26 Nisan 2013 Cuma

Keep Moving...


Bazı günler çok yorgun hissediyorum kendimi,
Yüklerimin altından kalkamayacakmışım gibi geliyor.
Suratım asılıyor, üzülüyorum nedensiz yere…
Kelimelerle anlatamıyorum nedenini, niyesini,
Ama öyle işte…
İnsanların beni anlamadığını hissediyorum,
Anlamalarını da beklemiyorum zaten.
Kaçmak istiyorum, uzaklara gitmek.
Tüm dikenlerden korumak bedenimi,
Ve yara almış ruhumu…

Sonra…
Sonra kaçamıyorum.
Bırakıp gidemiyorum bu şehri, evimi…
Gerçekten çok uzaklara gitme fırsatı çıkmışken karşıma,
Durup düşününce,
Benim yerim burası diyorum.
Onun nedenini de bilmiyorum ama,
Ben buraya aitim, burasıyla birlikte yaşıyorum.
Burası neresi?
Bilmem, belki İstanbul belki Türkiye belki de evim.
Gidemediğim, bırakamadığım tek kişilik krallığım.

Kaçmak ruhumda yok belli ki…
Kalıp mücadele edeyim ki,
Elde ettiğim mutluluk katlansın.
Daha çok güleyim, daha çok zevk alayım,
Daha çok yaşayayım…
Anı, günü, şimdiyi
Dibine kadar yaşayayım.
Kendi kendime her tümseği aşayım ki,
Karşıma çıkacak düzlüğün tadını çıkarabileyim.

Savaş ya da öl…
Ben savaşıyorum uzun zamandır,
Hayatın karşıma çıkardığı kurşun askerlerle.
Yılmadan, yorulmadan,
Bir yandan yaralarımı sarıp,
Bir yandan da cephede çarpışıyorum
Saf değiştiren döneklere, sinsi kölelere,
Ruhuma saldıran düşmanlara karşı…
Ama sona geldik, biliyorum.
Ateşkes imzalandı bile,
Terk edecekler topraklarımı,
Zaferimi ilan edeceğim,
Barış antlaşmasının yapılmasına çok az kaldı.

/HT/
Mutlu haftasonları

23 Nisan 2013 Salı

Hayata Dokunan Satırlar Frankfurt'ta...

25 yıllık ömrümde ilk kez yurtdışına çıktım, geçtiğimiz hafta birçoğunuzun bildiği gibi Frankfurt'taydım. İş için gitmeme rağmen oldukça keyifli bir deneyimdi benim için. Hem kariyerim adına hem de dünya görüşüm adına çok güzel tecrübeler edindim diyebilirim. Güzel insanlarla tanıştım, değişikler tatlar denedim, çok güldüm, bolca gezdim, az da olsa alışveriş yaptım ve çokça çalıştım. Hayatın gerçekten güzel, yaşamaya değer olduğunu görmem açısından 'yerinde ve zamanında' yapılmış bir geziydi. 'İyileşme' sürecime merhem olan nazik bir süreçti. Bunu yaşama fırsatı sunan hayatıma ve seçimlerime teşekkür ediyorum. Yaşadığım hayatı çok seviyorum, ben onu sevdikçe o bana daha fazlasını veriyor ve böylece daha mutlu oluyorum. Siz de bu yöntemi deneyin bence, kabullenmek ve sevmek sonrasında size sunulacak güzelliklerin ateşleyicisi oluyor.



Römer Meydanı

Römer Meydanı















Main Nehri


Römer Meydanı

Main Nehri



Hauptwache

Hauptwache












Hauptwache

Haupwache




22 Nisan 2013 Pazartesi

Yazı Dizi'si #23 - THE FOLLOWING

En son Ripper Street'i tanıtıp yine seriye ara vermişim; iş yoğunluğu, hayat koşuşturması ve ailenizin kişisel gelişimcisi şeklindeki yazılarımdan bir türlü fırsat bulamıyordum. Ama dönüşüm muhteşem oluyor; zira The Following adında şahane bir dizi tanıtacağım birazdan ve sonraki hafta yine yeni keşfettiğim Black Mirror ve efsane film Hannibal'ın dizi uyarlaması Hannibal ile karşınızda olacağım :)

·         Alcatraz
·         Being Human
·         Breaking Bad
·         Breakout Kings
·         Boardwalk Empire
·         Borgias
·         Californication
·         Coma
·         Dexter
·         The Event
·         Falling Skies
·         Game of Thrones
·         Homeland
·         The Killing
·         Luther
·         Nip/Tuck
·         The Newsroom
·         Person of Interest
·         Pacific
·         Rizzoli & Isles
·         Sherlock Holmes
·         Spartacus
·         Suits
·         The Walking Dead
·         2 Broke Girls
·         The Following
·         Ripper Street
·         Black Mirror
·         Hannibal
THE FOLLOWING

Dizinin Künyesi
Yapım Yılı: 2013 TV Series
Kanal: TV-14
Oyuncular: Kevin Bacon(Ryan Hardy), James Purefoy(Joe Carroll), Natalie Zae(Claire Matthews), Annie Parisse(Debra Parker), Shawn Ashmore(Mike Weston), Valorie Curry(Emma Hill), Warren Cole(Roderick)
IMDb Puanı: 7,9
SHDb Puanı: 8,5
Dizinin Konusu
2004 yılında Amerika'nın Virginia eyaletinde 14 genç kız öldürülür. Olayı araştıran FBI ajanı Ryan Hardy, soruşturmaları sonucu dışarıdan başarılı bir edebiyat Profesörü ve yazar olarak görünen Joe Carroll'dan şüphelenir. Edgar Allan Poe hayranı olan Carroll'ın birkaç dersini dinleyen Ryan, onunla hitabet gücünün ve insanları etkileyebilmesinin şeytani bir yönü olduğunu fark eder. Sonunda Carroll'ı yine bir kızı öldürmek üzereyken yakalayan Ryan Carroll tarafından öldürülmenin eşiğine gelir, kalbinden büyük bir ameliyat geçirir ve erken emekli olmak zorunda kalır. Yaşadıklarını anlatan bir de kitap yazar. Yıl 2012 olduğunda bir gün Ryan'a bir telefon gelir, bir ceset bulunmuştur ve kurbanın öldürülme şekli Joe Carroll'ın aynısıdır. Ardı ardına ölümler yaşanınca ve sorumluluğu Carroll üstlenince Ryan tekrar göreve çağırılır. Yıllardır hapiste olan Carroll dışarıdan topladığı 'müritleri' ile öldürmeye devam etmektedir. Ryan hem Carroll ve ölümleri durdurmaya hem de Carroll'ın eski karısı kendisinin tek aşkı Claire'i korumaya çalışır.
The Following, son dönemin en güzel gerilim dizisi... Edgar Allan Poe katilimizin öldürme içgüdüsünün kaynağı olduğu için birçok alıntı görüyoruz, şiirsellik ve edebi yön çok etkileyici. Hikaye o kadar sürüklüyor ki, bir sonraki bölümü izlemek için sabırsızlanıyorsunuz.
Karakterler açısından da başarılı bir dizi, zira cast'ı o kadar iyi çalışılmış ki, hiçbiri sırıtmıyor, bu olmamış dedirtmiyor. Özellikle Joe Carroll <3 Onun o ingiliz aksanı, gözlerinin içine bakarak kitaplardan alıntılar yapması, "nasılsın" gibi basit kelimeyi bile şiir okurcasına söylemesi muhteşem olmuş. Zaten kendine bir tarikat kuracak birinin böyle etkileyici konuşmasının olması gerekli. Ve Carroll'ı oynayan James Purefoy mükemmel iş çıkarıyor. Bazen "ben de müridin olayım Carroll öldür de öldüreyim" diyorum o derece :)
Böyle uzun yazmamdan anladığınız üzere, favori dizilerimden biri oldu The Following, kendi izlediğim yetmezmiş gibi çevremdeki herkese izlemeleri için baskı yapıyorum. Ama gerçekten izleyin ya, sonra bana teşekkür edeceksiniz :)


10 Nisan 2013 Çarşamba

Tozu dumana katın...!!

