31 Mayıs 2015 Pazar

Söyleyemediklerimle dolu içim...


Söyleyemediklerimle dolu içim... 
Evet, nedense böyleyim ben. 
Söylediklerimden çok daha fazlasını taşıyorum içimde. 

Belki zamanında söyleyip tepki alamadığım için,
Belki söylediklerime rağmen incitildiğim için,
Belki boşuna söylediğim, dikkate alınmadığım için,
Ya da belki de hep söylediğim şeylerden kırıldığım için
İçime atar oldum her şeyi...

Sevdiğim adama seni seviyorum diyememek,
Gözlerine bakıp sen beni ne zaman seversin peki diye soramamak,
Seninle çok mutluyum, sen de benimle mutlu ol istiyorum itirafında bulunamamak,
Ben zamanında çok kırıldım, nolur sen beni kırma, üzme deyip omzunda ağlayamamak...

Aileme, arkadaşlarıma, dostlarıma karşı biriktirmek birçok şeyi.
Zamanında beni bırakıp gidenlere, arkamdan iş çevirenlere,
Dostummuş gibi yapıp değer vermeyenlere 'neden' diye sormadan
Geçiştirmek, idare etmek, -mış gibi yapmak...

Oysa üç günlük dünya...
İyi ya da kötü içime attığım şeyleri yarın söylemeye fırsatım olmayabilir,
Benim için ya da karşımdaki için 'yarın' hiç olmayabilir.

Şu an söylenmeyen her söz, yapılmayan her şey, geleceğin keşke'si olmaya mahkumdur.

Keşke dememek için biraz daha fazla konuşmak, biraz daha fazla cesur olmak,
Ve bence alacağın cevap ne olursa olsun onu göğüsleyebilecek kadar dirençli olmak lazım.

Yazarak, konuşarak, arayarak, risk alarak hayatı daha keşkesiz kılmak lazım.
Sustuklarımızı içimizde büyütmememiz lazım...

7 Mayıs 2015 Perşembe

Hayat çok bilinmeyenli bir denklem...



Hayat inişler ve çıkışlarla dolu. Parabolik bir seyir sergilemeyeni yok sanırım. Hakikaten yol gibi, arazi gibi hepimizin kalbi, içi, sürdürdüğü hayat. Yokuşları, dikenleri, karanlık ıssız sokakları olduğu gibi bahar kokan çayırları, papatyalarla dolu düzlükleri de var. Ama insanı en çok yoran ne zaman inişe geçileceği, ne zaman feraha erileceğinin bir türlü bilinememesi. Bazen kalbin mutluluktan sıkışırken, ertesi gün acıdan ağlamak bu bilinmezliğin bir cilvesi işte. "Yaşa ve gör" bu çok bilinmezli parabolik denklemi çözülebilir kılan tek değişken belki de...

Böyle karmakarışık ruh halindeyken bir yazıya rastladım, muhtemelen karşınıza çıkmıştır sizin de. Didem Deligönül diye bir hatunun "Bir kadından diğerine mektup" adlı yazısı. O kadar doğru formüller içeriyor ki yazı tüylerim diken diken oldu okurken. Ve işin garibi yazan her şeyi hepimiz biliyor, düşünebiliyor haldeyiz. Ama nedense yapmıyoruz! Hepsinin farkındayız, ama yine de bilerek kendi canımızı yakıyoruz. Ben yazıyı biraz da kendi gözümün önünde olması için buradan paylaşıyorum, hakikaten duvarlara asılası bir yazı! 

Bilmiyorum becerebildiklerim var arasında, bir de beceremediklerim. Hepsini yapabilsem çok daha hafif ve mutlu bir insan olacağım biliyorum, hem ben hem de hayatımdaki insanlar...



Bir liste var önümde; yıllar sonra edindiğim. Senin bir kenara not düştüklerin gibi; bunlar da benim biriktirdiklerim. İster altına ekle, ister kendininkilere kat. İster dikkate al, ister kaldır at.

1) KARİYERİNİ KIZLIK SOYADINLA YAP

Şimdi toz pembe, biliyorum; öyle oluyor başta. Ortalarda da idare ediyor hatta. Ama gün geliyor; "kocanın soyadı ile" tanındığını fark ediyorsun. Boşanma aşamasına geldiğinde, yeni bir SEN inşa etmek zorunda kalıyorsun. İş hayatında o güne kadar yaptığın her şey - eğer kocan, mahkeme kararıyla onun soyadını taşımana izin vermezse - alt üst oluyor. Hem, ne gerek var ki "izne" vs'ye? Adınla soyadınla, şânınla yürü. Kalıcı olan SENsin.. senin emeklerin.

2) ÇALIŞ. SAKIN DURMA

Kocan sana diyecek ki "Yahu ne gerek var, ben para kazanıyorum zaten. Sen tadını çıkar evdeki hayatın. Çocuğuna bak, günlere git, spor yap, mutfakta oyalan, alışverişe falan çık, devril yat, takıl istediğin gibi." Tatlı gelecek, kolay gelecek, işine gelecek belki. Yapma. Kendini geliştirmeyi, kendine yatırım yapmayı bırakma. Yeteneklerine yönel, hayallerini unutma. Oku, çalış, üret. Seçimlerinin; bir zaman sonra "bir başına ve ayakta isen", anlamı olacak.

