7 Aralık 2016 Çarşamba

Kış Saatine Çakılı Kalmak


Üç dört ay önce saatlerin geri alınmayacağı haberini duyduğumda itiraf edeyim çok sevinmiştim. Zira yıllardır şikayet ettiğim şey akşam altıda işten çıktığımızda havanın zifir karanlık olmasıydı ve bu beni altı ay boyunca çok mutsuz ediyordu. Herkes saatlerini bir saat geri alırken bizim almamamızın finansal sistemlerde yaratacağı kargaşa (Bankacı olmama rağmen), Şampiyonlar Ligi maçlarını gecenin bir yarısı izleyebilecek olmamız falan bile coşkumu azaltamamıştı. Ha, üzüldüğüm bir şey vardı ki Almanya’da yaşayan Muro’yla aramızdaki saat farkı birden ikiye çıkmıştı ve bir yıldır hemen her akşam yaptığımız skypelar, facetimelar bu durumdan etkilenebilirdi. Eee benim yatma vaktim geldiğinde adam daha yeni avdan dönmüş (Bkz: Pokemon Go), yemeğini yemiş oluyordu. Dolayısıyla muhabbetimiz genelde benim uykum yüzünden kısa kesiliyordu. Ama olsundu, hava kararmayacaktı artık, biz de altı ay dişimizi sıkıverirdik canım!!

Ama gelin görün ki, aradan geçen üç ayın ardından karanlıktan bileklerimi kesme noktasına geldim. Ulan arkadaş zifir karanlıkta kalkıp işe gittiğimiz yetmiyormuş gibi bir de akşamları da karanlık oluyor, çünkü güneş tam da gözlerimin önünde 17:30 civarında batıyor. Ben ve mesaisi 18:00’da biten milyonlarca insan için hele de bir de üzerine eve gidiş süresi falan da eklenince eve girişimiz de gece karanlığında sokak lambaları altında oluyor. Hani aydınlıkta çıkacaktık ulan işten? Hani eve yazın olduğu gibi gün ışığında varacaktık? Artık gün ışığından daha fazla yararlanma, enerji tasarrufuna gerek yokmuşmuş! Nah gerek yok! Ulan ben bile –ki evde ışık sevmem, hele de geceleri tek yaşamama rağmen zifir karanlık yaparım evi- geceleri gece lambalarımı kapatmaz oldum, salon ışığını, banyodaki lambayı falan açık bırakıyorum ki sabah yedide uyandığımda kapıya çarpıp kaşımı yarmayayım. Sizi bilmem ama benim enerji tüketimim kesin ikiye katlanmıştır bu aptal karar yüzünden.

Sabahlar ilk alarmım 06:50’de çalıyor, ikincisi 07:00’de. Bu uygulama başlamadan önce genelde 06:50’de yataktan çıkmış olur, yedide çalan alarma kadar radyoda çalan üçüncü şarkıya eşlik ediyor olurdum. Şimdiyse 06:50’de alarm çalıyor, onu durdurup kalan 10 dkda böyle rüyalı müyalı bayaa derin bir uyku çekiyorum. Çünkü bünyem o karanlıkta uyanmayı reddediyor, olmuyor, kabullenemiyor biyolojik saatim gün doğmadan uyanmayı.

Ama napalım el mecbur çıkıyorum yataktan, zaten kış ve soğuk, doğalgazı gece kısan insan olarak ortam serin, güç bela yüzümü yıkıyorum, açılmamış gözlerime lens takıyorum, makyaj yapmaya çabalıyorum. Eskiden ne giyeceğime geceden karar verirdim, şimdiyse sabahları dolabın önüne oturup karar veriyorum ki aslında o arada karar verme ayağına iki dk daha uyuyorum, sonra da elime geçen en kalın kazak, en kalın çorap ve eteği giyip çıkıyorum.

Saat 07:20 ve abartmıyorum gerçekten karanlık ve buz gibi soğukta servis beklemeye gidiyorum. Sokakta bir ben bir de kediler oluyor. Ha bir de boyunca çocuklarını servise bindiren anneler. Eskiden (yani gün aydınlıkken) bu çocuklar kendileri bekliyordu servisi, artık ya anneleri ya da babaları da onlarla birlikte servis bekliyor, malum çocuk daha uyanamamış, servis geldi diye organ mafyasının minibüsüne binse ameliyattan sonra ayırdına varır maazallah.

Ya benim sokağımın başında bir kahvehane var, mahalledeki abilerin, amcaların 7/24 okey oynadığı ve gündem üzerine derin tartışmalar yaptığı bir cazibe merkezi. Yani ben öyle olduğunu sanırdım, çünkü gece eve ne kadar geç dönersem döneyim kahve hep açık olurdu, sabahları da işe giderken açılmış, çay demlenmiş, gazeteler gelmiş olurdu. Ama meğer kahvehane 7/24 açık değilmiş, artık onlar bile açmıyorlar dükkanı. Artık heralde gün ağarınca falan ilk çay demleniyordur.

Yaklaşık beş dakika servis bekliyorum ki beklediğim cadde Bakırköy’ün en işlek caddesi, hani öyle ıssız, kendini tedirgin hissedeceğin bir yer değil. Tüm otobüsler, minibüsler, arabalar oradan geçiyor. Ama artık servis bekleyene kadar hatim indiriyorum “Allahım nolur bugün de servise binebilmeyi nasip et” diye, hani serviste kaza yapıp ölsem tamam ama lütfen servise binebileyim, kimse beni kaçırmasın modundayım. Geçen gün önümde bir Doblo durdu, ben hemen başladım Kelime-i Şehadet getirmeye, dedim bu kadarmış ömrüm, onca şeye üzüldüğünle kaldın falan içimden kendime kızıyorum, adam yolcu camını indirdi “xx caddesi buraya uzak mı?” dedi, ben de “hayır bu cadde xx caddesi” dedim. Sonra “Cafe yy buraya yakın mı” dedi ben de “hemen şurası” dedim. Lanet olsun içimdeki yardımsevere, bilmiyorum de geç di mi? Salaklığım yüzünden bu hayattaki son sözlerim “hemen şurası” olacak, god damn it! Neyse adam teşekkürler dedi camı indirdi, ben derin bir oh çekiyordum ki, adam arabadan indi, elinde telefon biriyle konuşuyor, sağa sola bakınarak! Dedim sıçtık, ortağını arıyor, başıboş bir hatun bulduk, hemen alıp kötü yola postalayalım diye haber veriyor. Sonra adam telefonu kapattı, “siz burada otobis mi bekliyorsunuz? diye sordu (yanlış yazmadım, otobis dedi) ben de mal mal “hayır” dedim. Evet hala dünyanın en salak insanı olarak cevap vermeye devam ediyorum. “Hayır otobis bekliyorsanız durak burası değil de” dedi. Tabii ben hemen ‘lan bu adam az önce bana adres soruyordu, şimdi caddedeki durakların yerlerine ilişkin analiz kasıyor, kızım sen öldün, cenaze namazını da bari güneş doğunca öğle namazında kılsınlar’ diye düşünürken servis geldi. Allahım servisi gördüğüme o kadar sevindim ki, dediğim gibi servis beş metre ötede üç takla atsa umrumda olmaz o derece.

Her sabah bu gerginlik ve karanlıkta işe gitmek ve akşamında yine karanlıkta eve girmek, gün ışığını sadece işyerinde camın ardından görebilmek beni inanılmaz depresif yaptı. Bence sadece beni değil, benim gibi sabah erken kalkmak zorunda kalan herkesi kötü etkiledi bu uygulama. Ha mutlu olan tek kesim sabah namazını kalkanlardır sanırım, zira ezan sabah 07:20 gibi okunuyor. Mümin kardeşimiz namazını güzel güzel kılabilir, sonrasında da giyinip işine gidebilir. Güzel hoş! Ama ben neden kendimi sahura kalkmış gibi hissederek yaşamak zorundayım! Cidden bi gün su içip niyet edip geri uyuyacağım diye ciddi endişeliyim.

Gördüğünüz üzere bu uygulama kaldırılacağı zaman kafama taktığım tek endişe olan Muro’yla zaman farkımızın artması bile bu kadar kanıma dokunmuyor şu an. Çünkü onu bir şekilde ayarlıyoruz, eskisi gibi bir saat değil de yarım saat konuşuyoruz, kavuşmamıza az kaldı, dişimizi sıkalım diye sabrediyoruz ama vampir gibi yaşamaktan aşırı rahatsızım.

Her gün ekşisözlük’te bu uygulamaya sövenlerin başlığını okuyup, neyse en azından yalnız değilim, hemen herkes benim gibi hissediyor diye biraz umutlanıyorum. İki üç işgüzar sivrizekanın ortadoğuya yakınsayacağız diye, bir kısım mümin namazını vakitli kılsın diye, Cuma namaz vakti tam öğle arasına denk gelsin diye tüm düzenin içine sıçmasıyla bizim de başımız yandı.

Olayın ne kadar yanlış bir karar olduğunu, Bilal’e anlatır gibi bilimsel olarak anlatan şu yazıyı bi okuyun derim. Gerçi sen ben okusak ne olacak ki? Körler sağırlar birbirimizi ağırlıyoruz işte zifiri karanlıkta… 


