22 Kasım 2016 Salı

Kartpostal Köyü Hallstatt

Uzun zamandır kah pinterestten kah instagramdan takip edip, gidelim gidelim diye sağın solun başını yediğim bir yerdi Hallstatt. Her mevsimde çekilmiş fotoğraflarının birbirinden güzel olduğu çok yer yoktur diye düşünüyorum. Tamam bir ben varım ama beni saymayın :p

Neyse yine kısa Münih ziyaretlerimden birine kısmet oldu görmek. Footprint de footprint diye birbirini yiyen iki insan olarak rota çıkarıldı, fayda/maliyet analizi yapılarak en mantıklı ulaşım yöntemi seçildi, yolluk niyetine börekler çikolatalar kolalar hazırlandı sabah erkenden kalkılıp yollara düşüldü.  

Yaptığım araştırmalar sonucunda Hallstatt’a en zahmetsiz gidiş yolunun araba kiralamak olduğunu keşfettim. Zira bizim gibi Almanya’dan ya da yakın başka bir ülkeden/şehirden geçiyorsanız treni ya da toplu taşımayı seçmeniz süre olarak da maliyet olarak da neredeyse aynı kapıya çıkıyor. Yani araba kullanmayı biliyorsanız ya da bilen biriyleyseniz yapın bir çılgınlık ve kiralayın bir araba.

Ben Münih’ten gidişe yönelik rotayı ve süreleri vereceğim, siz kendinize göre google mapsten hesaplayıverin artık. Münih – Hallstatt arası 2,5 saat sürüyor. Rota gayet keyifli ve tehlikesiz bir rota, dilerseniz bizim gibi yol üzerindeki Alman kenti Rosenheim’a uğrayıp bir saatlik kısa bir turla bir şehir daha gezmiş olursunuz. Biz sabah 11’de çıktık, 12’de Rosenheim’da mola verdik ve yaklaşık bir saat bu küçük Alman şehrini gezdik. Şu sıralar tüm Avrupa’da Noel hazırlığı var, ağaçlar süsleniyor, vitrinler cıvıl cıvıl ve meydanlara caddelere Christmaskindlmarktlar kurulmaya başlamış. Biz dolaşırken henüz açılmamışlardı ama genelde zaten Aralığın başında başlayıp Noel’e kadar açık kalıyor o küçük pazarcıklar.

Rosenheim

Rosenheim

Rosenheim çok küçük ama ona rağmen capcanlı bir şehir. Şahsen ben arabayı ilk park ettiğimizde “Walking Dead’i burada çekiyorlar heralde, ne kadar ölü bir şehir” diyerek ezikledim ama beş dakika sonra “ayyy gel şu mağazaya da bakalım, ay şurada fotoğrafımı çekseneee” diye cıvıldayıp duruyordum. Kamuoyu önünde senden özür diliyorum Rosenheim. Ve yüce gönüllü iki teyze, siz bu satırları okumazsınız, cayır cayır almanca konuşuyosunuz, yes demekten bihabersiniz ama olsun. Biriniz sivilce kremi alırken bize hiçbir Avrupalı satışçının davranmadığı kadar sıcak davrandınız, diğeriniz de park parası için eksik kalan 10 centi bize verdiniz. Allah sizi torunlarınıza bağışlasın.

Rosenheim
Neyse bu duygusal andan sonra gözyaşlarımızı kurulayıp Hallstatt’a yol almaya başladık. Navigasyon mu bizi o yollara soktu yoksa normalde de oralardan mı gidiliyor bilmiyorum ama bir ara tek şerit bile olmayan yarım şeritlik yollardan gittik. Hatta Amerikan filmlerine atıfta bulunup “İki sevgili haftasonunu geçirmek üzere küçük kasabaya doğru yola çıkarlar” şeklindeki sonu Kanal D’de gece 12’den sonra yayınlanmaya mahkum ucuz korku filmlerine bile benzettik halimizi (of bu cümle çok uzun oldu sanırım L). Neyse Hallstatt’a vardığımızda öğleden sonra üç olmuştu ve biz gün batmadan adam gibi bir iki instagram fotosu ıhhm şey yani adam gibi gezmeli görmeliydik.

Hallstatt
Hallstatt




Hallstatt


Şansımıza köye tepeden baktığımız o on dakikalık süreçte hava açıktı ve hakikaten hayranlık uyandıran manzaraya şaşkın şaşkın bakakaldık. Gölün kenarına indiğimizde ise sis çökmüştü ve maalesef gölde görüş mesafesi baya bir azalmıştı. O yüzden biz de yollara evlere hediyelik dükkanlara falan baka baka gezdik. Yeri gelmişken şunu söylemek isterim ki Hallstatt çok pahalı. Bir magnete 5 euro verdim ve gözümden bir damla yaş süzüldü. Altından mı yaptılar seni imansız!

Hallstatt

Hallstatt


Hallstatt

Teleferikle çıkılan ve içinde bir Amusement Park (anladığım kadarıyla roller coster tarzı bişe) barındıran Tuz Madenlerini ise gezemedik çünküüü 3’te kapanıyormuş. Tamamen saçmalık. Üçte millet yeni geliyor be, “no no its closed” diye beni tersleyen biletçi teyze sen de bir o kadar uyuzsun!

Biz gezemedik yani Salzmines’ı ama siz giderseniz mutlaka deneyin, baya eğlenceli diyorlar… Ha bir de Skywalk denen bir şey varmış ammavelakin o da bazı mevsimler bazı dönemler kapanıyormuş. Yani sizin anlayacağınız bir tek şehri gezdik sonra bindik arabamıza tırıs tırıs döndük.

Dönüş yolunda da St. Gilgen ve Mondsee’ye uğradık, ikisi de minnak kasaba ve içindeki insanların İngilizce diye bir dilin varlığından haberleri yok maalesef. “Can you take picture of us?” sorusunu sorduğumda “Nein nein, ich verstehe nicht” diye koşarak uzaklaşanlar gördüm. Çok ayıp…
Mondsee

Mondsee
St. Gilgen

1 yorum:

  1. Kiz ben burayi cok merak ettim. Bir dahakine Münih'te akrabalara gidince buraya da gideyim.

    YanıtlaSil

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost