11 Mayıs 2016 Çarşamba

Detoks Yılı



Bakın canımslar beni kaç yıldır okuyorsunuz ve biliyorsunuz ki tek sayı ile biten yıllarda hayatımda güzel gelişmeler olurken çift sayı ile biten yıllarda burnum hep boka batıyor. Ve bilin bakalım bu yıl neyle bitiyor? Bildiniz: çift sayı…

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir hesabı bu sefer 2015’in sonlarında hissettirmişti zaten 2016’nın çok zor bir yıl olacağını. Tabii ki yanılmadık. Kasım ayından beri başıma gelenleri dizi senaryosu yapsalar Game of Thrones’tan fazla izlenir olur, Bihter Ziyagil’i unuttururdum sizlere ama yapımcılar kaybettiler, benim hayatımın saçmalıklarına da sadece yakınımdakiler şahit oldu.

Ünlü Türk düşünürü Serdar Ortaç’ın bir menkıbesinde söylediği üzere “Hayat beni neden yoruyosun?” diye isyan ede ede ağlamalarımı mı sayayım, kesemin dibine yaklaştığım anları mı sayayım, savcılıkta ifade verip koskoca savcıyı canından bezdirmemi mi anlatayım, yoksa en yakınım dediğim dostlarımdan yediğim kazığın ölçüsünü mü vereyim! Bakın sevgilimin gurbet ellere yerleşerek beni hayali Helgalarla zihinsel kavgalara atması, kavuşamama senaryoları yazarak Oscar aldırması, asker yolu bekler gibi şafak saydırmasını söylemedim bile…

Neyse efendim, tabii sevgili takipçilerim bunların ve buraya yazamadığım bir yığın olumsuz ve karamsar gerçeğin farkında olmadıklarından hayatımı çok renkli olarak görüyorlarmış. Tamam itirazım yok, bok sarısı da yeni dönem hardal sarısı olarak renk skalamızda yer alıyor ama millet beni “disko disko partizani” diye nerde akşam orda sabah takılıyorum sanıyormuş. Evet son altı ay içinde önce İspanya’ya sonra Almanya’ya sonra Hollanda’ya gitmiş, Türkiye’de de bir sürü konsept doğum günü partisi düzenlemiş olabilirim ama bu renkli bir hayatım olduğunu göstermiyor. Mesela Yeşilçam konseptli partimizin sadece 6 saat öncesinde sağlık sıkıntılarım yüzünden ünite ünite kan verdiğimi, halsizlikten kolumu kaldıramadığımı bilmiyorsunuz. Almanya’dan dönerken, sevgilimden ayrılırken bütün seyahat boyunca ağladığımdan da haberiniz yok. Amsterdam’dan döndükten sadece bir hafta sonra yepisyeni telefonumun çalındığını biliyorsunuz onu da ben söyledim diye :p

Sözün özü, her şey toz pembe değil be canımslar. Ben son dokuz ayda önce en yakın dostumu kaybettim, nedensiz yere bambaşka bir insana dönüştü ve tüm ilişkimiz koptu gitti. Kardeşim dediğim insan el oluverdi minicik bir zaman diliminde. O kaybı atlatamadan sevgilim gitti. Tam her şey yoluna girdi demişken hayatım bir kez daha alaşağı oldu. -Derme çatma da olsa yeniden  inşa ettiğim dünyam yine yıkıldı. Ummadığım insanlardan ummadığım şeyler duydum, ummadığım şeylere maruz kaldım. Geceleri tek başıma ağlarken tek renk siyahtı.

2016 hayatımdaki en değişik yıllardan beri. İlk defa bu yılın sonunda nasıl bir hayatım olacak, nerede olacağım bilmiyorum. Belki bugünkü koşullarla aynı olur her şey, belki de dünyanın bambaşka bir yerinde kendime yeni bir hayat kuruyor olurum. Belki de hayatta bile olmam bilemeyiz sanki hiç göçmeyecekmiş gibi yaşıyoruz ya küstahça. Belki çok mutlu olurum belki de yine mi be diye ağlarım. Bilmiyorum. Ve inanın belirsizliğin rengi gökyüzü mavisi değil…

Bu yıl detoks yılı… Beni üzen, kıran kim varsa ve ne varsa çıkarıyorum hayatımdan. Çıkaramıyorsam da amiyane tabirle “iplememeyi” öğretiyorum kendime. Kendimle övünmek değil amacım ama ben ince düşünceli bir insanım, kimsenin kalbini kırmamaya, sevdiklerimi mutlu etmeye önem veririm. Ama hep veren taraf olmak bu yıl bunca yükümün arasında artık zor geliyor. Ben düşünceli davranmama rağmen benim hayatımı önemsemeyen, bir mesajı bile esirgeyen, hep isteyen hiç vermeyen insanların hayatımdaki yeri fiziken devam etse bile kafa olarak sonlanmış durumda. Çünkü artık yoruldum. Kelin kendine sürmeye bile merhemi yok!

Öte yandan öyle insanlar var ki en yakınlarım bile “noldu” diye sormazken canımın sıkkınlığını görüp kayıtsız kalmayan, mesajla ya da basit bir instagram yorumuyla yanımda olduklarını hissettiren. Bu hayatta güzel insanlar da çok ve benim de etrafımda varlarmış, ne mutlu bana.

Kendimi manevi olarak rahatlatmaya, ruhuma su serpmeye çalıştığım şu günlerde Şems’in en sevdiğim sözüyle bitireyim yazımı: “Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye korkma. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden güzel olmadığını!”


Rengarenk kalın…

6 yorum:

  1. Son cümleniz olağanüstü idi.

    YanıtlaSil
  2. Okudukça nedense çok yakın hissettim kendimi sana, 2013 yılı benim için aynen senin tariff ettiğin gibiydi. Dışardan kimse anlayamazdı belki ama hayatımın üzerinden sanırsın "dozer" geçti. işim, sevgilim, dostlarım, arkadaşlarım, güvendiklerim, inandıklarım hepsi ama hepsi anlaşmış gibi ya terketti beni ya gitmeye zorladı.
    geçen üç yılın sonunda şunu diyebilirim ki, altı üstünden cidden daha güzel :) Merak etme herşey geçecek, ayrıca dertlendikçe bence gel buraya not düş yanında hiç ummadığın dostlar bulacağına güvenebilirsin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. benim gibi hissedenler, benzer şeyler yaşayanlar olduğunu bilmek güzel...

      Sil

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost