10 Eylül 2013 Salı

Kalbini dinle...




Hayat insana bir çok şey yaşatıyor. Hastalık, ölüm, ayrılık, ihanet, yenilgi, kayıp… 
Bir sürü hayal kırıklığı ile uğraşmak zorunda kalıyor, kah beceriyor kah beceremiyor ama eninde sonunda yokuşları, tümsekleri ya da önüne çıkan engelleri aşıyor. 
Geçiyor evet, ne yaşanırsa yaşansın eninde sonunda geçiyor. 
İlk başlarda kuşanılan zırh yavaş yavaş inceliyor, kalbi kaplayan kafesin demirleri arasındaki mesafe yavaş yavaş artıyor. O aralıklardan kalbe biri girsin diye değil belki, biraz nefes almak biraz serbest bırakmak için yapıyor ruh bunu.

Biri tekrar gelsin istiyor, biri tekrar sevsin istiyor ama bir yandan da yeni doğmuş küçük bir serçe gibi korkuyor. Ya o da üzerse ya o da giderse diye… 
Hatta üzmesi ya da gitmesi değil belki de, aslında kalbinin tüm sokaklar bir çıkmaza çıkıyor: Ya yine bağlanırsam, ya yine kendimden fazla değer verirsem o aralıklardan sızan kişiye. 
Sanılmasın ki o kişi o değeri hak etmiyor; hak ediyor ki onca kırgınlığa onca yorgunluğa rağmen alıyor kalp içeriye.Sorun onda olmuyor zaten, sorun sende oluyor. 

Hani o ilk başlarda kuşanılan o zırh var ya, hani kendi kendine verilen sözlerden ‘artık kimseye kendimden fazla değer vermeyeceğim’lerden örülen o zırh,  yavaş yavaş eriyor çünkü; başa döndüğünü hissediyor ve yediremiyor kendine. 
Düşünmeyeceğim dese de düşünüyor, aramayacağım dese de arıyor, üzülmeyeceğim dese de üzülüyor. 
Kalp her zaman bir maratoncu gibi koşuyor, yoruluyor, takılıyor, düşüyor, kalkıyor, diğerlerine yetişiyor, geçiyor ama hep başladığı start çizgisinde bitiriyor ve bitiş çizgisinde de başlıyor macerasına. 
Başlangıcının bitişi ile eşdeğer bir pist olduğunu unutarak her seferinde aynı heyecanla ve maalesef aynı kırgınlıklarla yaşıyor hayatı.

Belki de en iyisini o yapıyor; sahibinin sözünü dinlemeden ne hissetmek istiyorsa yaşıyor kalp. 
Sevmek mi istiyor, mantık ne kadar yapma derse desin seviyor inadına. 
Üzülmek mi istiyor, mantık güçlü durmak istese bile gözlere yansıtıyor hüznü. 
Anı yaşamak dedikleri şey var ya, belki de mantıktan çok kalp gerçekten anı yaşıyor.

İşte bu yüzden kalbinin sesini dinlemeli insan. Anı yaşadığı için onun peşinden gitmeli. 
‘O ne der, bu ne söyler’e değil, ‘ben böyle istiyorum’a bakarak yaşadığı için korkmadan takip etmeli. Sonuçta hayat denilen şey sadece bir kez yaşanıyor. 
O tek seferlik hakkı değiştirilemeyecek bir geçmiş için üzülerek, geleceği belli bile olmayan ‘gelecek’ için kaygılanarak harcamak yerine, o an o dakika ne hissediyorsan hissederek ne istiyorsan yaşayarak geçirmeli
Çünkü kalp tam da bunu hak ediyor…


10 yorum:

  1. Yürü be kuzum , kim tutar seni!
    Yazdığın her cümlenin altına imzamı atabilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bitanesin tatlım çok teşekkür ederim

      Sil
  2. Ne güzel yazmışsın.. Kalemine sağlık :)

    YanıtlaSil
  3. O ne diyor bu ne diyordaki O ve bu lar ya hayatımızdaki en önemli kişilerse...?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. nabza göre şerbet de vermek lazım bence arada tatlım

      Sil
  4. Emegıne saglık guzel yazı ..
    sevgiler..

    YanıtlaSil
  5. tatlım benım bence hayataa yasadıgımız hersey , bır sonrası ıcın bır ders...sen en guzel seylerıııı yasa ınsallah

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. amin canım hepimiz güzel şeyler yaşayalım inşallah

      Sil

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost