5 Aralık 2016 Pazartesi

Ve işte karşınızda Münih


Yüz kişinin yaşadığı bir kasabadan geçse dahi “Ay ben x yere gittim, bir güzel bir güzel” diye anlatan insan olarak ben fark ettim ki bugüne kadar bir Eskişehir’i yazmamışım bir de Münih’i… Biri has memleketim, diğeri de müstakbel memleketim olmasından mütevellit kendilerine haksızlık ettiğimi düşünerek buna bir son vermek istedim. O yüzden Christmasmarkt’ıyla zirveye oynayan Münih’le başlıyorum, malum aylardan Aralık, Avrupa cıvıl cıvıl, gideniniz olur işinize yarar.

Şimdi efendim Münih, Almanya’nın güneyinde kalan Bavyera eyaletinin başkenti, iki üniversiteye ve birçok expata ev sahipliği yapan bana kalırsa diğer Alman şehirlerine göre daha canlı ve (iklim olarak) daha sıcak bir şehir… Ayrıca coğrafi konumu sayesinde birçok Avrupa ülkesine kısa süren tren seyahatleriyle ulaşabileceğiniz bir yer. Yani Avusturya’ya, İsviçre’ye, Fransa’nın güneydoğusuna hatta biraz kasarsanız Belçika’ya falan bile gidip gezebilirsiniz. Son bir yılda Münih’e dört kez gittim, her gidişimde de Münih’le birlikte bir yeri daha görme fırsatım oldu. Berlin’i görme şansına henüz erişemedim ama hem seyahat için hem de yaşamak için (inşallah) üst sıralara yerleşir benim gözümde.


Bu kadar lafsi reklamın ardından yolunuz Münih’e düşerse nerelere gezebilirsiniz ona geçeyim di mi? Muro orada yaşadığı için otel tavsiyesi veremiyorum maalesef ama eğer Münih’e giderseniz şehrin neresinde kalırsanız kalın merkeze yani şehrin ev civcivli yerlerine ulaşımınız maksimum yirmi dakikanızı alır. Ulaşım ağı çok gelişmiş ve günün her saati (evet 7/24) bir yerden bir yere ulaşabilir durumdasınız. U-Bahn ve S-Bahn ağı zaten çok efso, onun haricinde tramvay ve otobüslerle de yer üstünde de gidemeyeceğiniz yok J

Münih’e İstanbul’dan çok sayıda uçak kalkıyor, Münih havaalanından şehir merkezine S1 ve S8 hatlarıyla kolaylıkla gidebilirsiniz. Havaalanında bulunan bilet makinelerinden 24 saat tüm ulaşım araçlarında geçerli biletinizi alabilirsiniz, makinelerdeki dil seçeneklerinde Türkçe de var o yüzden çok da cebelleşmiyorsunuz. Metrolarda bizdeki gibi turnike sistemi yok, o yüzden kartınızı okutmayı unutabilirsiniz ya da çakallık yapmaya çalışıp beleşe binerim yaee şeklinde gaza gelebilirsiniz ama yapmayın derim. Sıklıkla kontrol oluyor ve cezası da en son 60 €’ydu yanlış hatırlamıyorsam.



Münih’in en civcivli yerleri Marienplatz’la Karlsplatz arası. O yüzden metroyla ya da tramvayla Karlsplatz’da inip Marienplatz’a kadar yürürseniz şehrin kalbinin orada attığına şahit olursunuz. Bu rota boyunca bir sürü ünlü markanın mağazaları, apple store (kur bu kadar yüksekken ne kadar ilgilenirsiniz bilemiyorum ama J) küçük sokak marketleri ve süslü düzenli korunmuş binalar görebilirsiniz. Karlsplatz’a Aralık ayında buz pisti kuruluyor, etrafında da sıcak şarap, bira, patates, sosis gibi şeyler satan küçük standlar kuruluyor, uğramadan geçmeyin derim.


Marienplatz benim Münih’te en sevdiğim yer. Her seferinde kendine hayran bırakan, bir zamanlar katedral olan ama artık AVM (evet bildiğiniz AVM) olarak kullanılan Frauenkircshe Katedralinin görkemiyle büyüleneceksiniz, garanti veriyorum. Marienplatz’a Christmas zamanı Avrupa’daki en meşhur Christmaskindlemarkt’ı kuruluyor, cıvıl cıvıl ışıl ışıl ve daha bir çok ikileme sıfatı kullanabiliriz burası için.


Her Avrupa şehrinde olduğu gibi Münih’te de devasa büyüklükte bir şehir parkı var, EnglischerGarten. Ortasından akan Isaar Nehrinde sörf bile yapılıyor, sörfçüler ve gösterileri izlemeye değer gerçekten. Englischer Garten için New York’taki Central Park’tan bile büyük deniyor ama kesin bilgi değil yaymayalım. Ama gidip gördüğünüzde tecrübe edeceksiniz ki gez gez bitmeyen bir büyüklükte. Güneşe hasret Münihliler yazları burada güneşleniyor, nehre girip serinliyor, çimlerde yayılıp kitap okuyup gitar çalıyorlar falan, pek bi canlı hareketli oluyor. Ama benden size bir tavsiye, parkın bir kısmı NüBeach yani anadan üryan güneşlenmek serbest, hani giderseniz memişleri açık ablaları, pipileri sere serpe abileri görürseniz benim gibi “Töbe bismillah” diye sesli şaşırmayın.





Münih’in diğer bir büyük parkı da Olympia Park, tarihe Kara Eylül olarak geçen1972 Münih Olimpiyatlarına ev sahipliği yapan ve şimdilerde de geniş bir yeşil alanda rahatlayabileceğiniz bir park. İçinde minik bir göl ve 7 €’ya çıkabileceğiniz bir kule bulunuyor. Kuleden bütün Münih’i tepeden görme fırsatını yakalayabilirsiniz. Ha kuleye çıkmasanız olur mu? Kesinlikle olur…






Olympia Park’ın hemen yanında BMW Müzesi (BMW Welt) var, zaten Olympia Park durağında indiğinizde önce BMW Müzesinin olduğu alana çıkıyorsunuz. Arabalara merakınız olsun olmasın müzeyi gezin derim. Müzenin ücretsiz gezilen alanında eski/yeni birçok BMW modelini görüp içine binme fırsatını yakalayabilirsiniz, ayrıca biraz ücret ödeyerek (kaç paraydı hatırlamıyorum L) BMW fabrikasının içini de gezebiliyorsunuz.










Malum Almanya İkinci Dünya Savaşında pek bir zalimmiş, Hitler’in savaşı Münih’te başlattığı, o hepimizin aklımıza kazınan konuşmalarını Münih’te yaptığını biliyoruz. Savaş boyunca Almanya sınırları içerisinde yüzlercesi kurulan ve Yahudilere işkence edildiği iddia edilen Konsantrasyon kamplarından biri de Münih Dachau’da. Petershausen yönüne giden S2 nolu trenle Dachau istasyonunda inerseniz kampı gezebilirsiniz. Müze demek istemiyoruz zira insanlara yapılan işkencelerin izlerini taşıyan bu yere müze demek anlamsız. Zaten Almanlar da burayı hatalarını kabul ederek kendilerine ibret olsun diye hazırlamışlar. Kampta mahkumların yatakhaneleri, yemekhaneleri, banyoları ve maalesef gaz odalarını gezebiliyorsunuz. Giriş ücretsiz. Münih’te vaktiniz varsa ve tarihi olaylara meraklıysanız insanlığın en büyük suçlarından birine ev sahipliği yapan bu kampı ziyaret edebilirsiniz.






Münih’in biraz dışında Tutzing yönüne giden S6 nolu trenle ulaşabileceğiniz güzel de bir göl var. Almanca’da See göl demek, o yüzden haritaya falan baktığınızda Almanya ve civarı ülkelerde birçok “Bilmemne See” adında yer göreceksiniz, İngilizce kafası yaşayıp ‘ne denizi yaaee’ demeyin benim gibi. Neyse ne diyordum. Starnberger See çok güzel bir yer, göl kıyısında bulunan ve yazları beach club kışları da battaniyelere sarınıp içkilerin yudumlandığı mekanlar var. Yolunuz düşerse herhangi birinde oturup bir içki içip huzurun tadını çıkarın derim.




Münih denince belki de akla gelen ilk şeyi en sona bırakıyorum: Oktoberfest… Oktoberfest’i zaten uzun uzun burada anlatmıştım, o yüzden yeniden yazmayacağım ama güzelliği, eğlencesi pek anlatılmaz, yaşanır. Bence Münih’e bir seyahat planlıyorsanız Oktoberfest zamanına denk gelecek bir plan yapmalısınız. Bir taşla beş kuş falan birden vurabilirsiniz.

Çok fazla öğrenciye ve expata ev sahipliği yapan Münih’te aslına bakarsanız sürekli festivaller oluyor. Muro’dan ve takip ettiğim bloggerlardan duyduğum kadarıyla mesela şu an kış festivali  Tollwood var, baharda FrühlingFest yapılıyor, yine yılın bu zamanları Erotik Fuar falan oluyor (ben gitmedim ama geçen yıl giden sevgilimin anlattıklarından baya değişik ve güzel bir fuar olduğunu duydum J)

Sanırım Münih’le ilgili turist bakış açısıyla yazabileceğim şeyler bu kadar. İnşallah seneye oraya yerleşip turist kategorisinden çıkıp da yerli olarak tecrübe etmeye başladığımda sizi Münih’te ve Almanya’da yaşam hakkında bilgilendirmeye devam ederim diyorum.

4 yorum:

  1. Aa Almanya'ya mi tasinacaksin? Ne güzel..ben de Almanyadan Türkiye'ye geldim..Bir gün insallah Berlin'e de yolun düşer;)

    YanıtlaSil
  2. Müstakbel memleketinizi güzel anlatmışsınız:) Umarım gerçek memleketiniz olur.

    YanıtlaSil
  3. Güzel bir gezi paylaşımıydı. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. Bir Almanya'li olarak ilk önce Christmaskindle markti neymis kiz, Weihnachtsmarkt diyeceksin :D

    YanıtlaSil

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost