18 Aralık 2013 Çarşamba

Güçlü Kadın Olmak mı Olmamak mı?



Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. 
Evdeki tüm tamirat,tadilat işlerinden anlarlar. 
Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. 
Faturalarını kendileri yatırırlar. 
Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. 
Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. 
Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü… 
Aşık olduklarında hissederek yaşarlar. 
Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. 
Sevdiklerine problem çıkarmazlar.
Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler. 
Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü
Para var mı, iş yerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın. 

Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. 
Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. 
Eskaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın,tahammül edilmez kadın damgasını yerler. 
Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! 
Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber. 

Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden gitmiş erkeğe muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış. 
Erkekler çok severler böyle kadınları. 
Birinin ona muhtaç olduğunu görmek bir çok duygusunu okşar erkeğin. 
Onlara kendini erkek gibi hissettirir! 
Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır. 
Mesela fatura filan yatıramazlar,anlamazlar çünkü. Nerden yatırılır onu da bilmezler. 
Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. 
Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. 
Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. 
Akşam eşleri eve geldiğinde,bugün nereye yemeğe gidelim,diye sorarlar. 
En kötü ihtimal dışardan yemek söylerler. 
Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. 
Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. 
Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbirşeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. 
Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler. 
Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. 
Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. 
Çünkü o güçsüz,kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur.
Koruyup kollanmalıdır her an o! 
Zayıf kadınlar hiç çökmez,buruşmaz ve yıpranmazlar. 
Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır. 
Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar... 

/AYLİN KOTİL/

28 Kasım 2013 Perşembe

Güvenebilmek tekrar...

Photo: oprah.com

Hayat çok garip, hayret edilesi ve bir o kadar hayran olunası bir döngüye sahip. Üzerine düşünmediğimiz rutin günleri yaşayarak geçiyoruz ömrümüzü. Güneş doğuyor ve batıyor. Aslında dünya kendi etrafında dönüyor, güneşi 'doğuran' ve 'batıran' yine dünya. Bu olayın mucizeviliği bile ilgilendirmiyor çoğu zaman bizi. Biz çünkü önemli hayatlarımızda, önemli işler yapmakla meşgulüz. Hep yoğunuz, her zaman doluyuz. Yatağımıza başımıza koyduğumuzda ne kadar yorulduğumuzu fark ediyoruz, ama üzerine düşünemeden de uykuya dalıyoruz.

Hislerimizi göz ardı ediyoruz. Yaşadığımız iyi ya da kötü şeylerin üzerine düşünmüyoruz; ben ne hissettim, neyi yanlış yaptım, bir sonrakinde nasıl yapmalıyım demiyoruz. Sadece otomatiğe bağlamış şekilde yaşıyoruz.Olay olup bitiyor, biz kendi hayatımıza seyirci oluyoruz.

Yeterince seviyor muyuz mesela? Yeterince güveniyor muyuz karşımızdakine? Yalan söylemeden, karşımızdakinin de yalan söylemediğinden emin olarak sürdürebiliyor muyuz ilişkilerimizi? Kalbimiz kırılsa çekinmeden anlatabiliyor muyuz problem olan şeyi? Hatalıysak geri dönüp özür dileyebiliyor muyuz? Açıklamasına izin veriyor muyuz hatalı olduğunu kabul edenin?

Kaybettiysek, kazık yediysek, terk edildiysek, aldatıldıysak devam edebiliyor muyuz hayatımıza? 'Yeter artık bu kadar üzüldüğün' diyebiliyor muyuz aynadaki aksimize? Dolmayacağını düşündüğümüz boşluklarda konaklamak isteyenlere izin veriyor muyuz yoksa mühürledik mi kapılarımızı bir daha sökmemecesine o soğuk balmumunu?

Belki cevaplarınız var  her bir soruya belki de cevap verecek herhangi bir durum yok başınızda. İkincisiyse ne mutlu size de, ya birincisiyse? Zira her bir cevap yakar canını insanın yaraya basılan tuz misali, bilirim. Çünkü her bir cevap düşünmeyi gerektirir, hani en başta söylediğim hislerine dönüp de sormayı gerektirir, o canına yandığımız rutine gem vurmayı gerektirir.

Ama ne var biliyor musunuz, cevap verdikçe her birine yükümüz hafifler. Evet kalbiniz dipsiz kuyu gibi sonsuz siyah ve bomboş kalır ama içi boş bir kalbin sadece darası vardır ağırlık veren. Yoğunluğu azdır, yük yapmaz. Karanlık korkutur ama hafiflik de rahatlatır. 

Ve zaman geçer gözleriniz alışır karanlığa ve yavaş yavaş seçer küçük ayrıntıları.Görürsünüz ki aslında bomboş değildir duvarları kalbinizin, sadece karanlıktadırlar ama oradadırlar. Her bir ayrıntı, sizi hayata bağlayan her bir detay oradadır işte. Bunu fark etmek bile korkunuzu azaltır, karanlıkta da yaşayabilirim dersiniz. Gülümsersiniz önce, sonra gülersiniz. Yaşamayı denersiniz önce, sonra dibine kadar yaşamaya başlarsınız. Sevmeyi denersiniz önce, ve gün gelir yeniden seversiniz.Güvenmeyi denersiniz önce, denersiniz de işte en zoru budur. Sevmeyi bile becerebilmişken tekrar, güvenebilir misiniz yine eskisi gibi?

Geçen on bir ayın ardından ben mi napıyorum?
Gülüyorum, yaşıyorum ve seviyorum yeniden...
Güvenebiliyor musun derseniz,
Gabriel Garcia Marquez'le veriyorum cevabımı:
"Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. 
Yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, 
kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir."


21 Kasım 2013 Perşembe

Italy Diaries - Vatican

Evet, İtalya yazı dizimizin ikinci bölümüyle karşınızdayım: Vatikan'dan selamlar dostlar. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, madem Vatikan Roma ilinde bir ülke benim gezdiğim ülke sayısı 3'tür arkadaş. Ben anlamam, hiiiiç iki ülke gördüm diye ezikleyemem kendimi; göğsümü gere gere üç cevabını yapıştırırım bilesiniz.

Neyse efendim bu Vatikan, özellikle Dan Brown'ın Melekler ve Şeytanlar'ını okumamızın ardından hayatımızda önemi artmış bir tarihi yerdir ve dünya gözüyle bi göreydik diye didindiğimiz, gidenin anılarını iç çekerek dinlediğimiz güzide bir ülkeciktir. Tabii Papalık seçimi, efendime söyleyeyim Mehmet Ali Ağca'nın Papa suikastı, kardinaller neyin derken Hristiyan milletinden fazla bizlerin merak ettiği bir yerdir de ayrıca.

Okur musunuz bilmem ama Vatikan ile ilgili kısa ve kitabi bilgilerimiz şu şekilde:


"Vatikan İtalya'da, Roma kentinin sınırları içinde Tiber Irmağı'nın sağ kıyısında yer alan, bağımsız, küçük bir devlettir. Yüz ölçümü 1 km2, nüfusu ise yalnızca 800 kişi kadardır, ama milyonlarca Katolik için dünyadaki bütün kentlerden üstündür. Katolik Kilisesi'nin merkezi olan Vatikan'da egemenlik papanın elindedir ve devlet papanın atadığı bir vali tarafından' yönetilir.


Vatikan çok küçük olmasına karşın tüm kurumlarıyla tam bir devlettir. Kendi bayrağı, posta hizmetleri, telefon sistemi, güçlü bir radyo istasyonu ve her gün yayımlanan bir resmi gazetesi vardır. Kendi bankacılık sistemi olan Vatikan'ın parası, İtalyan yönetimi ile yaptığı anlaşmaya göre, İtalya sınırlan içinde de dolaşımdadır. Yabancı devletlerle diplomatik ilişkilerini kendi yürüten Vatikan'ın hukuk mahkemeleri ve 100 kişilik küçük bir ordusu da vardır.



Vatikan'daki en ünlü yapılar, San Pietro Bazilikası ile içinde eski ve değerli elyazmalarından oluşan bir kütüphanenin bulunduğu Vatikan Sarayı'dır. Vatikan müzeleri birçok değerli eşya ve yapıtı barındırır."



Biz Roma'daki 4.günümüzün tümünü Vatikan'a ayıracak şekilde planımızı yapmıştık. Peşinen söyleyeyim bir tam gününüzü ayırmanız gerekiyor zira müzelerde özellikle yaklaşık 4-5 saatiniz gidiyor. Eee bunun San Pietro Bazilikası var, Sistine Şapeli var ve bittabi Bazilikanın 136 m yüksekliğinde kubbesine tırmanışı var. Var da var yani.


Vatikan ile ilgili önemli bilgilere gelince;

* Sistine Şapeli ve Vatikan Müzelerini gezebilmek için rehberli ve rehbersiz turlar mevcut. Rehberli olanlar ingilizce, biz İngilizce yeterince anlayamayacağımızı düşündüğümüz için bireysel turu seçtik.

* Giriş biletlerimizi gitmeden önce internetten almıştık. Şiddetle tavsiye olunur ki, siz de böyle yapın. Zira ramazan çadırı kuyruğunu bile kıskandıracak kadar uzun kuyruk oluyor kapıdan almak isteyenlere. (http://www.rome.info/museums/vatican/)

* Erken gitmenizi öneririm, zira saat 11'i geçtikten sonra özellikle müzelerde turların yarattığı bir yoğunluk oluyor. Kalabalık ve koku çekilmez olabiliyor :(

* San Pietro Bazilikası ücretsiz, yalnız girişlerde turnike sistemi var, o yüzden kuyruklar olabiliyor. Bazilika İtalya'da gördüğüm en görkemli yapılardan biri.

* San Pietro Bazilikasının kubbesine çıkın mutlaka, çok zorlu bir yolculuk oluyor ama çıktığınızda karşınızda bulacağınız manzara paha biçilemez. Kubbenin bir kısmı asansörle kat edilebiliyor, asansörle çıkış 7 €, merdiveni kullanmaksa 5 € ve asıl saçma olan asansörü kullansanız bile bir yerden sonra merdiven kullanmak zorundasınız. dolayısıyla yaklaşık 500 basamağı peşinen yürüyerek çıkın. Azıcık spor yapın canım, hep yatış hep yatış nereye kadar.

Sanırım anlatmak istediklerim bu kadar. Siz daha fazla sıkılmadan ben fotoğraflara geçeyim. Bundan sonra Floransa var, takipte kalın beybilitolar ^^





Statuette of the "Good Shepherd"

Mehmet Ali Ağca suikastı sırasında Papa'nın içinde bulunduğu araç

Il Sacrificio Di Lystra





San Pietro Bazilikası











9 Kasım 2013 Cumartesi

Italy Diaries - Rome

Çoğunuzun bildiği üzere 26 yıllık ömrümün ikinci yurt dışı seyahatini 1-6 Kasım tarihleri arasında İtalya'ya giderek gerçekleştirdim. Çoğunuzun bildiği üzere diyorum zira özellikle instagramdan fotoğraf yağmuruna tuttum bu camiayı. Görmemiş yurtdışına çıkmış part 2 adlı bu bombardımanda bana tahammül ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Ama teşekkür ettim diye hemen heveslenmeyin, tabii ki paylaşımlarım devam edecek zira bir sürü yer gezdim gördüm tonlarca fotoğraf çektim kara kaş kara göz için yapmadık herhalde bunları di mi :) Neyse efendim, çoğumuzun instagramı var ama benim sosyal medya özürlüsü dostlarım var ki, 4 yılda ancak blogumun adresini öğretebildim kendilerine; uzakta olmalarından mütevellit benim hayatımı sadece buradan takip ediyorlar. Türkiye'ye ayak basar basmaz 'bloga foto koy da görelim' baskılarıyla beni bunalttıkları için bu formalite yazı dizisini yazayım dedim. 

Şimdi İtalya ve orada gezilmesi gereken yerlerle ilgili envaye çeşit blog yazısı, kaynak vs. var. O yüzden ben şuraya gidin, bunu yapın, aman ha bunu yapmayın demeyeceğim. Oralara girin okuyun, ben öyle yaptım; her şeyi benden beklemeyin. Ha tabii bodoslama da fotoğraflara dalamayacağımdan giriş babında 'Önemli Bilgiler' vereyim diyorum. Herkes ok mi??

Şimdi efendim, İtalya gezimi müsaadenizle üç bölümde anlatmak isterim. Roma, Vatikan ve Floransa... Madem başladık, bu yazı Roma yazısı olsun ve geçelim önemli bilgilere.

* 5 gece 6 günlük seyahatimizde Roma'da konakladık, otelimizin adı Hotel Giorgino idi, Termini bölgesinde metro istasyonuna yürüyerek 1 dk mesafede, gayet temiz ve nezih bir oteldi. 5 gece konaklama için toplamda 180 € ödedik ki bize sundukları konfora bu ücret az bile kaldı. Bütçesi bize yakın arkadaşlara gözüm kapalı önerebilirim.

* Gitmeden önce Roma Pass kartımızı, Vatikan için biletlerimizi, havaalanı-termini arası ulaşımı sağlayan Havaş benzeri shuttle'ın biletlerini internetten almıştık. Sonuncusu dışında diğerlerini gidecek olanlara bizim gibi önceden bunları temiz etmelerini tavsiye ederim. Roma Pass kart ile ücretsiz gezebildiğiniz Kolezyum'da inanılmaz uzun bir bilet kuyruğunu es geçerek özel geçişten yararlanabiliyorsunuz. Vatikan girişlerini de internetten almanız yine upuzun bir kuyruğu ekarte etmenizi sağlayacaktır.

* Roma Pass kart ile şehirlerarası tren harici tüm toplu taşıma araçlarına 3 gün boyunca ücretsiz binebiliyorsunuz. Ancak Roma'yı yaya olarak keşfetmenizi tavsiye ederim, tabii ki kısa süreli gitmediyseniz.

* Roma'da çok fazla yankesicilik olayı olduğunu okumuştum gitmeden, çok şükür ki biz karşılaşmadık. Ama yine de yandan takılabilecek bir çanta taşımanızda ve yemek yerken bile çantayı boynunuzdan çıkarmamanızı öneririm.

* Alışveriş konusunda özellikle giyimde artık Türkiye'den daha avantajlı değil Avrupa'da. Hatta bazı ürünler burada daha ucuz. Ancak yerel mağazaları didiklediğinizde uygun fiyata güzel ürünler bulabilirsiniz.

* Biz neredeyse tüm Roma'yı yürüyerek dolaştığımızdan her gün yaklaşık 20 km yol yaptık. Eğer sizin de buna benzer bir planınız varsa kesinlikle iyi bir yürüyüş ayakkabısı giyip gidin :)

* Pizza, makarna ve tabii ki dondurma yemeden dönmeyin. Pizza için Trastevere bölgesinde kalan Dar Poeta'ya gidin, şayet gitmezseniz döndüğünüzde İtalya'da pizza yedik demeyin. Mükemmel ötesi pizza yapan bir pizzeria kendisi. Makarnayı genel olarak tüm restoranlar mükemmele yakın pişiriyorlar. Hamurları taze, yemesi kolay. Dondurma içinse Giolitti'yi tek geçerim. Diğer her yer hikaye. 

Ve gelelim fotoğraflara... Bir sonraki yazıda Vatikan'la devam edeceğiz.