sunuyor ve doğa tanımlamalarını duygusal gerilimlerle dokuyarak ´küçük kent´ ve ´kır´ atmosferini roman kişilerinden biri yapıp çıkıyor. Nihal Yeğinobalı´nın Mazi Kalbimde bir Yaradır adlı romanı da Can Yayınları arasında çıkmıştı. 

Çizilen Cümleler:

"Elimizdekilerin kıymetini elimizdeyken bilmesini öğrensek..." sy: 58

"...Ama tevekkeli demezler, birini çok sevmeyin, sonra Allah kıskanır da elinizden alır diye..." sy: 38

"Nefret aşkın arka yüzüdür." sy:294

"Demek ki sen, hangi nedenle olursa olsun, bir yerde, herkesten ve hepimizden daha çok, onun geçmişiymişsin Cenan..." sy: 357

Dipnot: Nihal Yeğinobalı elli yıl önce yazdığı Genç Kızlar adlı romanı o zaman için erotizm dozunun yüksek olduğunu düşünmüş ve yayınevine kitabı Vincent Eving adında yabancı bir yazarın yazdığını ve kendisinin de bunu çevirdiğini söyleyerek vermiştir. Sonrasında Genç Kızlar romanı yıllarca yazarı Vincent Eving, çevirmeni Nihal Yeğinobalı olarak onlarca baskı yapmış ve okunmuştur. Ancak günümüz yıllarında Nihal Yeğinobalı bu gerçeği açıklamış ve kitap kendi adıyla basılmaya başlamıştır.

20 Eylül 2012 Perşembe

Yazı Dizi'si #20 - TUM DIZILER


Sizlerle paylaştığım tüm dizileri aşağıya linkliyorum. Bununla da kalmıyor blogumun sağ cenahına kısayol olarak yerleştiriyorum ki kolayca erişebilesiniz :) Tamam, tamam alkışa gerek yok :p

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Coma
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip/Tuck
·         The Newsroom
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead

18 Eylül 2012 Salı

Yazı Dizi'si #19 - SPARTACUS BLOOD & SAND / GODS OF THE ARENA / VENGEANCE

Sen yazı dizimi bitirdim diye gerim gerim gerin, şişim şişim şişin; geçenlerde hepsini bir yazıda linklerken bir de ne fark edeyim!!! Spartacus’ü tanıtmayı unutmuşum… Ay nasıl utandım anlatamam. O anda hemen şeytan devreye girdi: Amaaan boşver onu da tanıtmayıver, sil gitsin kim fark edecek ki!!! Ben: Hayatttttaaaa öyle bir şey yapmam, ben kendiyle barışık, sorunlarıyla cesurca yüzleşebilen bir kadınım, hem Spartacus’ün neyi eksik, hatta fazlası bile var :p Onu da yazacağım deyiiip aldım kalemi elime :)

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Coma
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip/Tuck
·         The Newsroom
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead


SPARTACUS BLOOD & SAND / GODS OF THE ARENA / VENGEANCE


Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2010 TV Series
Kanal: HBO
Oyuncular: Andy Whitfield/Liam McIntyre(Spartacus), Lucy Lawless(Lucretia), Manu Bennett(Crixus), Peter Mensah(Doctore), Viva Bianca(Ilithyia), John Hannah(Batiatus), Craig Parker(Glaber/Claudius Glaber), Dustin Clare(Gannicus)
IMDb Puanı: 8,7 ; 8,8
SHDb Puanı: 8,0


Dizinin Konusu
Trakyalı bir asker olan Spartacus Roma İmparatorluğu ile birlikte kendilerine sürekli baskı yapan Getaelar’a karşı savaşmaya başlar. Ancak bir süre sonra doğuya çekilme kararı alan komutanları Glaber’a karşı gelerek köyüne döner. Bunu sindiremeyen Glaber Spartacus’ün köyüne saldırır, karısını kaçırarak Suriyeli bir tüccara satar. Kaçmayı başaran Spartacus Roma’ya gelir, şehrin alt kısmında yapılan ikili dövüşlerde dövüşür ve yenilmez ünvanı edinmiştir. O zamanların en iyi gladyatör okullarından olan House of Batiatus’un sahibi Batiatus bir gün onu bulur ve eğitmek için satın alır. Gladyatör olmaya bir süre direnen Spartacus sonrasında karısını kaçıran Gaius Claudius Glaber’dan intikam almaya yemin eder. Bunun için de çok çalışır, kısa sürede tüm Roma’da elde eder. Spartacus gelene kadar yenilmezlik unvanını elinde bulunduran Crixusla ise aralarında uzun süre anlaşmazlık yaşanır. Bu arada Batiatus’un evi Roma’nın tüm entrikalarının yaşandığı hale gelmiştir. 


Spartacus’ün karısını getirtmek için anlaştığı ancak sonrasında karısını öldürttüğünü öğrendiği Batiatus’un hanesini tüm gladyatörlerle birlikte işgal edip hemen herkesi katletmesiyle biten birinci sezonun arasında Spartacus rolündeki Andy Whitfield Lenf Kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Onun yerini hemen dolduramayan yapım şirketi, ikinci sezon olan Gods of The Arena’da Batiatus hanesinin nasıl duruma geldiğini, Crixus’un yenilmez oluşunu, Gannicus adlı eski yenilmezi yani kısacası Spartacus öncesini anlatmışlardır. O sezon da oldukça ses getirmiştir. 

Yine Spartacus karakterinin başrolde olduğu Vengeance’ta ise Andy Whitfield yerine ona çok benzeyen Liam McIntyre bulunmuş ve Batiatus hanesindeki katliam sonrası serbest kalan gladyatörlerin Roma’ya karşı açtıkları savaş işlenmiştir. Bu sezonda dört kuşak yenilmezler olan Doctore, Gannicus, Crixus ve Spartacus özgürlükleri için birlikte savaş vermişlerdir.

İzlemeyenleriniz için iyi seyirler

(Görseller alıntıdır)

16 Eylül 2012 Pazar

Konki's meeting :))

Güzel bir galibiyet sonrası keyifli bir postla veda edelim haftasonuna... Belki Serap'tan ya da Düş Kızı'ndan okumuşsunuzdur ya da dün twitter/instagram bombardımanımızdan takip etmişsinizdir. Biz, Büşra'nın kocasının tabiriyle Konkiler olarak cumartesi günü Cadde'de buluşup çoook güzel bir gün geçirdik. Ben kendime geveze derim ya hep; ben x 4 bir muhabbet konuşturuldu inanamazsınız. Her şeyden bahsettik: Blogger dedikodusu, aşk, para, evlilik, kocaların çekiştirilmesi, iş ve hatta sağlık... Çok verimli bir buluşmaydı; öyle ki baş ağrısı giderme teknikleri hakkında hepimiz birşeyler öğrendik; neredeyse hepimizde migren varmış, evlerden ırak :pppp Ben en haytalarıydım, en ufakları olmama rağmen, eve dönüş yolunda Düş Kızı'm ve Büşrama evin erkeği mode on sahip çıktım :DD Bu aradaaa Düş Kızı'm bize über süper defterler almış hediye olarak, rastgele seçtik ve herkesin kendi karakterine uygun olanı seçtiğini ibretle gördük :)))

Bölük pörçük yazdım sanırım, kusura bakmayın pazar gecesi kafası işte... Benden daha güzel anlatanları okumak istiyorsanız, bizim kızlara havale edeceğim sizi :p

Konkiler, bu lafım da size: Sizleri seviyorum, iyi ki tanımışım, unbelievable bi gündü... To be continued :))

Serabımın yazısı için: Burayaaa...
Düş Kızımın yazısı için: Burayaaa...
















Herkes Maximum'da daradararararaaaa :)))

13 Eylül 2012 Perşembe

Yazı Dizi'si #18 - THE NEWSROOM & COMA

Tam 18 haftadır sabırla yazmayı sürdürdüğüm ve toplamda 24 diziyi tanıttığım yazı dizimizin şimdilik sonuna geldik. Şimdilik diyorum, çünkü dizi canavarı bir aile olarak çıkan her yeni diziyi takip edip izlenmeye değer bulursak arşivimize ekliyoruz. Dolayısıyla bu listeye eminim ki yenileri eklenecektir zamanla. Eklendikçe ben sizlere o yeni diziyi de anlatırım. Yazılarımla bazılarınıza bu dizilerden birini izletip sevdirebildiysem ne mutlu bana… Ayrıca şu an en çok tıklananlarım arasında da dizi postlarımın yer alması “demek ki ihtiyaç varmış” diye düşündürüp sevindiriyor beni. 

Aslında bugün tek bir dizi tanıtacaktım; o da henüz pazartesi başladığımız The Newsroom olacaktı; ama dün akşam Coma adlı bir diziye başladık. Elim değmişken onu da tanıtayım istiyorum.

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Coma
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip/Tuck
·         The Newsroom
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead


THE NEWSROOM

Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2012 TV Series
Kanal: HBO
Oyuncular: Jeff Daniels(Will McAvoy), Emily Mortimer(Mackenzie McHale), John Gallenger Jr.(Jim), Alison Pill(Maggie), Olivia Munn(Sloan), Dev Patel(Neal), Thomas Sadoski(Don), Sam Waterson(Charlie Skinner)
IMDb Puanı: 8,8
SHDb Puanı: 8,0


Dizinin Konusu
Will McAvoy, Amerika’nın en iyi anchormanlarinden biridir ve her akşam 20:00-22:00 arasındaki haber bültenini sunmaktadır. Ancak oldukça huysuz, kaprisli ve sinirli bir insan olmaya başlamıştır ki, yapımcısı ve yapım ekibinden birçok kişi 22:00’ye transfer olur(Aynı kanalda Will’den sonra 22:00’da başlayan programa transfer olurlar) Yapımcısız kalan Will’e patronu Charlie ülkenin en iyi yapımcılarından sayılan, uzun zaman savaş muhabirliği yapmış MacKenzie ve ekibini getirir. Bunu duyan Will, önce çıldırır, çünkü eskiden birlikte çalıştığı MacKenzie’ye aşık olmuş, sonrasında da aldatılmış ve terk edilmiştir. MacKenzie’nin kalmasına zar zor ikna olduktan sonra o ve ekibiyle birlikte Amerika’da o güne dek yapılmamış bir haber bülteni yapmaya başlarlar. Doğruları su yüzüne çıkarmak için uğraşan ekip, herkesin tepkisini çekmesine rağmen kısa sürede zirveye yerleşir.


Önceki yazımda da bahsettiğim gibi, dizi Türkiye’de bu Pazar CNBC-e’de yayınlanmaya başlayacak, olur da karar verirseniz bu yazıdan sonra izlemeye, Pazar günü başlayabilirsiniz. Amerika’da oldukça reyting alan diziyi ilk bölümlerde takip etmek biraz zor, zira konu haber bülteni ve yayınlanan haberlerin tümü Amerika’yla alakalı. Dolayısıyla özellikle politik konuların ele alındığı kısımlarda biraz sıkılabilirsiniz. Ama bir haber bülteni nasıl hazırlanır, programın backstage’i nasıl işler bunların tümünü görebildiğiniz için izlenesi bir dizi bence.


COMA

Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2012 TV Series
Kanal: AE Network
Oyuncular: Lauren Ambrose(Susan Wheeler), Steven Pasquale(Dr. Mark Bellows), Geene Davis(Dr. Agnetta Lindquist), James Woods(Dr. Theodore Stark)
IMDb Puanı: --
SHDb Puanı: 7,5


Dizinin Konusu
Susan Wheeler, üçüncü sınıfta okuyan bir tıp öğrencisidir ve cerrahi stajı için Memorial Hastanesi’ne gelir. Stajı sırasında katıldığı ameliyatların birkaçında küçük bir operasyon geçiren hastaların bile durup dururken komaya girdiği sonrasında da Jefferson adlı bir kliniğe sevk edildiğini öğrenir. Yaptığı gizli araştırma sonrası birçok hastanın sağlıklıyken aniden komaya girdiğinin istatistiklerini çıkaran Susan, bu bilgiyi danışmanı Dr.Mark ile paylaşır. Önceleri onu dinlemeyen Mark, bir gün arabasına gizlice yerleştirilmiş bir sürü hap bulur, kendisine tuzak kurulmaya çalışıldığını anlar ve Susan’a yardım etmeye karar verir. Hastanedeki bir profesörden yardım alan Susan, Jefferson kliniğine yapılan özel bir tura katılır. Tur sırasında gruptan ayrılıp gizlice kliniğin yasak bölgesine girdiğinde ise asla inanamayacağı bir şeyle karşılaşır.


Coma, Amerika’da AE Network kanalı tarafından hazırlanmış 4 bölümlük bir mini dizi. Ama kanal bölümleri ikişer ikişer birleştirerek yayınlamış, dolayısıyla bir saat yirmi dakika boyunca film tadında izleyebiliyorsunuz. Toplamda iki buçuk saatlik süresiyle aslında bir film de diyebiliriz. Cerrahi gerilim diye bir tür var mı bilmiyorum ama bu dizi kesinlikle bir cerrahi gerilim dizisi. Robin Cook’un 1977 basımı Koma adlı kitabından esinlenerek yapılan dizinin 1978’de çekilmiş bir film ve 2006’da çekilmiş Kore versiyonları bulunmaktadır. Tavsiye: Gece ışıkları kapatarak izleyin, dün gece denedik ve oldukça korkutucuydu :)

İyi seyirler…
(Görseller alıntıdır)

11 Eylül 2012 Salı

- Babaannenin adı ne? - Alara........



Çocukken ismimi sevmezdim. 87 yılında doğmuş ve 90’larda çocuk olmuş biri olarak o yıllarda kız çocuklarına Merve, Tuğba, Gamze, Sinem, Duygu gibi kız isimlerini konulmuştu; etrafımda bu Miss Model of Turkey 1995 güzelleri gibi adı olan arkadaşlarım varken benim adım neden Hamide’ydi? İlkokul ve ortaokul yıllarım boyunca sınıftaki sümsük erkeklerin hep dalga konusu oldum. Zaten çirkin ötesi bi kızdım(ki hala çikinim) saçlar Messi ile Hasan Ali Kaldırım arasındaki bir uzunlukta, hiçbir zaman Ronaldinho kıvamına gelemiyor; isim de Hamide olunca sınıfın Hamit’i, Hamido’su, Hamdi’si oldum hep… Bir de o zamanlar bi alınganım bi alınganım, bir dayanıyorum, iki cevap veriyorum, üçüncüsünde ağlamaya başlıyorum. Şimdi düşünüyorum da, Messi saçlı, sürekli erkeklerle futbol oynayan, ufak tefek, önlüğü etekli olmasa kız olduğu anlaşılmayacak birine sanırım Hamit demek daha anlamlı. Zira Hamit Altıntop gibi bir örnek de vardı önümde, benzemiyor da değilim :p

Adımın nerden geldiğine gelince, babamın babannesinin adıymış. O zamanlar dede, anane, babanne, hatta benimki gibi babanın dedesi, ananın ebesinin bile isimleri konulabiliyormuş sabi sübyan bebelere. Öyle ki, sarışın mavi gözlü büyüyünce Kıvanç’a rakip olacak güzellikteki bi bebişi  Hanimiş Rıfkııım diye sevebiliyordunuz.
 
Anlamadığım bir nokta da şuydu ki; madem ailede böyle bir gelenek vardı neden kurban ben seçilmiştim. Neden kardeşimin adı gayet modern ve de zamanında babamın hayran olduğu futbolcunun ismi olan Semih’ti? Her ne kadar annemler beni “bak sizin isimleriniz çok uyumlu, namazda Rukü’dan kalkarken Semi Allah Hulimen Hamide deniyor hem sen hem de kardeşinin adını her namazda anıyor insanlar” diye kandırmaya çalışsa da, kardeşim bu masalı yutmadı ve bu yaşına kadar bana Hamit diye seslenmekten vazgeçmedi!!!!

Neyse dönelim hikayemize: Yıllar geçmiş ve artık liseye başlamıştım; ama lisede bu travmam daha da tavan yaptı. Çünkü samimi olduğum arkadaş grubumun isimleri: Nazan, Esra, Eray, Evrim, Cihan, Ayça, Pınar, Emel, Serdar……. şeklinde gidiyordu. Benimkinden sonra en garip isim Anar’dı o da Azerbeycan’dan gelmişti zaten. Allahtan dalga geçme işleri o dönemde bitmişti de, ismimi yüzüme vuran yoktu.

Üniversiteyi kazandıktan sonra ise artık ismimi pek sallamaz olmuştum, zira sınıflar 948438721 kişilikti. İlk iki yıl kimse kimsenin ismini bilmiyordu. Üçüncü yıl öğrendiler, dördüncü yıl tekrar unuttular falan :) Ayrıca Adnan Hoca’nın müritleri gibi bir anda aydınlanma geldi bana, ismim çok az kişide vardı. Evet evet gayet özel bir insandım ben :p Üstelik kelime anlamı “övülmeye değer, hamdeden, şükreden” olan bir isim kimde vardı başka Allahasen hıhhhh :)))

Ömrümün 20 yılını isim travması yaşayarak geçiren ben artık bunu aştım. Evet ismimle dalga geçenlere –kardeşim hariç- hala sinir olurum. Ayrıca alınganlığım geçtiği için paçasını aşşa alıveririm adamın o derece :p 

Ama yine de yıllar geçecek ve ben yaşlanacağım. İleride bir gün torunuma arkadaşı soracak:

- Senin babannenin adı ne?
– Hamide

Yani ne olcam, Hamide nine. Gayet makul bence.

Ama peki 90’lardan sonra hızla türeyen Alara, Sudenaz, Nilsu, Su, Mertcan, Doğa, Yaprak, Çiçek, Böcek, Toprak, Efe, Can’lara ne olacak? Gün olup da dede nine olduklarında torunları onlara “Alara nineeeeee” diye mi koşacak!!

–Nereye gidiyorsunuz bakalım?
– Mertcan dedemlere gidiyoruuuzz………..

Olmadı, olmuyor. Bu yüzden bence her doğan bebeğe gençlik ismi ve yaşlılık ismi şeklinde iki isim konulmalı. Kişi dede olduktan sonra yaşlılık ismini kullanmaya başlanmalı. Yaşlılık isimleri de Mehmet, Ahmet, Mustafa, Ali, Kemal, Cemal, Fatih, Süleyman, Rıfkı, Ayşe, Fatma, Nuriye, Hayriye ve bittabiii Hamide gibi isimler olmalı :D

Haklı değil miyim? Yanlışsam söyleyin :pppp