hâlâ anlamamış olan gerizekalılar olduğu için bilâle anlatır gibi anlatıyoruz : bre cahil bre aptal !
kimse burda saatlerin 1 saat ileri -1 saat geri alınması yani yılda 2 kere ayrı ayrı yaz ve kış saati uygulamasının kaldırılmasını tar-tış-mı-yor ! yaz saati uygulaması dünyanın her yerinde dünyanın her ülkesi için yapay ( bak burayı altı çizilmiş büyük harfli ve kırmızı yazılmış hayal et) bir saattir. her yerin kendi saati yani yerel saati onun senin anlayacağın şekilde yazalım kış saatidir. sadece son asır içinde yazları saatleri bir saat ileri almak konusunda bi fikir çıkmış ki bu apayrı ve uzun bi konu ve konumuz bu değil. bu yaz saati uygulamasının verimli olmadığı yönünde batı da dahil bir çok iddia araştırma çalışma var, zaten bizim tartıştığımız konu o değil. bizim tartıştığımız konu ülkenin saatini (büyük harflerle oku) ait ol-ma-dı-ğı boylama (45 doğu boylamı) göre ayarlanması yani kalıcı yaz saatinde bırakılması ! yaz saati uygulamasından vazgeçilcekse bile bunun saatleri önce bir saat geri alıp ondan sonra başlanması gerekirdi. çünkü şuanki saatlerimizi ayarladığımız boylam türkiye cumhuriyeti topraklarından bile geçmiyor ! bizim olduğumuz boylamda olan kuzeyimizdeki ukrayna ve güneyimizdeki suriye bile bizden bir saat geride kaldılar şuanda. türkiye cumhuriyetinin saati 30 derece doğu boylamına göre yani izmit- kocaeli ilinin saatine göre yapılır.

yani hayatınızda bir kerecik olsun bari yalakalık ve yandaşlık yapmayın da en azından bir kerecik bilimsel bir gerçekliğe göre hareket edin. türkiye nüfusunun benim bildiğim kadarıyla 55 milyon kadarı batıda yaşıyor yani teknik ve bilimsel olarak gmt+2 de. ancak bu herifler zorla bizi ve bu kadar milyon insanı gmt+3 e göre yaşatmaya çalışıyor. açın nolur iki tane belgesel izleyin dünyadaki tüm ama tüm canlılar bitkisinden hayvanına kadar güneşe göre hareket ederler, biyolojik olarak böyle evrilmişlerdir. ve zaten insanın kurduğu sistem onu zorla sabahın köründe kaldırırken hiç olmazsa güneş yavaştan doğar ve aydınlık başlarken kalkıyorduk. şimdi ise resmen gece kalkıyoruz çünkü bi günlük zaman dilimi içindeki her güneşin olmadığı yani doğmadığı karanlık an teknik olarak gecedir. insanlar için gün ışığı akşam 5 den sonra değil asıl metabolizmasını harekete geçirmesi gereken ve biyolojik saatini geceden güne çevirmesi gereken sabah saatleridir. zaten türkiyenin yaşam şartlarında heralde ancak binde bir insan akşamüstü saatlerde sokaklarda laylaylom yapabilmektedir. insanların neredeyse tamamı artık neredeyse gün ışığını hiç görmeden yaşamaya başladılar, sabah karnalık gün içide hep ofiste yapay florasan ışığında çıkışta yine karanlık evde yapay ampul ışığında, bu çok da önemli değil gibi gelebilir zannedilebilir ama açın internetten araştırın bu insan sağlığı için ciddi ölçüde zararlı çünkü biz insanalr da tüm canlılar gibi biyolojik olarka da psikolojik olarka da güneş ışığına ölümcül derecede bağ-lı-yız. yani amma amarttınız yeeeaaa diye ağzını yaya yaya konuşan kişiler bu olayın orta ve uzun vadede ciddi sağlık problemlerine yol açağını anlayamıyorlar, devletler bu konuları tartışır ve karar alırlarken insan sağlığını en öne alıp karar alırlar ideolojilerini ve tutuculuklarını değil. eğer bu durum değişmezse milyonlarca insan emekli olana kadar yılın 6 ayı neredeyse tek bi saat doğru düzgün güneş göremeden yaşayacak. emekli olana kadar yılın her 6ayı hep ama hep karanlığa kalkacaksınız. 


anlamayan hödüklere gelsin : türkiyenin yerel saati gmt( greenwich mean time) + 2 dir. ve buna kış saati denir. yaz saati yapaydır (tüm ülkeler için ve son 70-80 yılda uydurulmuştur). yaz saati uygulaması dan vazgeçen bir ülkenin( ki bu yapılabilir , bunda bi sorun yok işin bu kısmı gerçekten sadece uzmanları ilgilendirir ) önce saatini geri alıp yani kış saatine (kendi ve gerçek saatine) geçip ondan sonra bu uygulamayı sonlandırması gerekir. eğer saatlerini 1 saat geri almadan sonlandırırsa işte o zaman mesele sadece uzmanları değil tüm vatandaşları herkesi ilgilendirir. kundaktaki bebeğe kadar ! çünkü biyolojine aykırı bir şeyi sana dayatmış oluyorlar.

2 yorum:

  1. Ben de alışamadım bu sisteme. Yarım saat yataktan çıkamıyorum. Böyle bir problemim yoktu önceden. Alarm çalınca kalkardım. Şimdi yataktan kazınıyorum. Vazgeçerler umarım ama hiç öyle bir halleri yok.

    YanıtlaSil
  2. Özellikle batıdaki illerde bu sorun oluyor. Doğuda ve iç anadoluda çok sıkıntı olmadı. Mesela ben kalktığımda da sabah ezanı vakti oluyor ama biz evden çıkmadan hava aydınlanmış akşamda aydınlıkta gelmiş oluyoruz. Sadece sabah çok erken okula giden çocuklar için sıkıntılı oldu.

    YanıtlaSil

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost