10 Ekim 2016 Pazartesi

İki Kız, Dört fotoğraf makinesi, Bir şehir - Prag

Arkadaşlarım tarafından “Leyleği havada gören kişi” olarak adlandırıldığım 2016 yılının son gezilerinden birini Prag’a yaptım geçenlerde. İki kız, dört fotoğraf makinesi ve bir şehir şeklinde özetleyebileceğim bu seyahatte yine çok eğlendim, tabii ki binlerce fotoğraf çektim ve geri dönmeyi hiç mi hiç istemedim :(


Prag’a 12:45 uçağı ile gittik, Prag Vaclav Havel havaalanına yerel saatle 14 civarı vardık. Ama pasaport kontrolünde abartmıyorum gerçekten 1,5 saat bekledik, ruhumuzu teslim ediyorduk neredeyse. Günümüzün yarısını havaalanında yedikten sonra çıktık, şehir merkezine nasıl gideriz diye bakınmaya başladık. Sanırım şu ana kadar havaalanından şehir merkezine gitmenin en meşakkatli olduğu yer Prag. Zira önce 32 koruna’ya (Çek cumhuriyetinin anlamsız para birimi) otobüs bileti alıp havaalanından Zlicin metro istasyonuna götüren 100 ya da 119 nolu otobüslere biniyorsunuz. Sonrasında Zlicin metro istasyonunun son durağı olduğu sarı B metro hattına binerek merkezdeki bir istasyona varıyorsunuz. Merkez derken Prag’ın olayı Old Town ya da Stare Mesto olarak adlandırılan Eski Şehir’den bahsediyorum. Eğer siz de bizim gibi (ki turistik amaçla gidiyorsanız kesinlikle Stare Mesto yakınlarında kalmalısınız) Old Town yakınlarında kalıyorsanız Staretestko Mesto ya da Mustek istasyonlarında inebilirsiniz. Metrolarda bilet kontrolü yapan görevliler bulunuyor ve eğer turistseniz (valizlerinizden ya da elinizdeki haritaya alık alık bakmanızdan çok rahat anlıyorlar) sizi durdurup bilet soruyorlar. Biz iki kez metro kullandık, iki istasyonda da durdurulduk. O yüzden bilet almazlık etmeyin, ceza ödersiniz yoksa.

Biz booking.com’dan bulduğumuz Apartments Pushkin’de konakladık, seyahati geç bir vakitte planladığımız için normale göre biraz pahalı ödediğimizi düşünsek de Prag’da konaklama diğer Avrupa kentlerine göre çok pahalı. Bizim kaldığımız otel Astronomik Saat Kulesinin hemen yanında Karlovy caddesinin köşesinde çok merkezi bir yerdeydi ve stüdyo daire tarzındaydı, yani kendi mutfağı salonu vs vardı. Geceliği kişibaşı 35 €’ya geldi ki Prag için gayet uyguna kapattık :)


Prag’da para bozdurmak gerçekten uyanık olmanız gereken bir iş. Her köşede exchange var, ama komisyon almayanı yok gibi bir şey. Biz ilk gün 20 € bozdurduk, 4 € komisyon aldılar fırsatçılar. O yüzden bir daha da para bozdurmadık, hep kartla harcadık. Korunamız olmadığı için mağdur olduğumuz tek bir mekan vardı, oranın da Allah cezasını versin!!

Gelelim Prag’da nereleri gezelim görelim kısmına. Prag, şu bir avuç Avrupa kenti görmüşlüğümden yola çıkarak söylüyorum ki en Ortaçağ kokan en otantik en korunmuş kent (Evet hala Viyana’ya gitmedim, çok belli oluyor dimi :)). Klişeler klişesi bir cümle kuracağım ama cidden sokaklarında gezerken kendinizi Ortaçağ’da gibi hissediyorsunuz. O yüzden kapalı mekan gezmek yerine sokaklarda kaybolmak istiyorsunuz, müze falan gezmeseniz de olur bence yani (İmza: Müzede geçirilen zamanın ve verilen paranın ziyan olduğunu düşünen kara cahil sanat yoksunu insan :))



Astronomik Saat Kulesini yüzlerce metre öteden fark edersiniz zaten, hayır kulesinin uzaktan görünür olmasından değil, çevresinde toplaşan ve saat başlarında saatin yaptığı atraksiyonu görmek isteyen milyarlarca insan yüzünden… Şahsen ben o kadar insanı görünce saat başlarında “big bang”i yeniden yaşatıyorlar zannetmiştim ama bildiğimiz guguklu saatin devasası (imza: Evet yine ben, kara cahil :)) Ama görün tabi, bi video neyin çekin anı olsun.


Astronomik saat kulesinin çevresi tam bir Avrupa kent meydanı havasında. Sudan baloncuk yapan amcalar, heykel taklidi yapan abiler, sokak müzisyenleri falan derken dalıp saatlerinizi harcayabilirsiniz, hele de şansınıza hava güzelse. Biz normalde dünyanın iki bahtsız insanı olsak da herhalde iki eksi yan yana gelince artı yapmış olmalı ki Prag’da kaldığımız süre boyunca etek, şort falan giyip gezdik (Ekim ayında evet!!)





Prag da ortasından nehir geçen ve bu nehir sayesinde şehre huzurun geldiğine inandığım bir kent. Zira Floransa, Pisa, Frankfurt ve Amsterdam için de aynı düşüncelere sahibim. Su hayattır. Şehri ikiye bölen nehir de Prag’a gerçekten bambaşka bir boyut kazandırmış bence. Bir kere nehir olunca köprü oluyor, köprü demek de güzel instagram fotoğrafı demek (İmza: Ehehe yine ben :))

Prag’da nehrin iki yakasını birbirine bağlayan bir sürü köprü var ama bunlardan en ünlüsü ve 7/24 üzerinde milyarlarca insanın bulunduğu Charles Köprüsü. Aramak için çok uğraşmanıza gerek yok. Prag’da kalabalığı takip ettiğiniz sürece ya Astronomik saat kulesine ya da Charles Köprüsüne varırsınız :) Köprünün üzerinde bir sürü heykel var, ama insan kalabalığından dolayı pek de bir şey anlamayabilirsiniz köprü üzerindeyken. O yüzden size tavsiyem Charles Köprüsünden bir önceki ya da bir sonraki köprüye gidip Charles’ı oradan izlemek ve fotoğraflamak :) (Hadi kaptınız yine +10 like’ı :))







Bir de kale bölgesi var ki Avrupa’da gördüğüm en görkemli katedrallerden biri olan St. Vitus Katedraline ev sahipliği yapıyor. Yürüyerek yarım saatte ulaşacağınız bu bölgede kale içini, katedrali ve yüksek bir noktadan Prag manzarasını görebilirsiniz.






Prag Franz Kafka’nın memleketi, bir zamanlar yaşadığı yeri de tabii ki fırsatçı Avrupa zihniyeti müzeye çevirmiş. Müzeyi girip gezmedik (Tabii ki !!) ama bahçesine girin ve “Peeing men” (İşeyen adamlar) heykelini görün mutlaka. Bence müzeden daha eğlencelilerdi :)



Gitmeden önce ballandıra ballandıra anlatılan, gittiğimde de “bu muymuş” dediğim diğer bir yer de Dancing House. Şu an ofis olarak kullanılan bu binanın tek özelliği dışarıdan dans eden bir çifti andırıyor olması (ki bana ne dansı ne de bir çifti çağrıştırdı) Charles Köprüsünden sonraki üçüncü köprünün ayağında, yürüyerek ya da tramvayla gidebilirsiniz. Gitmişken görmeden dönmeyin artık, napalım…


Biz iki günlük gezimizde müze, kilise gezmek yerine Prag’ın sokaklarında kaybola kaybola günde yaklaşık 20 km yürümek suretiyle şehri yaşayarak gezdik. Diğer bloglarda İşkence Müzesi, Seks Makineleri Müzesi, Oyuncak Müzesi, Balmumu Müzesi gibi müzelerin olduğunu gördük ama gitmedik ne yalan söyleyelim gitmeyi de tercih etmedik.

Prag’da kahvaltı diye bir kültür yok diyebilirim. Zira biz iki sabah da yiyecek bir şeyler ararken helak olduk, imdadımıza Starbucks ve sandviçleri yetişti. Peki insanlar ne yiyor derseniz delirmişçesine Trdelnik denen yerel bir tatlıyı tüketiyorlar sabahları. Kafayı yemişler evet. Öğlenleri yemek yemedik, gördüğümüz marketlerden bir şeyler alıp onları atıştırdık (Fakirliq J) Akşam yemeklerinde ise bir akşam Charles Köprüsünü kesen caddenin sol paralelindeki caddede olan Di Finestra’da ve bir akşam da saat kulesinin dibindeki El Minuto’da yedik. Fena değildi, tavsiye ederiz.





Ve gelelim Prag’da gece hayatına. Mutlaka okumuşsunuzdur Prag’da gece hayatı baya bi hareketli. Anlatıla anlatıla bitirilemeyen beş katlı gece kulübü Karlovy Lazne’den başlayalım. Her katında farklı tarzların çaldığı, ergenus ya da kart çapkın dolu olan bu mekana aman diyim gitmeyin (yani yaşınız bizim gibi 30a dayandıysa :)) Girişi kişibaşı 200 koruna olan bu mekanın içinde ne kredi kartı ne Euro geçiyor. Kimse de bununla ilgili uyarmıyor girişte. Saf saf 9’ardan 18 € verip giriyorsunuz (ki zaten orada bir kazıklıyorlar zira 400 koruna baya bi <<<<<< 18 €’dan) sonra da içeride eğer yanınızda çek kronu yoksa mal gibi kalıyorsunuz. Giriş paranızı alıp çıkmak istediğinizde de bir ton kavga etmek durumunda kalıyorsunuz elin ecnebileriyle.

Biz Karlovy Lazne’de güvenlik görevlileriyle ve girişteki adamla muhteşem İngilizcemizle tartışıp giriş paramızı söke söke geri aldıktan sonra efendi gibi gittik Hard Rock Cafeye, bir güzel de eğlendik. Bir de Roxy diye bir kulüp varmış da biraz uzakçana, oraya da gidebilirsiniz.

İki gün iki gecede Prag’ı güzel güzel gezip dolaştık. Hem eğlendik, hem öğrendik, oldukça güzel zaman geçirdik. Darısı diğer seyahatlerimin başına. Amiiin :)

3 yorum:

  1. Masal şehri gibi. Umarım gitme fırsatım olur. Fotoğraflar ve anlatımınız çok güzel. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. inşallah gidersiniz, çok güzel gerçekten.

      Sil
  2. 3 sene önce Prag`a gitmişliğim ve muhteşem ötesi bir 6 gün geçirmişliğim var. Ben de Ekim`de gitmistim ve her şey o kadar romantikti ki!!! Hayallerimin şehri diyebilirim, sokaklari, müzeleri, canli canli tarihiyle olağanüstü bir şehir! Son derece ilham verici! İnsan kitap falan yazar, senfoni bile besteler o atmosferde)) Ayrica Viyana`ya da gittim, güzel ama Prag kadar kesinlikle değil orasını emin bir şekilde söyleyebilirim. Soğuk bir sehir.. Prag`in o romantik ve melankolik havasini simdilik baska hicbir yerde hissetmedim. Bu postla eskilere gittim, emeğin için teşekkürler :) seyahate harcanan paraya, sonuna kadar değer valla :)

    YanıtlaSil

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost