1 Eylül 2016 Perşembe

Hüzün Mevsimi

Yazının başlığını görünce hüzünlü bir yazı yazdığım sanılabilir, yanılıyorsunuz. Mevsim hüzün mevsimi olsa da ben artık başıma gelenleri tiye alıp gülmeyi baya baya öğrendim. Çünkü diğer türlüsünü denedim, bi boka yaramıyor. Ağlamalı, salyalı, sümüklü yılın ilk altı ayı sonucu elime geçen yine bir şey yoktu, şu anda da yok. O yüzden bari ciğerimi soldurmayayım dedim boş yere.


Bu yıl başladığında kendi kendime demiştim ki, 2017’ye bu ülkede, bu şehirde, bu işte, bu evde değil; var olan koşullarımdan en az birini değiştirmiş olarak gireceğim falan filan. 1 Eylül itibariyle şafak karanlık, itiraf ediyorum. Büyük ihtimalle yeni yıla gayet de aynı koşullarda gireceğim, değişen tek şey kilom sanırım onun dışında bir yılda hiç mi gelişme kaydedilemez arkadaş! Ayıp cidden.

Hani bir ara yazmıştım, insanlar plan yapar tanrıysa gülermiş diye. Beni izleyen yaradan rabbim baya eğleniyordur eminim. Her bir olasılığı benim üzerimde deneyip sabrımı sınadığı için sağolsun artık olanlara şaşırmaz hale geldim. Dün mesela adım ve fotoğraflarım kullanarak yeni bir facebook hesabı açmış birisi, herkese arkadaşlık isteği göndermiş. Yarım saatte hayatım boyunca almadığım kadar mesaj ve telefon aldım yemin ederim. Y kuşağı olarak fazlaca uyanığız anam biz de, herkes “aman diyim” diye haber verdi. Neyse buna ilişkin uyarıda bulunmak için iş arkadaşlarımın yanına gittiğimde onların ilk tepkisi “böyle bir şey anca senin başına gelirdi zaten” oldu. Dünya kanıksamış looserlığımı.

Neyse ama hepsi bir sınav diil mi canııımmm? Beni yıkmayan napıyordu, güçlendiriyordu. Ben de şu an 1200 CP’li Jigglypuff gibi güçlü güçlü takılıyorum valla. Zaten Pokemon Go oyununa sardım, işi gücü bıraktım, sağda solda pokemon avlıyorum. İnternet kotamın ve şarjımın anasını ağlatıyor ama adeta bir uyuşturucu meret! Bakırköy’deki tüm pokestopları, tüm gymleri, lure atılan yerleri falan öğrendim. Hedefim Misty olup Usta Pokemon Ash’i baştan çıkarmak :p Akşam ne yaptın diye soruyorlar mesela, ava çıktım diyorum. Sanırsın yavrularını doyurmaya çalışan dişi aslanım amk, ne avı diyo insanlar tabi. Yolda yürürken elimde telefonla kesin bir gün bir otobüse falan çarpıcam, dikkat edin bana otobüs çarpacak demiyorum, öyle şuursuz bi moda giriyor ki insan, gözü bir şey görmüyor. "Yine mi gerizekalı Zubat, mal Pidgey ne diye kaçıyorsun" gibi sesli tepkiler veriyorum falan. Lure atılan yerlerdeki topluluklardan anlıyorsun diğer pokemon oyuncularını, aynı davanın yoldaşı gibi hissediyorsun onları görünce, evet tamamen salakça farkındayım ama napıyım sonuçta oyunun mantığı artırılmış gerçeklik.


Şimdi diyeceksiniz ki yine saçmaladın, neyle başladın neyle devam ettin! Artık böyle cidden. Bir elimde telefon bir elimde poketopu umurumda mı modundayım.  Geçen gün Ash’imle çıktığımız bir av sırasında elimizden kaçan bir pokemon için hayıflanırken durup dedim ki “farkında mısın yaşıtlarımızın çocukları var, beziydi, bokuydu, püsürüydü, okuluydu, kaydıydı falan uğraşıyorlar; bizim de en büyük derdimiz ‘o Magmar’ı nasıl kaçırdık’ sanırım bu işte bir gariplik var” Ama hemen sonra “yok ya gariplik diğerlerinde” deyip karşıma çıkan Onix’i avlamaya koyuldum.


İşte hüzün mevsimi bana böyle başladı… Bakalım neler getirecek, neler götürecek, 10 kmlik yumurtamdan hangi pokemon çıkacak :)

1 yorum:

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost