14 Ekim 2016 Cuma

Yazı Dizi'si #33 - NARCOS

Eminim duymayanınız kalmamıştır, son zamanların en çarpıcı ve damaklarda Breaking Bad tadı bırakan dizisi Narcos. 80li yıllara damgasını vuran, Kolombiya’ya ateşler salan, Amerika halkını kokaine alıştıran uyuşturucu baronu Pablo Escobar’ın hayatını anlatan, şu an iki sezonu yayınlanmış, iki sezon için daha anlaşma yapılmış Netflix dizisi.

Son bir aydır yemeden içmeden kendimi Escobar’ın hayatına vermiş durumdayım. Game of Thrones’un yokluğu, Dexter ve Breaking Bad’in sonsuzluğa gömülmesinin ardından en az onlar kadar vuran bir hikayeyle karşılaşmak sanırım beni hipnotize etti. Tamam dizinin Kolombiya’da geçmesi ve dilinin İspanyolca olması da biraz etki bıraktı üstümde kabul ediyorum ama yine de aptal aşiret dizileri, salak aşk hikayelerinden kusma noktasına geldiğimiz şu günlerde inanın size de ilaç gibi gelecektir, uyuşturucu gibi de gelebilir söz vermiyim :p

Kendisiyle henüz tanışmamış olanlar için müsaadenizle Pablo Escobar’ı anlatmak isterim. Kendisi 1949 yılında Kolombiya’da dünyaya gelmiş, çiftçi ailesinin yedi çocuğundan biri olarak dünyaya gelmiş. Önceleri ufak ufak hırsızlık yaparak giriş yaptığı suç dünyasına karaborsa mal satarak devam etmiş. Sonra bakmış, bu böyle olmayacak 70’li yılların başında uyuşturucu üretmeye ve kaçakçılığını yapmaya başlamış. Amerika’ya ilk kokaini Escobar satmış mesela, bunun için üretim tesisleri, nakliye yöntemleri kurmuş. Ordunun, devletin, bir sürü otoriteden biri sürü kilit adamı satın almış. 80’li yıllara gelindiğinde ise artık Kolombiya’nın ve dünyanın en büyük uyuşturucu karteli olan Medellin kartelinin başına oturmuş.


Escobar, kuzeni birlikte yürüttüğü uyuşturucu işinden o kadar büyük paralar kazanmış ki, Kolombiya’daki fakir ailelere yardım etmiş, onlara evler yapmış, yaşadıkları semtlere belediyecilik hizmetlerinin tümünü götürmüş. Böylece fakir halkın gönlünü kazanan Escobar (bu olaya aşinayız değil mi?) gaza gelip Mecliste parlemento üyesi olmak için Kolombiya Liberal Partisinden adaylığını koymuş. Böyle de bir pişkin yani kendileri. Ama aynı zamanlarda Amerika ve Kolombiya arasında imzalanan suçlu iadesi anlaşması işine gelmediği için bu kararı kalkmasını istemiş ve Kolombiya Yüksek Mahkemesine saldırarak bir sürü yargıç, avukat ve sivili öldürmüş ve kendisiyle ilgili mahkeme arşivlerinde tutulan tüm suç dosyalarını yakarak imha etmiştir. Kendisiyle ilgili tanıklık yapacak bir muhbiri taşıyan uçağa muhbirin konuşmasını engellemek için bomba yerleştirmiş ve havadayken uçağı patlatmış. Yüzden fazla sivilin ölümüne sebep olduktan sonra sivil halkın desteğini yitiren Escobar, Kolombi’ya hükümetiyle kendisinin ve kartelinin kapatılacak El Katedral diye bir cezaevi inşa edilmesi ve askerle polisin bu cezaevine müdahale etmemesi üzerine anlaşarak cezaevine girmiş. Ama orada da rahat duramayan ve birçok insanın ölümüne sebep olmaya devam eden Pablo’nun kaçak hayatı başlamış.


Daha da uzun anlatıp her şeyi söylemeyeyim ama şu kadarı bile bir suç makinesinin, bir uyuşturucu baronunun önü alınamaz yükselişini görmenize yeter durumda. Olaylar birebir gerçeklerden yola çıkarak yapıldığı için sıkılacağınızı düşünmüyorum. Ben kefilim. Zaten arada gerçek görüntüleri de göstererek dizinin biyografi özelliğini güçlendiriyor, sizi daha sonra olacaklar için heyecanlandırıyor.



Bir de Escobar’ı canlandıran Wagner Moura’ya değinmeden geçemeyeceğim. Adam bu kadar mı Escobar olur. Helal olsun. Tabii diğer bütün oyunculara. Vee Game of Thrones’un Oberyn Martell’i Narcos’un DEA ajanı Pena kalp ben <3

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost