9 Aralık 2015 Çarşamba

İspanya Günlükleri - Barcelona Barcelona 2

Barcelona'daki ikinci günümüzde rotamız Sagrada Familia, Casa Battlo, Casa Mila ve civarları... Özetle bugün günlerden Gaudi diyebiliriz. Bilmeyen yoktur herhalde ama madem Gaudi'nin eserlerini görmeye gidiyoruz, kendisinden de biraz bahsetmekte yarar var. 1852 yılında Katalonya'nun Reus kentinde doğan mimarımız 1878'de eğitimini tamamlayıp başlamış döktürmeye. Kariyeri boyunca Casa Battlo, Casa Mila, Park Güell gibi eserlere hayat veren Gaudi'nin en bilinen eseri Sagrada Familia.1882'de bir başka mimar tarafından başlanan Bazilikanın yapımını 1883'te devralan Gaudi ölene dek yani 1927 yılına kadar projeye devam eder. Ama maalesef bir sabah bazilikaya giderken tramvay çarpar, bakımsız görünümü sebebiyle kimsesiz sanılarak kimsesizler mezarlığına gömülür, aylar sonra ölen kişinin ünlü mimar Gaudi olduğu anlaşılır. Tabi eserini tamamlayamamıştır ve 1882'de başlanan bazilika 2015 yılında halen daha inşaat halindedir. Yazık Gaudiciğimin kemikleri de sızım sızım tabi bu arada :)

Eveeet, mimarımızı az çok tanıdığımıza göre gezimize başlayabiliriz. Sagrada Familia'nın ne kadar güzel, ne kadar büyülü olduğu falan gibi şeylere hiç girmiyorum. Kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Biz maalesef gün ve saat sıkıntısı sebebiyle bazilikanın içini gezemedik ama bu talihsizliği bir daha gidebilmek için bahane olarak görüyorum açıkçası :) 






Sagrada Familia'da binlerce fotoğraf çekinip (hatta #followmeto pozu bile verdik artık düşünün :)) olayın bokunu çıkardıktan sonra Casa Battlo ve Casa Mila'ya yollandık. Casa ispanyolcada ev demek minişlerim (İspanyolca bilgimle döverim hepinizi :)) dolayısıyla bu iki yer de ev olarak tasarlanmış. Tam hatırlamasam da sanırım ev olarak da kullanılmış zamanında. Hiç bilmeseniz ve önünden geçiyor olsanız direkt anlarsınız zaten Gaudi'nin yaptığını, o derece kendine has binalar. Yalnız bence beş katlı bina için biletleri çok pahalıydı. Biri 23 euro, diğeri 21 euroydu ve biz sanattan sıfır anlayan çift olarak önünde fotoğraf çekilip içine girmedik :) Hiiiç de içimde kalmadı valla. Sizin zamanınız ve paranız varsa gezin tabii, lafım sözüm yok.







Casa Mila ve Casa Battlo Passeig de Gracia caddesi üzerinde. Bu cadde, İstanbul'un Nişantaşı'sı olarak tanımlanabilir, tabii ki genişliğiyle Nişantaşının dar ve biçimsiz sokaklarını (abartmıyorum) sekize katlar. Sağlı sollu ünlü markaların mağazaları bulunuyor, tabii biz pazar gezdiğimiz için hepsi kapalıydı ama alışverişseverler mutlaka uğrasın derim.

Passeig de Gracia'dan aşağıya doğru yürürseniz Plaça Catalunya'ya gelirsiniz ki burayı da bir yere benzetmek istersek Taksim Meydanı diyebiliriz. Birden fazla metro hattının kesişim noktası olan Catalunya meydanı, havaalanı otobüslerinin de (aerobus) yolcu indirme/bindirme noktası. Güzel bir havuz, bir sürü güvercin, yine kimin yaptığını ve ne ifade ettiğini bilmediğim heykelleriyle çok güzel bir yer. Ayrıca bir bilgi vereyim çok yerde de okuyamazsınız, bizim gibi Avrupa'ya gidip alışveriş yapan sonra da havaalanında tax refund peşinde koşan insanlar için canım Barcelona şehri tax refundı ayağınıza getirmiş. Catalunya meydanında bulunan Tourist Info ofisinde visa/mastercard ile yaptığınız alışverişinize ait tax refund anında kartınıza yükleniyor ya da nakit olarak size veriliyor. Size sadece ülkeden çıkarken hava alanında size verilen zarfı tax refund firmasına vermek ya da posta kutusuna atmak kalıyor. Bir dipnot daha, Madrid hava alanında dış hatlar terminalinde tax refund officeleri güvenlik kontrolünden geçtikten sonra. Biz öncesinde yaldır yaldır aradık neredeyse bir saatimizi o ofisi arayarak geçirdik de, haberiniz olsun, aynı gaflete siz düşmeyin :)



Arada bir iki saat dinlenmenin ardından yediğimiz akşam yemeği sonrası sanki Türkiye'de 41 katlı gökdelende çalışmıyormuş ve hiç gökdelen görmemişiz gibi Barcelona'nın üç yüksek binasından biri olan Torre Agbar'a da gidelim dedik. Malum her şey check-in ve güzel bir instagram karesi için :)) İngiltere'de Great Dildo diye lakap takılan binaya çok benziyor Agbar, gökdelenden gökyüzünü göremediğimiz İstanbul'dan sonra 'ee işte güzelmiş' deyip geçtik ama ışıklandırması takdire şayandı evet :)




İşte bir gün de böyle geçti. (Ya aslında eksik bıraktığım bir şey var ama onun için apayrııı bir post yapacağım, o yüzden -mış gibi yapıyorum, çaktırmayın :)) Yarın günlerden Park Güell ve Tibidabo.

Dün gezdiğim yerler de burada :)

2 yorum:

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost