25 Ağustos 2015 Salı

I'm a Super Girl and Super Girls just fly



Hayat bize her gün farklı seçenekler sunuyor, her an verdiğimiz karara göre değiştiriyor belki kaderimizi. Üç ay sonra hayatının şu anki gibi olacağını sanıyorsun, zaman geçiyor ve üç ay öncesiyle alakası olmayan bir hayat yaşıyorsun. Üç ay önce hayatının merkezinde olan insanların artık hayatından çıktıklarını, üç ay önce hiç tanımadığın birinin omzunda ağladığını, üç ay önce stabil diye tanımladığının hayatının şimdi büyük bir yol ayrımına geldiğini dehşetle fark ediyorsun.

Daha önce bahsetmişimdir belki, ben 2002 yılından beri düzenli olarak günlük tutuyorum. Yani 15 yaşımdan beri olan her şey -yalnız her şey derken gerçekten her şey- günlüklerimde yazılı. Aşklarım, hayal kırıklıklarım, verdiğim hayat mücadelesi, yoksulluğumuz, ilklerim, sonlarım, gidişlerim, terk edişlerim, terk edilmelerim, hüzünlerim, mutluluklarım, başarılarım, zaferlerim, dostlarım, düşmanlarım, gözyaşlarım, hayallerim, sevdiklerim, nefret ettiklerim, yapmak istediklerim, bırakmak istediklerim her şey defterlerimde kayıtlı. O kadar muazzam bir şey ki aslında, tüyler ürpertici. Yani düşünsenize 2004 yazındaki Hamide'nin tek isteği dersanede yapılacak seviye tespit sınavında birinci olabilmekmiş. Bütün yaz boyunca bunun için sürekli ders çalışmış, test çözmüş. Bu arada abartmıyorum sayfalar boyunca "bu sınavda birinci olmam lazım, kendimi kanıtlamam lazım" diye yazıp durmuşum. O iki üç aylık dönem boyunca benim için başka hiçbir şeyin önemi yokmuş mesela. Ha sonuç neydi derseniz, evet birinci olmuşum :) Ya da 2006 yılında ayrıldığım selvi boylumdan sonra o kadar üzülmüşüm ki okurken bile kederden bileklerinizi kesebilirsiniz. Mecnun o satırları okusa, ulan benimki de aşk mıymış der o derece. Şarkı sözlerinden yaptığım alıntılar, ben artık onsuz yaşayamam'lar, bir daha kimseyi sevemem'ler, Allahım canımı al'lar ve hatta aspirinle birkaç intihar denemesi :)) Sonuç mu? Selvi boylumun ardından üç kez daha uzun ilişki yaşadım, belki beş bin kez aşık oldum, o evlendi ve şu an bir kızı var. Arada konuşuruz falan o derece. 2009 yılında üniversiteden mezun olmaya çalışmam, bitirme tezi hazırlıklarım, o dönemki sevgilimle nerede iş bulsak da happily ever after yaşasak planlarımız.2013 yılı mesela hayatımın tam anlamıyla alt ve üst olduğu malum sene. Sıfırdan bir hayat kurmaya çabalamak, yaraları sarmak, bir yandan da gezmek tozmak, hayatındaki ilk yurtdışı deneyimini yaşayıp Frankfurt'a gitmek, İtalya'da tatil yapmak, yeniden sevmek, harika dostlar edinmek; özetle yazmakla bitmeyecek bir sürü deneyim... Ve 2015... Başı ayrı kıçı ayrı oynayan yıl. Gerçekten yukarıdakinin benimle dalga geçtiğini düşündüğüm, gecelerimi uykusuz bırakan, ulan ne bok yesem de işin içinden çıksam dediğim yıl. Hatta tüm bir yılın günahını almayayım, yine bir tepetaklak durumu yaşadığım 32 gün... Oysa bundan önce 14.05.2015 tarihli günlük yazımda her şeyden ne kadar habersiz, ay tatile gidecek kimsem yok, ay canım dostumun da bekarlığa vedası vardı, ay ispanyolcayı da bir türlü sökemedim, ispanyaya da gitsem ne güzel olur derken şu an götümle gülüyorum yazdıklarımla (güzel gülüyorum demek yani ehehe :))

Böyle zamanlarda İclal Aydın'ın "Zor Günler" şarkısını dinlerim rahatlamak adına, orada da der ya


Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden

Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bi tek
Benim de kanattıklarım vardı elbet
Ezdigim kumlar ve geçtigim yollar hala gölgeni taşıyorlar
Hani demiştim ya en başında 
Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye
Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle


Günlüğümün de şahidi olduğu üzere 'çok zor günler geçirdim vaktiyle', şimdi de kötü değil ama zor günler geçiriyorum. Ama işte her zaman bir şekilde galip gelen ben olmuşum, geçmiş, atlatmışım, neyi istediysem olmuş, başarmak istediğim her şeyde başarılı olmuşum, kafama koyduğumu yapmışım, hatta bu yüzden yeri gelmiş hayat ağzıma bir güzel sıçmış ama onun bile ardından "aman iyi ki öyle olmuş" demişim. Sağlık problemi dışında altından kalkamadığım bir derdim tasam olmamış. En önemlisi de ben ne istiyorsam onu yaşamışım, kimsenin dayattığını değil. O yüzden kimseye ne hesap vermişim ne de hesap sormuşum. 

Bundan sonrası için de öyle olacak. Hayat beni garip bir yola sürüklüyor, önümü göremiyorum, kafam karışık, hayırlısı böyleymiş deyip hayırlısı olsun gibi cümleler kurup duruyorum mütemadiyen. Bir yandan veda hazırlığı yaparken, bir yandan da yeni başlangıçların zeminini hazırlamaya çalışıyorum. Çok yoruluyorum, kimi zaman çok üzülüyorum, uyuyamıyorum ama ne bileyim bir yandan da her şeyin daha güzel olacağını ümit etmek istiyorum. Çünkü günlüğümün kanıtı olduğu üzere ezelden beri başıma gelen 'kötü, garip, beklenmedik, ani, belirsiz' olayların ardından hep "iyi ki öyle olmuş" demişim. Şimdi de öyle olsun istiyorum. Çünkü öyle şeyler olunca ben her şeyin üstesinden gelirim, çünkü "I'm a super girl and super girls just fly" 


20 Ağustos 2015 Perşembe

Enrique Iglesias İstanbul Concert 2015

Nihayet aylardır, yıllardır beklediğim gece gerçekleşti.

Hayallerimin erkeği, gönlümün efendisi, rüyalarımın beyaz atlı prensi, dünyanın en yakışıklısı en sempatiği en karizmatiği ve tabii ki en seksisi canım Enrique'm dün gece sadece iki metre ötemde neredeyse gözlerimin içine bakarak şarkılarını söyledi, dans etti veeeeee ...

Ve'sini boşverin orası onunla benim aramda :) 

Üç yıl sonra yeniden buluştuk, yeniden kavuştuk. Onu bir kez daha canlı dinledim, bir kez daha çok eğlendim ve evet bir kez daha aşık oldum.

Ya tamam bu tarz şarkıcı hayranlıklarını millet 20'sine gelince geride bırakıyor olabilir ama yok arkadaş çok uğraştım olmadı. Hem benimki sizin çiğ çiğ Christiano Ronaldo'dur, Beckham'dır, efendime söliim Brad Pitt'tir sevgisi gibi değil bi kere. Bizde sevdalar mezara kadar! On sene önce ne kadar seviyosak şimdi de öyle seviyoruz.

Ay zaten tutturdu dün gece, gel seni Miami'ye götüreyim, bırak kariyerini, yaşa benimle, elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam (bunu ingilizce olarak nasıl söylediğini hiç sormayın :p) diye ama ben dedim birincisi Anna'ya ayıp olur, sonra benimki var, bir kariyerim var. Bir yalvar bir yakar. Yok Anna'yı zaten hiç sevmiyormuşmuş, kız ayrılınca bunalıma girer diye takılıyorlarmış, konserden konsere gezmekten yüzünü bile görmüyormuş, ama ben onunla gidersem tüm turne boyunca ben de yanında olacakmışım falaan filan. Ağladı resmen. Hatta konuşuyoruz bir baktım fonda İrem Derici'den "bu şarkı kalbimin tek sahibineee" çalmaya başladı. O arada cebinden beş karat yüzüğü de çıkardı. Ben bi şaşırdım, sonra da sinirlendim yani böyle mi evlenme teklif edeceksin bana diye. Canım ya. Çok aşık bana.

(Üstteki paragrafla şizofrenliğimi pekiştirdiğime göre artık kapıma dayanacak ruh ve sinir hastalıkları görevlilerini metanetle karşılayabilirim)

Konser tek kelimeyle muhteşemdi. Evet yine çok kalabalıktı ama bu kez parayı bastım sahne önünden izledim sevdiceğimi, o söyledi ben dans ettim. Bu kadar yakından onu görebilmek o kadar mutluluk verici ki dünden beri gözleri kalp olan whatsapp smileysi gibi dolanıyorum ortalıkta. Aşk yaaa!!!

Şimdi kimbilir bir daha ne zaman gelecek buraya. Bir daha ne zaman kavuşacağız Hero'mla... Ahhh ahhh... 

Neyse belki de başka bir ülkede verdiği konsere giderim, hayat bu belli mi olur :)

Özetle canımslar, İstanbul'dan dün Enrique Iglesias geçti, kendisi gitti ama etkisi uzuuunca bir süre zihnimde kalbimdeeee...























18 Ağustos 2015 Salı

İnsanlar plan yapar

ve Tanrı gülermiş...

Kul kurar, kader gülermiş...

Hayat biz planlar yaparken başımıza gelenlermiş...

Ve daha nice özlü söz...

Sanırım ana fikri anladınız. Biz densizlikte sınır tanımayan insanlar olarak sanki şu anki hayatımız hiç değişmeyecekmiş, sabit kalacakmış gibi düşünüp, planlar yaparken; yukarıda Tanrı bizimle bildiğin dalga geçiyor. Belirtmek istiyorum bu hiç hoş değil!

Yahu, tamam kabul edelim biz de az biraz salağız, yarına çıkacağımızı bilmeden 120 aylık mortgage kredisi alıyoruz, bir yıl sonrasına uçak biletleri alıp seyahatler planlıyoruz ama Tanrım senin de yaptığın biraz bel altı değil mi ya?

Eyvallah tamam, bu pervasız kullarını azıcık silkelemen lazım, o konuda hemfikiriz ama neden güm diye bir anda yapıyorsun bunu? Hayır bi de, izin ver de ileride neler olacak az görelim, ona göre adımlar atalım! Yoook. Hem belirsizliğe doğru adım at, hem düzenini boz, hem de yeni düzen kurmaya çalış. Pooofff... Oysaki stabil haliyle iyiydik böyle.

Ay böyle deyince de şirk koşar gibi, töbe töbe... Tamam var bi bildiğin, her zaman olduğu gibi şimdi de "ooh iyi ki böyle olmuş, hayırlısı oldu bak miiissss" dicem elbet, farkındayım ama yine de bi sneakpeak izletsen hani olmaz mı?


İnsan "geç buldum çabuk kaybettim" diye üzülse mi, "ay onun için hayırlısı oldu" diye sevinse mi, "ulan peki şimdi ne olacak" diye düşünmekten kafayı mı yese yoksa "ay amaaan akışına bırak nolursa olsun" gamsızlığına mı bıraksa kendini inan seçemiyor. 
Ya üç yanlış hayatımdaki doğruyu götürürse mesela? 
Hepsini doğru yaparsam bonus kazanacak mıyım peki? 
Kafamda deli sorular...

Zaten düşündüm de, benim yazılarımın yarısından fazlasında hep bi "kafamda deli sorular" 
Kızım sen üşütük müsün? Kendine kastın mı var? Aklını peynir ekmekle ya da nutellalı ekmekle mi yedin?
Neden salak salak düşünüp kendini hasta ediyorsun? 
Yemin ediyorum bazen dayağı hak ediyorum. 
Kafamda deli sorular'mış. Akıllı sorunun benim kafamda ne işi var zaten! Salak...

Böyle de manasız bir yazı yazar, şizofrenliğimi halka arz ederim. 
Ne ana fikir var, ne giriş ne gelişme ne de sonuç. 
Yazıdan okuyanlar ne anladı sence? Bence hiç...!!!

Neyse o zaman şöyle söyleyeyim, bu sefer de mesafeler ayırıyor beni birilerinden. 
Hem de bundan bir ay önce böyle bir olasılık yokken. 
Hem de baya bi uzaklara. 
Hem de bu kadar alışmışken. 
Ve tam da arkama yaslanıp "evet sanırım nihayet her şey yoluna girdi" demişken...!!!

İşte şu an Tanrı yukarıdan kıs kıs gülüyor, yok kahkahalarla değil ama bariz kıs kıs... 
Hadi bakalım Hamide, şimdi ne yapacaksın diyor! 
Üç yıl içinde ikinci gidişi yaşatıyorum sana, bakalım bunun altından nasıl kalkacaksın diyor. 
Senin iskambil kağıtlarından yaptığın o kuleyi bir güzel yıkarım diyor, yenisini yapabilecek misin enerjin var mı görelim diye dalga geçiyor. 
O gidiyor, sen kalıyorsun. 
Şimdi nasıl çizeceksin yolunu görelim diyor.

Ben ne diyorum peki? Ne diyeyim? 
"Son gülen iyi güler" deyip bekliyorum...

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Geçen yılların ardından...

Hayatın koşuşturması içine kapılınca, başımıza gelen her şeyin aslında ne kadar ilginç bir o kadar da tesadüfi olaylara gebe olduğunu kaçırıyoruz sanırım. Karşılaşmaların, tanışmaların, ayrılıkların ve hatta ölümlerin bile bambaşka kapıları açtığını yaşarken anlamıyoruz da, geriye dönüp baktığımızda "vay be" diyoruz her seferinde.

Bugün iki buçuk yıl önce başıma gelenlerden sonra yazdıklarımı okudum, nereden esti bilmiyorum ama o döneme ait üç beş yazımı seneler sonra sanki bir yabancının yazısını okuyormuşçasına biraz şaşırarak biraz da üzülerek okudum. 
Bu arada yazarların "ben kendi yazdığım kitabı okumuyorum" gibi triplerinde bir nebze olsun haklı olduklarını da belirtmek isterim. Zira mesela ben kendi yazdığım yazıları aradan aylar geçmeden açıp okuyamıyorum. Bir de birisi "harika yazıyorsun, çok güzel yazıyorsun, blogunu keşfettim, şu an yazını okuyorum" dediğinde acayip utanıyorum. 
Hani günün birinde kitap çıkarırsam tüm sosyal medya hesaplarımı kapatıp, üç yıl falan ortadan kaybolabilirim haberiniz olsun :) 
Neyse ne diyordum. Evet malum döneme ait yazılarımı okudum bugün ve sonrasında altındaki yorumlarınızı.

Ukalalık edip kendimi övmek etmek değil amacım ama dışarıdan biriymiş gibi okuyunca oradaki satırları, içim yandı çok üzüldüm o kıza. 
25 gibi küçük bir yaşta birdenbire hayatı alt üst olan, yapayalnız kalan, hayalleri yıkılan bir kız. 
Sevgiye, aşka, samimiyete olan inancını kaybetmiş, herkese karşı güvenini yitirmiş o kızın yazdığı satırlar acıttı canımı. 
Ama bir yandan da duruşu, geleceğe olan inancı, kendini olumlu düşünmeye zorlaması kısacası "güçlü oluşu" inanılmaz gururlandırdı. 
Her "insanın başına her şey gelir, insan her şeyin üstesinden gelir, gelecek daha güzel olacak, anı yaşa, en çok kendine değer ver" diye tavsiyelerini okudukça "vay be" dedim "ne kız ama! Onca şeye rağmen hayata küsmek ve başına yıkılan dünyaların altında kalmak yerine o ağır molozları temizleyip sıfırdan inşa etmeye çalışmak kolay değil. Helal olsun" 

Sonra yorumları okudum, beni tanıyan tanımayan, sessiz takip eden, her daim yorum yapan, yüz yüze görüştüğüm insanların yazdıklarını. 
Verdikleri tavsiyeleri, "harikasın, bitanesin, biz hep yanındayız, çok mutlu olacaksın, sana dualar ediyorum" deyişlerini. 
Yine "vay be" dedim "ne kız ama! Sadece bu minik bloğa yazarak bile senelerce ne güzel insanlar biriktirmiş. Demek ki kendini çok güzel anlatmış, yüreğini çok doğru sergilemiş, samimi ve içtenmiş" 

Aradan iki buçuk yıl geçti evet. Zaman tutulamayacak kadar hızlı geçiyor. Ne kadar anda kalıp, ne kadar verimli yaşıyorum şu an bilmiyorum. Sanırım bunun yorumunu ben yapamam, beni tanıyanlar belki daha sağlıklı görebilirler farkı. 
Kendimi yok yere üzdüğüm, hiç gerçekleşmeyecek ihtimallere ağlayıp, incir çekirdeğini doldurmayacak şeylere sevindiğim, onlarla mutlu olduğum oldu. 
Aşık oldum, sevdim, ayrıldım, yeniden aşık oldum bu süreçte. 
Yine bazı insanlara kendimden fazla değer verdim, hiç beklemediğim kişiler hiç beklemediğim hayal kırıklıkları yarattı bende. 
Ama bilmiyorum ki, sanırım biraz daha büyüdüğüm için farkında olarak yaşadım bunların hepsini. 

Sonuçta hayat bir futbol ligi bence, bir sürü maça çıkıyoruz hepimiz bir sezon boyunca. 
Kimi zaman ezeli rakiplerimizle, kimi zaman güçsüz takımlarla. 
Kiminde hat trick yaparken, kiminde hezimete uğruyoruz. 
Bazen sakatlarımız eksiklerimiz çok oluyor takımımızda, ona rağmen en azından berabere kalıp bir puanla ayrılıyoruz stattan. 
Kimi zaman deplasmana gidiyoruz, uzak diyarlara, bilmediğimiz kıyılara; hiç tanımadığımız bilmediğimiz coğrafyada taraftarımızdan uzakta oynuyoruz maçlarımızı. 
Bazen çok kötü oynadığımızda yuhalanıyoruz, protesto ediliyoruz, üzülüyoruz son dakika yenilgilerine, futbolcuları ya da teknik direktörü suçluyoruz. 
Ama ne olursa olsun sezonun sonunda kimi zaman şampiyon olarak, kimi zaman da orta sıralarda tamamlıyoruz ligi. 
Ben de iki buçuk sezon tamamlamışım kendi hayat ligimde. 
Şampiyon olarak tamamladığımda oldu, kendimce hayal kırıklığı yaşadığım zamanlar da. 
Yine de bence daha güçlü, daha akıllı, daha çok gülen, daha neşeli bir "Hamide" var artık. 

Siz ne dersiniz?