3) KENDİ ÖLÇÜNÜ KENDİN AL

Sana "o kadar güçlü değilsin" diyecekler. "Sen başaramazsın" yaftasını yapıştıracaklar. "Bu da nereden çıktı", "ulaşabileceğin hayaller kur" falan diye de yumurtlayacaklar. Yavaşlatacaklar seni. Şaşırtacaklar, yanıltacaklar. İşin kötüsü, bazen potansiyelinin olmadığına "inandıracaklar" da, kimbilir.. Aman ha, sakın durma, kanma. Sen, neyi başarmak istersen O'sun. Bilfiil kendisi hem de. Nereye bakarsan, oraya gidersin. Senin ölçünü senden başka kimse alamaz. Kendi kıyafetini kendin dik. Nasıl istiyorsan, öyle ol. Uzlaş ama değişme, dönüşme.

4) KANTARIN NE KADAR TARTIYOR?

Her topa girme. Her sorumluluğu alma. Her yükü taşıma. Sonradan ruhsal çöküntü yaratacak, sana "keşke" dedirtecek hiçbir şeye soyunma. Rol çalma. Unutma; her kantar, belirli bir ağırlığa kadar tartar. Fazlasını almak, kantarı yorar. Her şeyi başarmak zorunda değilsin; her sorunun çözümü sende değil. Sen de diğerlerinden farklı değilsin. Enerjinle, moralinle, zaten taşıdığın yüklerinle, gidecek epey yolun var. Çünkü ne oluyor biliyor musun; bir süre sonra insanlar seni takdir etse de, kıyamadıklarını söyleseler de, bu naif (!) yaklaşımlar bi' b...ka yaramıyor. Madalyan ve hastalıklarınla başbaşa, hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Nerede mi? Hastane koridorlarında, uykunu aradığın akşamlarda, elin kolun kalkmadığında, hayata dair umutlarını sorguladığında. Yapma. Sakın yapma.

5) KENDİ ŞARKINI SÖYLE

Seninle dalga geçecek kimileri. Giydiğin elbiseye, kahkahana, oturuşuna-kalkışına karışacaklar, sözüm ona "doğru"ya çekecekler seni tüm iyi niyetleriyle (!). "Aman dans etme, beceremiyorsun" diyenler çıkacak. Sesinin kötülüğünden dem vuracaklar. Susma. Kendi şarkını söyle. Canın nerede, ne zaman, nasıl istiyorsa, öyle söyle. Hayatın, "senin şarkın". Notalar senin, kulak senin, ses senin. Ne istiyorsan, onu söyle. Kendi şarkını yaz. Bağıra çağıra söylemeye başladığında, altında senin imzan olsun. Kendi şarkısını yazamayanlar lâf atacaktır; gülümse.

6) HAFIZANI DİRİ TUT.

Neydin sen? Neredeydin? Nereye gidiyordun? Nasıl olacaktı? Neler yaşayacaktın? Sorularını sakın bırakma. Her sabah, kahveni içerken listene göz at; neresindesin, n'apıyorsun? "Biz" olup bambaşka bir maratona girmişken; "ben" bir yerlerde tıkanmış, arkadan nefes nefese, önündeki kâfileye umutsuzca bakıyor olabilir mi?
Sakın unutma. Başlangıç noktanı, başlangıç sebebini; yürüdüğün yol ile teyit et.

7) KALBİNİ DİNLE

Ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, kalbini dinle. Seni nereye götürürse götürsün, sana ne yaptırırsa yaptırsın, kalbini dinle. Dibine kadar sev, sonuna kadar git, olmadıysa bambaşka bir yola git. Hattâ istiyorsan dur ama hep kendini, hep kalbini dinle. İnsanların eğilimlerine, tepkilerine, eleştirilerine aldanıp, "onaylanan" yolu seçme. Kendi yolundan git. Kalbinin yolundan.

8) VAZGEÇMEYİ BİL

Israr etme. Bittiyse, diretme. Serbest bırak kendini de, yolundakileri de. Eğer kader diye bir şey varsa, elbet tecelli edecek. Eğer "farklı" olacaksa bir şeyler; elbet o "yeni" de paşa paşa önüne gelecek. Bırakmayı bil. Vazgeçmek=Özgürlük. Vazgeçmek=Yeni seçimlere ilerlemek. Ve hiçbir seçim, geleceği "özünde" değiştirmeyecek: Özendiğin insanlar kadar özgürsün, sürprizlerle dolusun, rengârenksin sen de.

9) HERKES GİTTİĞİNDE, KALAN MANZARA SENİ MUTLU ETSİN

Kocan gidebilir. Çocuğun Allah'ın emri gidecek. Annen, baban. Eninde sonunda yalnız kalacaksın. Cebinde ne varsa, kaderin o. Hesapladın mı, neler birikmiş çıkınında? Ne kadar erken, o kadar iyi. Henüz harekete geçmediysen, şimdi başla.

10) HER BAŞLANGIÇ İYİDİR

Seçimlerini yaparken, şartlara takılma. O şartlar, bu ânın şartları ve senin bugüne kadarki tecrübelerinle geliştirdiğin inançların. Hepsi bu. İçindeki o BAMBAŞKA SENle tanışmadın, onu keşfetmedin daha. O SEN, seni hep mutlu edecek, yalnız bırakmayacak; emin ol. Kendine tutun. Başlangıçlar insanı diri tutar. Bitişlere tutunursan, düşersin. İÇİNDEKİ SENe şans ver. Seni utandırmayacağını göreceksin.