24 Ekim 2016 Pazartesi

Sevgi Neydi? Sevgi Emekti...


Sevgilim yurt dışında yaşamaya başlayalı bir yıl oluyor. Bu arada konuya başlamadan başkalarına ondan bahsederken sevgilim demek buldumcuk gibi hissettirdiğinden ben bundan sonra kendisine Muro diyeceğim, şimdiden anlaşalım. Evet çok Puccavari bir yaklaşım oldu ama napıyım ismini de ifşa etmek istemiyorum burada. Neyse ne diyordum, Muro gideli bir yıl oldu. Bir yıldır edindiğim tecrübeyle şu an artık “Uzak mesafe ilişkisi yürütebilmenin 100 yolu" adlı kitabı rahatlıkla çıkarabilirim.


Geçen yıl bu zamanlar, adam gidecek diye kederden bir yandan bileklerimi kesiyor, bir yandan uykusuzlukla mücadele ediyor, bir yandan da kaderime lanet ediyordum ki, sevgilisi üç yıldır Dubai’de yaşayan işyerinden çok sevdiğim bir arkadaşımla akşam çıkıp dertleşelim dedik. Tabii ben salya sümük… Diyorum ki adam beni unutacak, o diyor ki hiç bile daha çok bağlanacak. Ben diyorum ki artık kırkta yılda bir görüşeceğiz, o diyor ki artık görüşmeleriniz çok daha güzel olacak. Ben ne kadar pessimist konuşsam da kızcağız inatla Pollyanna gibi güzel senaryolar sıralıyor. Yani nerdeyse “gitmesi ilişkimizi yürütebilmemiz için farz” moduna getirdi beni söyledikleriyle. Söylediklerinin yarısına inanıp diğer yarısı için kafamdaki hastalıklı senaryoları oynamaya devam ederek bitirmiştik buluşmamızı.

Onun ardından bir iki hafta boyunca ekşi sözlükte “Uzak Mesafe İlişkisi” başlığında yer alan 309 sayfa enrtynin hepsini okudum. Bazısı umut veren şeyler yazmışken kimi de “boynuzu yediniz varsayın, uzak mesafe ilişkisi = olmayan ilişki” falan gibi hayattan soğutan yorumlar yazmış. Bazı yazarlar –ki kendilerini sırf bu nedenle favori yazarlarım ilan etmişimdir- öyle güzel şeyler yazmışlar ki derin bir oh çekiyorsun, sonra bir sonraki sayfada kafandaki kötü senaryonun yaşandığını görüp bir bardak kezzapı shot yapasın geliyor. Neye kime inanacağım ben arkadaş diye tam kırk beş gün uyumamıştım.

Sonra Muro gitti ve bizim uzak mesafe ilişkimiz resmi olarak başlamış oldu. İlk başlarda zordu evet, onun orada bensiz bir yaşam kuruyor olması, yeni insanlar tanıyor olması; benimse burada onsuz bir yaşama alışmaya çalışmam çok yıpratmıştı beni. Tamamen yeni ve tamamen sürprizlerle dolu bir hayata başlıyorken o, ben burada sıradan sıkıcı hayatıma terk edilmiştim. Tam olarak böyle hissediyordum evet. Oysa arkadaşım demişti ki ilk başta terk edilmiş hissedeceksin, onun hayatı sana daha çekici görünecek ama bir kez oraya gidip geldikten sonra, kafanda onun yaşamını somut olarak canlandırabilir hale geldikten sonra, yani mutfaktayım dediğinde mutfağını gözünde canlandırdığında, Marienplatz’dayım deyince Marienplatz’da beraber gezdiğiniz anları hatırladığında daha iyi hissedeceksin. Bir bildiği varmış işte.

