23 Ekim 2015 Cuma

Vamos Espana!!!



Kimbilir kaç milyon kez söylemişimdir İspanya'ya gitmek istediğimi...

Kaç "yeni yıl dilekleri" yazımda sıralamışımdır bu dileğimi...

Kimlere anlatmışımdır hevesle, aşkla orayı görmeye olan isteğimi...

Kaç tane mum üflemişimdir doğum günlerimde bunun için...

Ve de kaç arkadaşıma yalvarmışımdır benimle İspanya'ya gelir misin diye...


Seneler geçti, olmadı... Ya zaman bulamadım, ya izin alamadım, ya param yoktu ya da yanımda bir arkadaş...

Oysa kurslara gidip İspanyolca öğrenmiştim. 
"Hola Espana! Buenos Dias! Vamos a Sagrada Familia y comemos tapas bebemos sangria" diye şakıyacaktım gezerken tozarken...

Ama ama amaaa!

Tam ümidi kesmişkeeen onu gördüm karşımdaaa :)

Geldi önümde diz çöktü, ellerimi tuttu, gözlerimin içine baktı ve konuşmaya başladı: 

"Biliyorum çok istiyorsun oraya gitmeyi, ben daha önce gitmiş olsam da seninle olduktan sonra cehenneme bile gelirim. Biletleri aldım, doğum gününden üç gün sonra rüyalarının tatili yapacağız. Sen benim en kıymetlimsin." 

Dilim tutuldu, konuşamadım. Ağlıyorum mutluluktan. "Evet evet evet" dedim, "oraya seninle gitmeyi çok isterim."

Sonrasında gül yapraklarıyla kaplanmış masada romantik bir yemek, falan filan...

Desem deeeeee

İşin aslı öyle olmadı tabi. Hemen heyecanlanmayın. Olay aslında şöyle gelişti. 

Benim sürekli "ben İspanya'ya gidicem, bütün arkadaşlarım da daha önce gitmiş, ee sen de daha önce gitmişsin. Valla ben Selay'la gidicem orada oooh vur patlasın çal oynasın bi tatil yapıcam. Ha o da gelmezse artık tek gidicem" diye söylenmemden bıkıp "24 Ekim-31 Ekim biletler ucuz, 29 Ekim tatili de var arada ,izinden de gitmez, gidelim de rahatla" dedi. 

Ben de "Yaaa o tarihi bilerek mi seçtin?" diye doğum günümü ima ederek şımarıklık yapınca da "Yoo. Bilet ucuzdu. Ne var ki o tarihte?" diyerek de ekledi.

Dilim tutuldu, konuşamadım. Ağlıyorum bir önceki hikayeyle kısmı aynı ama :)) 

Şaka bir yana evet, yarın İspanya'ya gidiyorum. 
28 yılda bir gerçekleşen bir doğa olayına şahit olacaksınız, hazır mısınız? 

Bekle beni Espana, ben geliyoruuuuummm :)

8 Ekim 2015 Perşembe

Nankör...

Beş yıldır blog yazıyorum ve bu beş yılda hayatımın geri kalan 23 yılına bedel şeyler yaşadım. Iyi şeyler de cok6 can yakan kötü şeyler de.... Yeri geldi can sıkıntımı, üzüntümü, mutsuzluğumu, şikayetlerimi ve hatta başkalarının dillendiremeyeceği ihanetleri anlattım, yeri geldi mutluluktan havaya uçtuğum günleri, gördüğüm yerleri, dostlarımla yaptıklarımı yazdım.

Ama sanırım hiçbir zaman gecenin bir yarısı yazmadım, içim hiçbir zaman böyle dolu olmadı sanırım. Belki de oldu ama tahammül sınırı  yüksekti tolere edebildim. Ama şu an bana yapılan haksızlığı, hakkımda düşünülenleri sindirebilecek bir kafada değilim maalesef.

İnanirsiniz inanmazsiniz bilmiyorum ama benim inancima göre bir yaratıcı var ve o herkesi her yapılanı her yasatilani ve her yaşananı izliyor ve bir nevi not tutuyor. Iyi kötü güzel çirkin ne varsa yazıyor. Yeni moda ifadesiyle evren kişinin ettikleriyle bulduklarını karsilastiriyor ve hangi taraf eksikse esitlemek adina tamamliyor kefeyi. Eğer uğradığımız haksızlıklar yasadigimiz mutsuzluklar fazlaysa eninde sonunda güzellikler çıkarıyor karsimiza, iyi ki dedirtiyor, kiymet bildiriyor, mutlu ediyor. Haa ama eğer kirdigimiz kalpker, aldigimiz ahlar, yaktigimiz canlar, yedigimiz kul haklari fazlaysa dur bakalim orada diyor, artik yeter, şimdi senin de terazini esitleme vakti...

Böyle bir düzen varken evrende, iyi ya da kötü her şeyin ama her şeyin karşılığının mutlaka alindigi bir dünyada yasiyorken neden bile isteye haksız yere kalp kırar ve ah alir insan! Neden? Benim aklım mantığım almıyor. İnancin, Tanrın ne olursa olsun niye birini bilerek üzer ki birisi? Haksız yere haklılık iddia eder, emeğini sorgular, canini yakar? 

Ben saatlerdir düşünüyorum ve bir yanıt bulamıyorum.

Çok üzülüyorum. Çok kızıyorum bir de. Herhangi birine değil, kendime. Keşke bu kadar iyi niyetli, bu kadar yufka yürekli, bu kadar temiz kalpli ve bu kadar saf birisi olmasaydim, siktir et demeyi basarabilseydim, kendimi diger bütün herkesten daha fazla düşünmeyi onemsemeyi becerebilseydim diye...

Bir tek kendinsin hayatta, burnun sürte sürte öğretiyor hayat. Bugün de böyle bir burun sürtme günüydü işte. Kimseye kendinden fazla vermemeyi, öyle tepelere koymamayi, eşek gibi çalışmamayi, bencil olmayi, dert dinlememeyi ama başkalarına dert olmayi, susup oturmamayi ne zaman ogrenicem ki ben!!! Nankör olan insanoğluna karşı siktiri cekebilmeyi ne zaman becerebilcem?