Source

"Kasaplık yapan bir işçi, buzhanede son et grubunu getirmek için fabrikaya gelir. Yaklaşık 30 yıldır bu işi yapmaktadır. Son eti buzhaneye koymak için içeri girer ve en arka rafa doğru ilerler. Arkasını döndüğünde fark eder ki, kapılar kapanmış. Bunu fark edince deli gibi kapıyı yumruklamaya başlar; çünkü eğer burada kalacak olursa donarak öleceğini bilmektedir. Saatlerce sesini birilerine duyurmaya çalışır. Sonunda fabrikada kimsenin kalmadığını anladığında bütün umudunu yitirir ve eşine bir mektup yazmaya karar verir. Cebinden çıkarttığı bir parça kâğıda son anlarını yazmaya başlar.
“Sevgili eşim, sizleri çok seviyorum. Bugüne kadar yaptığım her şey için beni affedin. Sizlere çok daha güzel bir hayat sağlamak isterdim. Oğlum sana emanet. Şu an çok üşüyorum. Parmaklarım titriyor ve yavaş yavaş sonumun geldiğini hissediyorum.” Evet. bütün yaşadıklarını yazmaya başlar. Sabah olduğunda kapılar açılır ve içeride yatan birim görürler ve fark ederler ki bu kişi ölmüştür. Fakat anlamadıkları bir durum vardır: Soğutucu çalışmıyordur! O akşam soğutucu bozuk olduğu için sadece havalandırmayı aktif bırakmışlardır." (Kaynak)

Bu hikayenin birçok versiyonu var internette, gerçek mi yoksa şehir efsanesi mi orası da meçhul… Ama vermek istediği mesaj hikayenin versiyonu ne olursa olsun aynı: İnsan isterse her şeyi başarabilir, hatta ölümü bile…

Bebekliğinizi düşünün mesela, doğduktan 6-7 ay sonra artık o beşikte yapmak sıkıcı gelmiş; ee her seferinde de ağlamak suretiyle anne-babayı çağırmak da yorucu olduğundan kalkıp dolaşma işinde dümeni elimize almak istemiş ve önce emekleyerek sonra da düşe kalka yürüyerek özgürlüğümüzü ilan etmişizdir. Yani doğamız gereği ataleti kabul etmeyen bedenimiz daha bir yaşımıza bile gelmeden bizi ateşlemiş ve hareketsizliğimizi ortadan kaldırıp ‘birey’ olmamız adına ilk adımları bize attırmıştır.

Okumayı sökmemiz, yazmayı öğrenmemiz, F=ma’yı, integrali, periyodik tabloyu, fotosentezi çözmemiz, binlerce soru çözüm üniversite sınavını kazanmamız, üniversiteyi okuyup bitirmemiz, iş bulmamız, çalışmamız bunların tümü biz ‘istediğimiz’ için olmuştur.

Kimseye istemediği bir şeyi yaptıramazsınız. Bebeğiniz o mamayı yemek istemiyorsa yemez; yaşlı ananeniz terli atletini değiştirtmek istemiyorsa değiştirtmez. Kişi sadece kendisi istiyorsa bunlar gerçekleşir.

D. Starr “Nereye gittiğini bilen insana, dünya kenara çekilip yol verir” demiştir. Bu demektir ki, siz bir şeyi gerçekten istemedikçe sizi o hedefe götürecek küçük dokunuşlar oluşmaz. Para biriktirmek istiyorsanız ancak buna rağmen kazandığınızı biriktirmek adına bir şey yapmıyorsanız size kalan sadece sızlanmak olacaktır ve bu yatırım değeri taşımaz. Yükselmek istiyor ama kendinizi gösterecek farklılık yaratmıyorsanız sizin deyiminizle “hakkınızı yerler” ama aslında o hiç sizin “hakkınız” olmamıştır. Yeterince çaba göstermediğiniz hiçbir şey gerçekleşmez, çünkü siz nereye gittiğinizi bilmiyorsunuzdur, dünya da böyle kararsız bünye için istifini bozmayacaktır.

Oysa bir şeyin gerçekten istediğinizde ve buna yönelik bebekken olduğu gibi korkmadan cesurca adımlar attıkça yolunuzun önünde duran o engeller kalkacak ve önünde sonunda gideceğiniz yere ulaşacaksınız. Ve işin en güzel yanı, bu hayatınızda ilk kez yaşadığınız bir tecrübe değil, aksine doğduğunuz günden beri içgüdülerinizle sürekli yürüttüğünüz bir süreçtir. Ayaklanıp yürümeniz, annenizin memesini emme evresinde dişlerinizle fındık kırabilecek hale gelmeniz, konuşamazken şu an bilgisayarlarınızı ustaca kullanıyor olmanız, futbol oynamanız, yüzebilmeniz, araba kullanabilmeniz, bin parçalık puzzle yapabilmeniz, örgü örmeniz, resim yapabilmeniz ve böyle birçok eylemi siz istediğiniz ve bu isteğinize yönelik adımlar attığınız için yapabilir duruma geldiniz.

Doğduğum günden bu yana olan hayat hikayemin son üç yılına hakimsiniz sizler, pek az kişi bilir ondan önceki 21 yılın hikayesini. “Çok zor günler geçirdim vaktiyle” diyor ya İclal Aydın, ben de gerçekten çok zor günler geçirerek şu an bulunduğum konuma geldim. En karanlık günlerde bile ‘isteklerim’ o kadar netti ki kafamda, kendimi istediğim yerde hayal ederek bile mutlu olabiliyordum. Şimdi düşünüyorum da, minör farklılıklar dışında gerçekten 25 yaşım için olmak istediğim yerdeyim. Belli bir kariyer edindiğim işim, çok sevdiğim bir evim, kazandığım ve özgürce harcayabildiğim param, koca bir kütüphanem, az ama öz dostlarımla İstanbul’da tek başıma sürdürdüğüm bir hayatım var. Mutluyum, huzurluyum, güçlüyüm.

Yazmak isterdim bundan on yıl önce, yazdıklarımın birçok kişi tarafından okunmasını, beğenilmesini ve bunlardan önemlisi yazdığım satırların okuyanların hayatına bir nebze de olsun dokunabilmesini, olumlu düşünebilmelerini, gülümsemelerini sağlamasını isterdim o yaşlarda. Bu isteğimi gerçekleştirmek için çok okudum, çeşitli okudum. ‘Hayata Dokunan Satırlar’ı açtım ve yazdım. ‘İsteğim’ doğrultusunda çok doğru adımlar atmışım ki, çok sevdiğim hayatımı değiştiren yazarlardan olan Mümin Sekman benimle irtibata geçti, yazdıklarım hakkında yorumlarda bulundu, beni tanımak adına bana dört saatini ayırdı ve bana hediye ettiği kitaba beni inanılmaz mutlu eden şu satırları yazdı:




Ben yapabiliyorsam sizler de yapabilirsiniz. Tek yapmanız gereken isteklerinizi belirlemek, sonra kendinizi o isteğiniz gerçekleşmiş gibi hayal etmek, yolunuzu somutlaştırmak ve çizdiğiniz o yolda yürümeye başlamak...

Siz doğru adımları attıkça, dünya kenara çekilecek ve kimbilir belki de önünüzde eğilecektir.

Mümin Sekman'ın deyimiyle;
"Hayatta ya tozu dumana katarsınız ya da tozu dumanı yutarsınız, seçim sizin..."

/HT/