Muro orada yaşamaya başladıktan sonra ilk aylar çok zor geçti, itiraf ediyorum. Ona da kendime de işkence ettiğim anlar oldu. O işten çıkıp evine 20 dkda giderken ben bir buçuk saat trafikte takılı kalıyorum diye serviste ağladım, akşamları yeni arkadaşlarıyla dışarı çıkarken ben evde oturuyorum diye ağladım, ikeadan kendine ev eşyası seçerken ben neden yanında değilim diye ağladım da ağladım. Açıkçası ben benimle sevgili olsam “başlarım sana da sulugözlülüğüne de” der tekmeyi basardım, cidden çok çekilmez olmuştum çünkü. Ama o demedi. Sabretti. İdare etti.

Sanırım ister aynı evde olsun isterse farklı ülkelerde farklı kıtalarda, bir ilişkiyi yürütebilmenin tek yolu iki tarafın da birbirini anlaması, birbirine vakit ayırması ve ilişkilerine saygı duymaları. Bizde böyle oldu en azından. Salakça gelebilir ama biz her Pazar skype karşısında aynı anda aynı filmi açarak birlikte film izledik, hala da izliyoruz. Haftada iki üç akşam görüntülü konuştuk, diğer günler de beş dakika da olsa birbirimizin sesini duymaya çaba sarf ettik. Fırsat yaratabildiğimiz zamanlarda da iki günlük bile olsa görüşmeye çalıştık.

Bu kısma bir parantez açmak istiyorum. Şahsen ben de eskiden “biletini erkenden alırsın kampanyalı ucuza uçar gidip gelirsin” diye ahkam keserdim. Ama maalesef başına gelince anlıyorsun ki öyle ucuza falan uçamıyorsun. Şahsen biz çift olarak Türk Hava Yollarının cirosunu son bir yılda iki katına çıkmasını sağlamışızdır. Kaç kez gelip gittik, insan bir keresinde bile ucuza uçamaz mı arkadaş! Şimdi sakın “aa siz becerememişsiniz” deyip beni dellendirmeyin. Evet ucuza bilet yok değil var ama Salı günü sabah ezanıyla gidip Perşembe günü öğlen uçağıyla dönersen var. Bu biletler bizim işimize yaramıyor ki. Salı günü ben Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçemiyorum, ne ülke değiştirmesi! Biz haftasonları gidip geldiğimizden sağolsun THY’de o tarihlerdeki biletleri normalin iki katı yaptığından bir yıldır kazandığımızı uçak biletlerine harcadık. Daha da harcayacak gibi görünüyoruz, THY çalışanlarının bu yıl da içi rahat olabilir, temettüleri bizden.

Öyle ya da böyle bir yıl geçti. Hem de geçmeyeceğinden o kadar emindim ki. Bu süre içinde onlarca kez görüştük belki ve her seferinde gerçekten her anından tat alarak, kıymetini bilerek, gereksiz kaprisler yaşamadan (tamam arada bir olmuş olabilir J) vakit geçirdik. Eğer orada görüşüyorsak yakın şehirleri yakın ülkeleri gezdik beraber, böylece bir sürü yeni yer keşfettik. Bu arada o orada kendine güzel bir hayat kurdu, ben de buradaki hayatıma devam ettim. Yani kıyamet de kopmadı. Kezzap bardakta kaldı anlayacağınız J

İşte bu saydıklarıma bakınca en sevdiğin Türk filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım’da dediği gibi “Sahi sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi Emekti…”


Not: Nazar değdiren olursa gözünü çıkarırım!

4 yorum:

  1. Uzak ilişkiyi yürütememiş biri olarak tebrik ediyorum sizi. Yönetebilirseniz çok lezzetli olur. Hep diri kalır ilişkiniz. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin diyorum, inşallah hep böyle gider.

      Sil
  2. Araya daha ayrılık girmeden o kadar yazıyı okuyup uykusuz kalmana üzüldüm açıkçası. Her ilişki kendine özeldir, bence diğer ilişkilere bakarak tahmin yürütmek yıpratıcı bir durum. Nitekim ilişkiniz güzel güzel ilerlemiş. Tebrik ediyorum. Umarım çok daha güzel günler görürsünüz beraberce.

    YanıtlaSil

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost