15 Şubat 2015 Pazar

Özgecan'dan sonra bu ülkede yalnız yaşayan bir kadın olmak...



20 yaşında bir anne kuzusuydu. Saçının teline zarar gelmesin diye dualarla okula yolladıkları, kimseye muhtaç olmasın diye cebine para koydukları, okusun da kendi ayakları üzerinde durabilsin diye çalışıp didindikleri biricik evlatlarıydı Özgecan... 

Bir gün her gün olduğu gibi dolmuşa bindi, o dolmuşun evine gittiğini sanıyordu. "Bir öğrenci alır mısınız Mersin'e?" diyerek uzattı belki 5 TL'yi. Oysa nereden bilebilirdi ki o dolmuşun evine değil tabutuna gittiğini ve masum ruhunun 3-5 TL karşılığında cennete taşındığını.

Tecavüz ettiler, bıçaklayarak öldürdüler, ellerini bileklerinden kestiler, yaktılar ve sonra da dereye attılar. Görüyoruz ona bunu yapanların fotoğraflarını, yüzlerinde Özgecan'ın tırnak izleri var. Mücadele etti demek, haykırdı, yalvardı, ağladı, tekmeler savurdu belki de. Kimse duymadı onu, ağaçlardan, kuşlardan, böceklerden başka kimse duyamadı!

Özgecan'ın annesi, cenazesinde 'kızıma başka bir erkek eli daha değmesin' diye tabutunu kadınların taşımasını istedi. Bence sözün bittiği nokta tam da burası. Cenazeye gelen ne kadar yakını olursa olsun tüm erkekler o annenin gözünde bir artık, çok geç. 

2015 yılı başından beri yani sadece 1,5 ayda 27 kadın cinayeti işlenmiş. 45 günde 27 cinayet... Utanmasak her güne bir kadın istatistiğine sahip olacakmışız! Kimini öfkeli kocası, kimini töreyi bahane eden babası, kimini komşusu, kimini sevgilisi, kimini de tecavüzcüsü öldürmüş. Yani bu 27 kadın 'aşağılık' erkeklerin 'kompleksine' kurban gitmiş. Yazık!!!

Bu ülkede kadın olmak ne kadar zor biliyor musunuz, erkekler bu sorum size? Hiç düşündünüz mü? Hiç kendinizi annenizin, kız kardeşinizin, eşinizin yerine koydunuz mu? Aklınızın 'aletinizle' meşgul olmadığı nadir zamanlarda bu soruyu sordunuz mu kendinize? 
Durun da biraz anlatayım size, lütfen dinleyin ey erkekler!

Ben yalnız yaşıyorum, İstanbul gibi bir şehirde yalnız bir kadın olarak yaşamaya çalışıyorum demek daha doğru olur sanırım. İki yıl önce boşandım, sizin tabirinizle 'dulum' yani. Bakın daha şimdiden 2-0 gerideyim. Nezih bir semtte, bir aile apartmanında oturuyorum; yalnız yaşayan tek apartman sakini benim. Gelenin gidenim bir elin parmaklarını geçmez, evden işe işten eve yaşarım günlerimin çoğunda. Kapı zilim öyle çok çalmaz yani. Aslında kapı zilim kontrolüm dışında çok çalmaz demek daha doğru olur sanırım, eşim dostum dışında su söylerim, yemek söylerim, onlar basar zile. Ama bazen durduk yere zil çalar. Ne birisi gelecektir, ne de su bitmiştir. O zilin sesini duyduğumda kalbim ne kadar hızlı atar tahmin bile edemezsiniz siz! Otomata basıp basmamak, kim o diye seslenip seslenmemek ikileminin yarattığı gerginliği nereden bileceksiniz ki? 

Hayatıma bir erkek girdiğinde onunla eve girip çıkarken yaşadığım gerginlik mesela, size hiç oldu mu? Adama güvenmişim, hayatıma evime almaya karar vermişim de, komşular görür, 'orospu' damgasını yapıştırır mı acaba diye girip çıkarken kılı kırk yararım. Hele bir de o ilişki istediğim gibi gitmemiş, bir süre sonra hayatıma bir başkası girmiş ve apartman sakinleri o kişiyi de görmüşse vay halime. Yalnız yaşayan erkek kiracı bunu yapsa 'helal olsun' diye düşünülürken, ben yaptığımda arkamdan 'kocasından ayrıldı, kim kime dum duma' deniyordur, eminim.

Markete gittiğinde bile iki elma, üç portakal, küçük süt, küçük yoğurt, 250 gr peynir gibi tek kişiyi idare edecek yiyecekler almak problemdir biliyor musun? Kasiyer mesela, düşünebilir bu kadın yalnız yaşıyor diye ya da arkandaki müşteri. Sonra takip edebilir eve kadar falan. Ben bunu her alışverişimde düşünmek zorundayken, senin aklına geldi mi hiç böyle şeyler marketten herhangi bir şey alırken!

Taksime eğlenmeye çıktığında, gecenin geç vakitleri taksi dolmuşla eve dönerken dolmuşta bir tek sen kaldığında inene kadar geçen o 500 metrenin sana kilometreler geldiği oldu mu hiç? İndikten sonra dolmuşun gittiğinden emin olmak için kaçamak bakışlar attığın, eve ulaşana kadar yürüdüğün yolda sık adımlar atıp etraftaki seslere kulak kesildiğin, apartmana girdiğinde olur da takip eden olur asansörün hangi katta durduğunu öğrenir diye asansörle bir üst kata çıkıp kendi katına yürüyerek indiğin, kapıdan içeri girdiğinde yine biri takip etmiştir hangi katın ışığı yandı öğrenir diye ışıkları açmadan karanlıkta üstünü değiştirdiğin falan oldu mu ömründe?

Güzelim elbiselerin, eteklerin altına spor ayakkabı giyerek işe gittiğin, yazın şort giymekten çekindiğin, askılı giydiğinde üstüne mutlaka uzun kollu bir hırka geçirdiğin, saçına fön çektirdikten sonra eve yürürken kendini rahatsız hissettiğin, rujunu hep dudağının tonunda seçtiğin, araban yoksa hiçbir gece eğlencesinde topuklu giymediğin, bir arkadaşının nişanına düğününe o kadar süsle püsle elbiseyle topukluyla nasıl giderim diye kara kara düşündüğün günler var mı hayatında?

Eve tamirci, elektrikçi, tesisatçı geleceğinde 'Hani olur da benden ses çıkmazsa adam bana tecavüz etmiş, doğramış, öldürmüş olabilir; sen de ona göre bir aksiyon alırsın' alt mesajını içeren 'eve tamirci gelecek haberin olsun' diye mesaj attığın oldu mu arkadaşına, sevgiline misal?

Herhangi bir ortamda normalde seninle ilgilenmeyen bir erkeğin 'yalnız yaşıyorum' dediğinde seni kolay lokma olarak görüp birden ilgilenmeye başlamasının samimiyetsiz iğrençliğine tanık olmamışsındır hayatında eminim.

Hemcinsin tarafından aldatılıp, terk edilip, mağdur edilip sonrasında boşanıp yoluma devam ederken bile yine senin gibiler tarafından 'dul' damgası yiyip kolay lokma olarak görülmek, 'bu nasılsa herkese verir' mantığıyla yanaşmaya çalışan 'takım elbiseli, işi gücü yerinde, elit' görünen iti kopuğu bertaraf etmekle uğraşmanın yükünü taşıman gibi bir şey hiç söz konusu olmaz senin yaşamında örneğin. Ama sen böyle bir şeyi ömründe yaşamayacakken ben 'evlenip ayrıldım' derken gereksiz bir utanca bürünürüm, sen hiç bilmezsin.

Senin annen mesela sen iki gün üst üste aramasan sorun yapmazken, ben annemi bir gün aramadığımda tansiyonu yükselip rahatsızlandığını çözemeyecektir küçük beynin. Senin annen çünkü, görmemiştir deyip geçerken, benim annem Özgecan'ın başına gelenleri düşünür, acaba bu sefer benim kızım mı diye endişelenir. Ha bu arada bilmeni isterim, senin bir ablan varsa kız kardeşin varsa senin annen de onlar için endişelenir; ama sen burnunun önünü bile görmeye acizsin, bilmezsin.

Daha yazar, daha çoğaltırım bu ülkede kadın olmanın zorluklarını da; senin önce bunları sindirmen lazım.

Senin başkalarının karıların kızlarına laf atarken, taciz ederken, fantazilerine alet ederken, kendi ananı, bacını, karını düşünmen lazım. 

Unutma, Özgecan bir babanın kızı, bir abinin kız kardeşiydi. Bir sonraki Özgecan senin kız kardeşin, senin annen, senin karın, senin sevgilin olabilir. O yüzden 'ben erkeğim' diye böbürlenirken, 'elimin kiri' diye gerim gerim gerinirken bir kez daha düşün derim.

Zira erkek olmak aletinin büyüklüğüyle değil, vicdanının genişliği, gönlünün temizliğiyle doğru orantılıdır.

Hamide...

4 Şubat 2015 Çarşamba

Takılıp da düşmeyin...

Bazen hayattan ve hayatımdaki insanlardan beklediğim tepkiyi alamadığımı düşünüyorum. Size de oluyor mu? Hani böyle kendi içimde bir şeye çok seviniyorum mesela, bunu bir yakınımla paylaşıyorum. Kafamda kurduğum tepki whatsapptaki havai fişek efekti iken, karşıdan yanakları pembe gülücük geliveriyor. Ben de böyle mal gibi kalıyorum. Eee hani havai fişekler, hani konfetiler falan diye yutkunuyorum. Sonra anlatasım kaçıyor, aman neyse ya önemli bir şey değildi falan diye geçiştiriyorum.

Karşımdakinin kötü niyetinden değil tabii ki, ama ne bileyim benim mutluluğuma ya da üzüntüme beklediğim tepkiyi alamayınca ulan ne bok yemeye anlatıyorum da kendimi yoruyorum ben diye geri çekiyorum kendimi. Bi de bunu sadece eşim dostum da yapmıyo, annemi mesela arıyorum akşamları, trafikten bunalmışım eve gelmişim akşamın sekizi olmuş, sinirliyim. Açıyorum telefonu, amacım söylenmek, şikayetlenmek ve karşıdan "kızım benim haklısın ama bak işte sen orada ne güzel çalışıyosun para kazanıyosun vs vs" diye pohpohlanmak ve moralimi yerine getirmek. Ama annem beni dinliyooor dinliyor ve cevaben "kızım annen seni telaşede doğurmuş, hep çektin hayatında, senin de kaderin böyle, millet rahat eder sen hala çekiyorsun" diye gömüyor da gömüyor. Zaten sıfır olan moralimi de eksilere indiriyor. Yahu kadın madem öyle düşünüyosun bırakaydın beni cami avlusuna. Meğer ne doluymuşsun ve ben de ne bahtsızmışım. İçimi karartıyor, sonra ben de "tamam anne tamam" deyip kapatıyorum. 

Kızlara whatsapptan mesaj atıyorum diyelim, uzun zamandır hoşlandığım adam bana kahve içelim dedi diye, beklediğim tepki "ayyy bu akşam hemen buluşup bu konuyu saatlerce konuşmalıyız" iken, gelen cevap "süper", "kalp kalp", "ayy hadi bakalım" oluyor. La yavrum hoşlandığım diyorum adam diyorum, kahve dedi la kahve diyorum ama kime anlatıyorum. Gelen cevaplara ":)" yapıp "Son Görüldü 15:15" yapıp whatsapp uygulamasını telefonumdan siliyorum. O derece soğuyorum birden hayattan.



Ama biliyorum ki burada suç ne annemde, ne de kızlarda. Burada sorunu olan tek kişi benim. Ben ve insanlardan beklentilerim. Kafamda insanlardan beklediğim tepkileri abarttıkça abartıyor, büyüttükçe büyütüyorum ve sonra onlardan o boyutta tepki alamayınca hemen demoralize oluyorum. Sanki arkadaşım da benimle birlikte adamın koynuna girecek, neden sevinsin havalara uçsun! 

Şöyle bir laf vardı di mi: "İnsan beklentileri kadar mutludur. Sıfır beklenti sonsuz mutluluk" diye. Hah işte olayın özeti bu. Zihnini sıfıra ayarlarsan annenin serzenişlerine de, arkadaşlarının hevessiz mesajlarına da, sevgilinin seni iplememesine de takılmazsın. 
Takılmayınca da düşmezsin...