30 Temmuz 2015 Perşembe

Gitmek mi zor kalmak mı?



Hiç gittiniz mi bir yerden, birinden; geride bırakan oldunuz mu? Terk etmek değil bahsettiğim, birini kırıp döküp enkaz halinde bırakıp hortum misali ortadan kaybolmak değil. 
Salt gitmek... 
Elinizde ve yanınında olanları bir kenara bırakıp başka bir yola girmek... 
Belki de birçok kişiyle birlikte yürüdüğün yolda, birden karşına çıkan ilk sapağa sapmak, tek başına tanımadığın bir yola girmek, orada yürümek... 
Tüm bunları yapacak cesaretiniz oldu mu?

Ben bu kısa hayatımda bir kez gerçek anlamda "gittim" sanırım. 
Seneler önce belki de cahil cesaretiyle elde iki tane bavul İstanbul yoluna düşmem, geride ailemi sevgilimi arkadaşlarımı bırakıp hiç bilmediğim bir 'jungle'a gözü kapalı dalmam tam olarak 'gitmek' eylemine örnek işte.
 Üç kuruş paramla yüreğime doldurduğum dünyanın umuduyla bu yeni dünyaya adım atmak hayatımın geri kalan yol haritasını baştan sona değiştirdi bence.

Ben hep şöyle düşünürüm, büyük ya da küçük verdiğimiz her kararın ardından, o andan sonraki hayatımızın yol haritası hemen o anda güncelleniyor. 
Hani bir uçağı son anda kaçırırsın ve o uçak düşer. İşte o anda hopp haritan update oluveriyor. 
Ya da seni 'elinin tersiyle değil avuçlarının içiyle seveceğini' vaad eden adamı reddetmenin ardından al sana bir güncelleme daha. 
Hatta bir otobüsü kaçırdıysan, metroya son anda binemediysen (ki bununla ilgili Gwenth Paltrow'un oynadığı Sliding Doors diye harika bir film vardır) belki de haritanı bambaşka bir şekilde değiştirmiş oluyorsun. 
Düşününce çok ürkütücü değil mi? 

Belki beş kez okuduğum Susanna Tamaro'nun Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'inde çok sevdiğim bir paragraf vardı. Torununa mektuplar yazan büyükanne bir mektubunda şöyle diyordu: 
Hayat yürürken sana çorak, ıssız ve bomboş gelen dümdüz bir yol gibi. Ne zamanki yıllar geçip gücün tükenince ve soluklanmak için durup da geriye dönüp baktığında aslında o yolun birçok yola ayrıldığını, çiçeklerle ağaçlarla kuşlarla dolu olduğunu ve aslında hiç de düz bir yol izlemediğini görürsün. Aldığın her karar kaderini ve yolunu değiştirmiştir sen farkında bile olmadan.

Gitmek işte, tam olarak böyle etkiler yapar insan hayatında. 
Giden cesurdur, giden mutludur, giden umutludur, çünkü varacağı yerde bir hedef ya da bir kişi vardır onu bekleyen. 
İçi burulsa da geride bırakacakları için bazen, yine de kovar kafasından düşüncelerini. O ana kadar dümdüz yürüdüğü o çorak yolda, çiçeklerle dolu yeni bir patika keşfetmiştir çünkü. 

Kalan olmaksa yürek acısı barındırır. Can yakar, göz yaşartır. 
Kalmak, durmak, bulunduğun hali statikliği korumak fizik kuralları gereği de kararlı görünen ama kararsız bir haldir aslında. 
İçinde biriken potansiyel enerjinin ne zaman ne şekilde açığa çıkacağı belirsizdir. 
Çıkan enerji ısı enerjisine dönüşüp hayatını yangın yerine mi getirecek, kinetik enerji olup kafamdan düşüncelerimden kurtulurum umuduyla seni yollara mı vuracak bilemezsin. 

Kalan olmak bekleyen olmak demektir. 
Bayramda torunlarını bekleyen dede de, nişanlısının askerden dönmesini bekleyen de, çocuğunun okuldan dönmesini bekleyen anne de hep aynı kaygıyı taşır: Ya gelmezse... 
Yüreğinin keder terazisine bu yükü de ekler ve bekler durur. 
Kimi zaman akşama son bulur hasreti, kimi zaman altı ay sonra. 
Bazen de giden dönmez, terazinin bir kefesi hep ağır, yürek hep kederli bekler insan. 
Keşkelerden kelepçe yapar kendine ve zincirler kendini 'kalmaya' mahkum edildiği o yere.

Hayatımda bir kez döneceğim dedim ve dönmedim ben. 
Beni bekleyeni yüreği yıkık bıraktım. 
Gitmiş olmanın verdiği sarhoşlukla, yeni yolumdaki çiçeklerin mis kokusuyla başım dönmüştü, ama ben dönmemiştim. 
Hayatım boyunca o insana verdiğim yürek acısı benim omuzlarımda yük, biliyorum bunu. 
İlahi adalet bana bedelini ödetse de, vicdan azabı denen illet jileti atıyor ve bir ömür izini taşıyorsun sen de. 

Karışık yazdım yine, içim dolu; kelimelerim sözlü anlatmaya yetmiyor; yetmiyor değil de istemiyorum belki de konuşmayı. Yazınca geçecekmiş gibi geliyor her şey. Geçmese de ne bileyim bir nebze hafifliyor işte.

Merak eden olursa diye söylüyorum, şimdilik bir yere gitmiyorum. Geriye ise tek bir seçenek kalıyor.

Ama durup düşününce ben ne kadar kafa patlatırsam patlatayım, her şey olacağına varıyor. 
Giden gidiyor, kalan bir şekilde hayatına devam ediyor. Bu dünyanın düzeni böyle neticede. 
Her seçiş bir vazgeçiş, her karar yepyeni bir yol.
Giden olsan da kalan olsan da yürüdüğün yolu isteyerek yürümek, çiçeklerle bezemek sadece bizim elimizde.


8 Temmuz 2015 Çarşamba

Adios amigos!!



En son iki yıl önce ayağını suya sokmuş bir faninin yakarışına tanık olacaksınız birazdan...

2013 yılında Alanya sıcağında kavrulmasının ardından güneşin her huzmesine, D vitamininin her bileşenine hasret kalmış, 
Bırakın buğday tenliliği, git gide albino olmuş,
Millet kızarmış piliç gibi yanıp yanıp gelirken geçtiğimiz yaz boyunca ders çalışmış,
Şortlarını, canım elbiselerini, bikinilerini, plaj şapkalarını naftalinleyip sandıklara kaldırmış bir insan var karşınızda.

Ben bunları yaşarken instagramda ayak fotolarınızı, beachlerde civildeşmelerinizi, gece clublarda sürtmenizi, sabah denize nazır kahvaltılarınızı beğenmek ne kadar zordu biliyor musunuz benim için?

Ama ama amaaaaaa!!!

Ne demişler: Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner...

Gün geldi! Evet... 
Nihayet iki yılın ardından yarın bu saatlerde Bodrum'un güneşinin altında melanin pigmentimle ben mutlu bir hayata başlayacağız ve tam 10 gün boyunca hazzın doruklarında bir tatil geçireceğiz. 

Nazar değdirirseniz bitersiniz! 
Bırakın da ağız tadıyla yanayım, saçlarım sararsın, yatayım dinleneyim lütfen! 
Ben sizin fotolarınızı beğenirken hiç itlik yapmamıştım, sizden de aynı hassasiyeti bekliyorum canımslar.

Zatı alimin tatil maceralarını merak edenleri instagrama buyur ederken buraları size emanet ediyorum. Ağustosta yeniden buluşmak üzere!

Adios amigos ^^

2 Temmuz 2015 Perşembe

Seninle geçen bir yılın ardından...

Kalbimin sadece kan pompalamak için var olduğu,
Güven kelimesinin bana Ankara'da bir sokak ismini anımsattığı bir dönemde çaldın kapımı...
Ürkek, yalnız ve korkaktım o zamanlar.
Senin hikayen neydi? Kimin kalbinde nasıl yaralar açmıştın? Senin yaraların var mıydı peki?
Çatık kaşların, insanlara uzak oluşun bu yüzdendi belki,
Yaralamamak ya da daha fazla yara almamak için.
Kimbilir...

Önce gülüşün gülüşüme karıştı, bakışlarında kayboldu bakışlarım.
Yolunu gözler, sesini özler oldum.
Yüreğim inkar ederken tüm bu sinyalleri, kalbimin yalancı şahidi oldum.
Sonra...
Sonrasını biliyorsun işte...

Bisiklete binmeyi öğrenir gibiyim seninle,
Ürkek, yalnız ve korkağım hala belki de.
Küçük destek tekerleklerini çıkarsam düşer miyim?
Pedal çevirmeyi bıraksam da gider mi bisikletim?
Korkmadan ne zaman sürebileceğim peki?
Bir gün iki elimi de bırakıp kollarımı açıp kendimi esen rüzgarın koynuna bırakabilecek miyim?
Kimbilir...

Böyle diyorum diye üzülme sakın!
Çünkü sen bilmezsin ama,
Çok eskiden kollarımı bırakmış sürerken o bisikleti rüzgarın koynunda,
Kötü düştüm ben.
Dizlerimdeki yaralar, gözyaşımın tuzuyla dağlandı.
Bisiklet artık paramparça olmuşken gelip kolumdan tutup kimse beni kaldırmadı.
O gün karar verdim ben bir daha bisiklet sürmemeye.
Ve tam olarak o gün ürkek, yalnız ve korkak birine dönüştüm belki de...

Kendimi rüzgarın kollarına tekrar bırakmama daha zaman var belki ama,
Seninle geçirdiğim bir yılın ardından bisiklet sürmekten korkmuyorum artık!
Hep 'bir olmak' dileğiyle...
Nice yıllarımız olsun canım...