30 Ocak 2015 Cuma

Kilo almaksa mesele...



Şu hayatta hemen her şeyi sevmeye, önyargılı yaklaşmamaya, denemeye, öğrenmeye çalışırım. Bu takdir edilesi yaklaşımımla geçen yıl bu zamanlar çaya kahveye şeker atmayı kestim, o derece. Kii bilen bilir, "şekersiz çay mı içilir" derneğinin kurucu üyesi ve yönetim kurulu başkanıydım; bulduğum her ortamda "ay ben şekersiz çay içemem, acı oluyor, saçmalamayın" diye herkesle tartışırdım. Ama noldu, denedim oldu :) Şimdi artık "ayy cınım yaa şeker çayın tadını bozuyo" diye bik bik bik dolanıyorum ortada. Evet, o tartıştığım insanlara dönüştüm son bir yılda... Neyse ne diyordum, hah denemek öğrenmek, önyargılar falan. 

Şimdi efendim, ortalama 67 yıl sürecek olan ve geriye sadece 40 yılımın kaldığı şu ömrümde, asla sevemeyeceğim, alışamayacağım şey diyet yapmak ve en en en sinir olduğum şeyse kilo almak; daha doğrusu kilo almanın makarna pişirmek kadar kolay bir şey olması. 

Yahu bir akşam yemeğiyle bir kilo aldığım günler oldu benim ya. Gerçi evet dört kişilik bir ailenin haftalık rızkını yedim neredeyse o akşamları ama yine de bunun sonucu bir kilo olarak dönmemeli bana. Zira küçük bir bakkal hesabıyla bir yıldaki 52 haftanın 50'sinde haftada bir akşam böyle yesen yılda 50 kilo alıyorsun, ne demiştim 40 yıl mı ömrüm kalmıştı. Ölürken (50*40 + 49) = 2049  kilo olacağım ve sanırım tabut olarak MAERSK konteyner kullanıp vinçle bir inşaatın temeline gömüleceğim.



Peki kilo almak neden bu kadar kolayken, kilo vermek için eben koşalanıyor? Bir gecede alınan o bir kiloyu verirken neden o iğrenç diyetlerden birini bir ay boyunca yapmak zorundayız? Lahana çorbasıymış, iğrenç yeşil pürelermiş niye bu eziyet yani. Hayır bu işin basit bir matematiği olamaz mı? Ağızdan 100 lokma alıyorsak, neden boşaltım sistemimizle 100 lokma dışarı atamıyoruz. Boğaz köprüsüne Avrupa Yakasından günde 1000 araç girip de Anadolu Yakasına 500'ü mü geçiyor; kalanını köprü mü sindiriyor, yolda açılan tuzaklarla denize mi düşüyor araçlar? Yooo, 1000 araç giriyor ve 1000'i de sağ salim çıkıyor köprüden. Bizde neden öyle olmuyor arkadaş? Yediğimi sıçayım ya, bitsin gitsin di mi?

Bakın yanlış anlaşılmasın, vitamine minerale, kasa, proteine, karbonhidrata ve hatta şekere itirazım yok, onu süzüp atsın kenara. Ama kilo olarak atmasın kardeşim. Ve mümkünse karın kısmıma hiiiç atmasın. Ben o karnım düz olsun diye her gün 100 mekik çektim, biriktirecek başka yer mi yok; git sırtıma koy, ne bileyim git hadi tamam popoma koy ama karnıma koyma ya!!! 

Diyeceksiniz ki şimdi, sen zaten zayıfsın, gelmişsin burada konuşuyorsun. Çok kınıyorum şu an bu bakış açınızı. Olay kilo değil arkadaşlar, olay sağlık... 49 kilo olabilirim ama kolesterolüm çok yüksek ve sebebi bulunamıyor. 55 yaşındaki bir insanın hastalığının bende ne işi var, 27 yaşında kolesterolüm var denir mi! İnsülin direnci var denir, tiroidim yüksek denir, kansızlık var denir hadi bilemedin hormonlarımda sıkıntı var, doğum kontrol hapı kullanıyorum denir. Ama kolesterolüm yüksek, onun ilacını kullanıyorum deyince bir garip oluyorum. Tabii ki Allah başka dert vermesin, herkeslere de şifa versin de benimki de tam bir tragedya arkadaş. 

Şimdilerde özlenen kilomdayım, yediklerime dikkat ediyorum, abur cubur çok az yiyorum, tatlı haftada bir belki, çaylarım kahvelerim şekersiz, makarna ve hamurişi için hücrelerim ağlıyor. Ama nekahat döneminde olduğum için spor yapamıyorum, mecburen köprüden geçen araç sayısını azaltmam lazım :) Yoksa sonum MAERSK konteynerı...

26 Ocak 2015 Pazartesi

Listeme bi bakayım...



Listelerle aranız nasıldır? Yani ne bileyim; yapılacaklar listesi, alışveriş listesi, ihtiyaç listesi, seyahat listesi, ödev listesi falan filan yapar mısınız? Yoksa yazmaya ne hacet canım, benim kafamda her şey diyenlerden misiniz? 

Ben otun bokun listesini yapanlar kategorisindeyim. Yani hayatımı o listeler üzerinden yürüyor desem abartmam o derece. Hayır nasıl oldu da bu seviyeye geldim ben de bilmiyorum ama, 'alınacak nefesler' listesi gibi saçma sapan bir listeye vardırma noktasındayım, varın gerisini siz düşünün.

Mesela, sürekli yanımda taşıdığım ve günlük olayları not aldığım bir defter var; defterin %95'i liste... O gün ya da o haftasonu yapılacakların listesi, arkadaşlarımın doğum günü için davetli listesi, mekanların listesi, İspanyolca kurslarının listesi falan filan diye sayfalarca devam ediyor böyle :) Bakın hemen bir örnek vereyim: Şimdi önce yapılacaklar listesi yapıyorum; içinde yazanlar Doktoru ara randevu al, alışveriş yap, haftasonu yemek yap, mekan araştır, film/dizi izle. Şimdilik ok di mi her şey? Zaten film bundan sonra kopmaya başlıyor. Sonra ben bir başka sayfaya geçip 'alışveriş yap' maddesi için alışveriş listesi yapıyorum; süt yumurta ekmek bal kaymak falan işte. Sonra başka bir sayfa, 'haftasonu yemek yap' maddesi için 'mercimek, pilav, köfte' diye yardırıyorum. Sonra film/dizi izle maddesi için filmleri de listeliyoruuum, ooohhh nur topu gibi listelerim oluyor elimde :) 

Sadece bu yukarıdakiler sanıyorsanız, yanılıyorsunuz :) Bilgisayarımda tuttuğum elimdeki kitaplar listesi, 2013'te, 2014'te okuduğum kitaplar listesi, seyahatlere giderken yanıma alacaklarımı işlediğim seyahat listesi, listesi de listesi yani... İçiniz bayıldı di mi? Bayılmadıysa bakın devamı da var, görülecek ülkeler listesi, yazılacak yazılar listesi, bu ay yapacağım aktiviteler listesi, alınacak kıyafetler listesi, aramam gereken kişiler listesi...

Control-freak bir insan olduğum için mi acaba tüm bu listeler? Yoksa düzenli, tertipli bir insan olduğum için mi? Yoksa liste olmadan bir şeyi beceremeyeceğimden korktuğum için mi? Ben bulamadım doğru cevabı. Ama tecrübeyle sabittir, listelerle somutlaştırmadıkça olmuyor, yapamıyorum bazı şeyleri. İlla yazmam, onu bir görev, bir hedef haline getirmem gerek. Tabi tamamladıktan sonra üstünü çizip yapıldı demenin verdiği haz da ayrı bir etken :) Endüstri mühendisliği okudum ya, planlama işini çok içselleştirdim muhtemelen. Listelerle yaptığım planlarla yürüyor ömrüm, ciddiyim. Umberto Eco çok doğru söylemiş aslında: "Listeleri seviyoruz, çünkü ölmek istemiyoruz" Güzel bir özet...

Küçük şeylerle mutlu olmayı alışkanlık haline getirmiş olmakla da alakalı biraz sanırım. Ne bileyim, orada yazan bir işi tamamladığımda duyduğum mutluluk, o listeleri yaparken minik defterlerime renkli kalemlerle not almak falan huzur veren ve rahatlatan şeyler. Tamam evet ben biraz abartıyor olabilirim, siz benim kadar olmayın :))

Hadi şimdi ben kaçayım da, 'sarımsaklanıp da saklanacaklar listesi' ile 'takatukacıya götürülecek takatukalar listesi'ni hazırlayayım :)

20 Ocak 2015 Salı

Ot...



Bazen hayat hızlıca akıp giderken bir an durup "noluyor, napıyorum ben?" diye soruyor musunuz siz de kendinize? İleri sarma tuşuna basılmış video kaset gibi durmadan hareket eden, bir sürü insanın girip çıktığı, birçok şeyi yaşadığınız ama aslında o kasette 'yoldan geçen adam' kadar misafiri olduğunuz hayatta durup etrafınıza bakıp soluklandığınız oluyor mu mesela?

Bana oluyor. Kimi zaman kalabalıkta yürürken, kimi zaman alışveriş yapmış eve dönerken, kimi zaman da dün akşam olduğu gibi trafikte sıkışıp kalmışken 'ne bok yiyorum ki şimdi' diye durup soruyorum kendime.

Hayır cevap da bulamıyorum ki işin kötüsü. İşe gidip geliyorum, işte birkaç da fazladan aktivite. Ot gibi yaşıyorum diyorum, şu parkta bahçede üzerine bastığımız otlar var ya, ahanda öyle ot gibi yaşıyorum. 

Yaşıtlarım çoluk çocuğa karıştı, en azından hayatların bir amaçları var; çocuklarını büyütüp memlekete yararlı bir 'ot' haline getirmek... Valla hiç kızmayın, öyle... Ben de doğursam böyle yani maalesef... Anaokuluydu, ilkokuluydu, lgs'siydi, öss'siydi derken çekecek takımları, topukluları; gelecek benim gibi çalışacak şu koca koca plazalardan birinde. Donanımlı bir ot olacak benim güzel evladım... Neyse konumuzu dağıtmayalım, evet yaşıtlarımın çocuğu var, o olmadı evi vaaar arabası var kredi ödüyor falan; al sana bir hayat gayesi daha. O krediyi bitirebilmek adına bi gazla çalışıyor. Şimdi bende ne birinci vaaar ne ikinci. Yaz deseler monotonluğun kitabını yazar üstüne de üniversitelerde 'monotonluğa giriş 101' dersi bile veririm. O derece boşum yani...

Lütfen şimdi başlamayın, "ama bak gençsin güzelsin bu yaşında iyi bir kurumda beş senedir çalışıyorsun sağlıklısın arkadaşların var" diye sıralamaya, rica edicem. Biliyorum hepsinin farkındayım. Şükrediyorum da, yanlış anlaşılmasın. Ama bazen nereye kadar böyle ot gibi devam edicek diye merak ediyorum. Nerede kırılacak bu zincir, nerede dönecek talihim. Nerede 'oohhh bee değmiş' diyeceğim. 

Hepsi çok düşünmekten, daha doğrusu düşünecek vakit bulmaktan. Bu sıralar hastalık mastalık baya bir yattım ben, kadın programlarıyla pek bir haşır neşir oldum; nekahat döneminde elden ayaktan düştüm, aktivitelere bir bir veda ettim derkeeeen aldı beni bir düşünme. Öyle miydi böyle miydi derken yicem kafayı. Boşuna dememişler zaten 'düşün düşün boktur işin' diye. İşte şu an o mertebeye erişmenin haklı gururunu yaşıyorum. 


16 Ocak 2015 Cuma

Ertele - me !!!

Önce yılbaşı dedik, aman hediyelerdi, programdı uğraşırken aralık ayını bu küçük heyecanlarla yedik. 31 aralıkta 10'dan geriye 'hayat bayram olsa' şarkısı eşliğinde saydık falan; hoooop birden 2015 oluverdi. Bizler de solungaçlarını çaresizce hareket ettiren sudan çıkmış balık gibi amaçsız kalıverdik. Hadi 1 Ocak günü 'hangover' kafasıyla geçti (ki benimki öyle geçemedi üstelik kıbrısta yeni yıla girmeme rağmen. O kadar alkol almadım ki polis o gece çevirip üfleteceği alkolmetre benden daha fazla promil içerirdi kesin düşünün. Neyse bu konu daha uzun değerlendirilecek bir mevzu, biz konumuza dönelim.) 2 Ocak cumayı da birleştirenler varsa eh bi nebze daha iyi kafayla geçtiğini varsayalım o günün. 3-4'ü haftasonuydu zaten misss... Ama arkadaş 6 Ocaktan sonra sizlere de "eee şimdi napıyoruz" sorusu uğradı mı?

Şimdi ben her yıl sonu "yeni yılda şunu yapıcam da, bunu yapmıcam da, böyle hayaattta düşünmicem ama şu düşünce tarzını da hayatımın temel taşı haline getiricem, çok sevicem çiçeği böceği, ailemle vakit geçiricem" bıdı bıdı bıdı diye bir sürü karar sıralıyorum. Bi gaza geliyorum falan minik defterler hazırlıyorum her bir kararım için, arkadaşlarıma anlatıyorum 'bu yıl bambaşka bir hamide göreceksiniz' diye. Sonra o 1 Ocak geçip de yılın ilk iş günü ile karşı karşıya kalınca hoooop her karar ufo gören kardan adam misali şıpır şıpır eriyor. 

"Yeni yılda şunu yapıcam" kararım yerini "ocak ayı bi geçsin bakarız" ile başlayıp aralığa kadar öteleniveriyor.

"Bunu artık yapmıcam" kararı "ne zararı var ki canım hem ben her şeyi dozunda yaparım"a dönüşüyor ve çatır çatır yapılmaya devam ediyor.

"Böyle hayaattta düşünmicem ama şu düşünce tarzını da hayatımın temel taşı haline getiricem" kararına konu olan düşünce şekillerinin ne olduğunu hatırlamayıp "aman en iyisini tabii ki ben bilirim" ukalalığıyla yaşamaya devam ediyorum.

"Çok sevicem çiçeği böceği" kararı "seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" modunda devam ediyor bütün yıl.


Yani sizin anlayacağınız, aldığım tüm kararlar bir sonraki yeni yıl kararlarında tekrar alınmaya mahkum oluyor. Beceriksiz bir insan olduğumdan değil ama çağın hastalığına tutulduğumdan ötürü bence. Erteliyorum, erteliyorsun, erteliyoruz. Her şeyi sürekli erteliyoruz. Aman şu olsun, aman bu geçsin, ekinler boy versin, kör buzağı topallasın, kırmızı kar bi yağsın diye diye öteliyoruz her şeyi. Spora mı başlıcaz, kış bi geçsin baharda kesin canıııııım. Kursa mı başlıcaz, havalar biraz daha iyileşsin söz. Yurtdışına mı çıkıcaz, şu sıralar Avrupa karışık, ortalık bir durulsun da hele. Böyle böyle öteliyoruz her şeyi. Düşünsenize yahu, biz taksitlerimizi bile 3 ay 4 ay öteliyoruz. Çok eminiz ya çünkü 3 ay sonra da bu hayatı yaşayacağımıza, baharı görebileceğimize falan. Bu elleri, bu ayakları, bu gözleri, bu sağlığı iki ay üç ay beş ay bir yıl sonrası için de garantiledik ya çünkü.

Don Kişotlarız hepimiz, öyle umarsız bir cesaret var hepimizde. Bazen gereksiz olabilen bir özgüven falan. Gölgemizden bile korkarken aslında, hayatın kendisinden hiç ürkmemek en güzel yaptığımız iş.

Halbuki nolur bugünün işini yarına bırakmasak... Ne yapmamız gerekiyorsa tam da o anda yapıversek, kartopu olmasını beklemeden halletsek tüm işlerimizi. Yarın var olmayacakmışız gibi bugünü yaşasak, kısa vadeli planlara 'check' atarak sürdürsek ömrümüzü... 


Ben mesela 2015'e senelerdir ertelediğim ve bende büyük bir değişim yaratacak bir olayı gerçekleştirerek başladım. Uzatmadan, şubatı, baharı falan beklemeden ocağın 6. günü hayatımın en cesur kararlarından birini gerçekleştiriverdim. İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adım emin olun ve bütün bir yılın ertelediğim tüm kararları alabileceğime dair aptalca bir umut ışığı oluşturan etkili bir değişim. Sıra ispanyolca öğrenmekte, yazmayı planladığım kitaba başlamakta ve hayatı dolu dolu yaşamakta...

Size de tavsiyem, Mümin Sekman'ın da söylediği gibi 
"ÜŞENMEYİN ERTELEMEYİN VAZGEÇMEYİN"