22 Mart 2016 Salı

Fırsatın olsa geçmişi değiştirir miydin?



Yeni bir diziye başladım hafta sonu, Stephen King'in romanından uyarlanan, 6 bölümlük mini dizi olarak çekilen ve başrolünde canım James Franco'nun oynadığı 11.22.63 

Ne garip isim demeyin, aslında AA/GG/YYYY şeklinde 22 Kasım 1963'ü yani John F. Kennedy suikastinin yapıldığı günü belirtiyor. Dizinin konusu kısaca şöyle: 2016 yılında yaşayan kahramanımız Jake Andersen'dan babasının arkadaşı Al bir gün 'ufak bir şey' rica ediyor, hayır dükkana iki üç gün göz kulak olmasını değil, geçmişe giderek Kennedy suikastını önlemesini. Bunu da Al'in lokantasındaki dolap içinde geçmişe açılan bir portal aracılığıyla yapmasını söylüyor. Al suikastla ilgili seneler boyunca yaptığı tüm araştırmayı Jake'e veriyor. Jake'in yapması gereken 21 Ekim 1960 yılına gidip orada üç yıl bir ay geçirip suikastı önleyip tekrar günümüze dönmek. Geçmişte üç yıl geçirecek olan Jake için günümüzde yani 2016 sadece 2 dakika geçmiş olacak. Kahramanımız zor da olsa ikna oluyor, geçmişe gidiyor ve macera başlıyor. 

Bir günde dört bölümünü izledim dizinin ve hala geçmişteyiz, Jake suikastı önlemek için harıl harıl çalışıyor. Ben de suikastı önleyebilecek mi ve eğer önlerse bu günümüzü nasıl değiştirecek merakla bekliyorum. Jake'in geçmişte yapacağı bir hamle bugünü nasıl etkileyecek? 

Düşünüyorum da böyle bir şey gerçek olsa, hani gençliğimizin filmi Kelebek Etkisi'nde olduğu gibi geçmişe dönüp bazı şeyleri değiştirebilme gücüm olsa bazı şeylere müdahale eder miydim? Çocukluğumda, gençliğimde, yetişkinliğimde yol ayrımı dediğim noktalarda aldığım kararların tam tersine dönüştürebilme gücüm olsa ne yapardım? O liseye gitmeye diretmesem, üniversite sınavına bir yıl daha hazırlansam, iş için pılımı pırtımı toplayıp İstanbul'a gelmesem, beni belki de bu hayatta gerçekten seven tek insan olan 'o kişiyi' terk etmesem, o gece fasıla gitmesem, o gün iş çıkışı Kanyon'a gitmesem ya da Trabzon'dan bir saat erken dönsem.... Neler değişirdi? Şu an nasıl bir hayatım olurdu? Kiminle ne yapıyor olurdum? Daha mutlu olur muydum ya da daha olgun? Daha az yaram olur muydu mesela ya da daha cesur atar mıydım adımlarımı? 

Bence asıl soru başımdan geçen onca şeye rağmen bugün fırsat verseler yukarıdakilerden birini değiştirmek ister miyim? 'O ana' gidip bambaşka bir karar alır mıyım? Yaşadığım her şey beni şu an olduğum insan yaptığına göre, şu olduğum kişiden vazgeçebilir miyim? 

Bu sorulara tam olarak bir yanıtım yok. Ama inanıyorum ki eninde sonunda neyi seçersek seçelim hayat bizi hep aynı noktaya getiriyor. Defalarca izlediğim 'Sliding Doors' filminde olduğu gibi birçok karar ya da tesadüfler zinciri neticesinde paralel hayatlara ayrılan yaşamımız yol boyunca yaşananlardan bağımsız olarak hep aynı sonuçla sonlanıyor. Yani yine o adama aşık oluyorsun, yine şehir değiştiriyorsun, yine terk ediliyorsun ama tüm kapılar tek bir yere açılıyor: Olman gereken kişiye...

Bilmiyoruz, geçmişte ne yapsaydık nasıl olurdu, neyi yapmasak neler değişirdi hiçbirimiz bilmiyoruz. Ama öyle ya da böyle yaşadıklarımızla olduğumuz kişiyi inşa ediyoruz. Her acıda, her mutlulukta, her kayıpta, her kazançta birer tuğla daha koyuyoruz yarattığımız benliğimize. Hiçbirimiz dışarıdan malzeme almıyoruz, harcını kendimiz karıyor, ustalığını kendimiz yapıyor, en ince ayrıntısına kadar biz karar veriyoruz. O yüzden olduğumuz kişiyi sevmeme lüksümüz yok bence. Bu hayatta sadece kendimizin oluşturduğu, özünde başka kimsenin müdahalesinin bulunmadığı karakterimizi, benliğimizi reddetmemiz, acımasızca eleştirmemiz çok saçma...

Kung Fu Panda serisini çok severim ben, 2012 yılında ikinci filmi evde izledikten sonra üçüncüsünün 2016 yılında vizyona gireceğini görüp 'dört yıl geçsin de bu sefer sinemada izleriz' dediğimi hatırlıyorum. Aradan dört geçti, pazar gecesi tek başıma üçüncü filmi izledim ve ikinci filmi izlerken sahip olduğum hayat tamamen değişmişti. Ne ben dört yıl önceki bendim artık ne de hayatımdaki diğer şeyler... Baktığınızda ömrümüzde kısa bir süre dört yıl ama kendimiz dahil olmak üzere her şeyi baştan aşağı değiştirebilecek kadar da uzun...

10 Mart 2016 Perşembe

Siz çocuk yaparken ben ne yapıyordum?

Sahi ne yapıyordum? Daha doğrusu ne yapıyorum? 

Son üç yıldır instagram ve facebook zaman tünelim yaşıtım, bir iki yaş büyüğüm/küçüğüm çoğu arkadaşımın söz hazırlığı/sözü, nişan hazırlığı/nişanı, düğün hazırlığı/düğünü, kocişkolarıyla keyifleri, hamile kalması/doğumu ve en nihayetinde dünyaya gelen çocukları ile dolup taşıyor. Yaradan üç yıl önce "Eyyy bekarlar! Evlendiniz evlendiniz, yoksa ebediyen bekar kalacaksınız" dedi de ben o ara yüksek sesli müzikli bir ortamda sarhoş olmakla meşgul olduğumdan duyamadım mı anlamıyorum ama gün geçtikçe fark ediyorum ki 84-87 arası doğanlar olarak bekar olanlarımızın nesli giderek tükeniyor.

Bunun iki açıdan kötü yanı var: Birincisi bir sevgilin yoksa bence artık kasma, muhtemelen kendi yaş grubunda birini bulamayacaksın. Zira üst paragraftaki şu an bebeğini emziren annelerin hepsi olası adayları kaptı. Sana ya 90'lılar diye tabir ettiğimiz şu an üniversiteden yeni mezun olan bebeler kaldı ya da işte ikinci evliliğini yapmak isteyen 35+ abilerimiz. Eğer durum böyleyse her ne kadar atalarımız "kendinden küçük erkekle evlenirsen zengin olursun" deseler de kanma, sen kariyerini sevgilinin üniversite harcını yatırmak için yapmadın. En iyisi 35+ abileri tercih et ki o en azından evini, arabasını almıştır, kredi ödemek yerine dünyayı gezersiniz. Neyse diğer kötü yanına gelirsek etrafınızdaki herkes üreme safhasına geçince giderek evde kalmış damgası yiyorsunuz. Aileniz yapmıyorsa o adı batasıca 'toplum' yapıyor, mahalle bas bas baskı yapıyor. Hele de devam eden düzenli bir ilişkiniz var ve henüz ufukta 'söz hazırlığı' evresine bile geçilmemişse yandın, arkandan 'bu çocuk bu kızı oyalıyor'dan tut da 'bu saatten sonra evlense de çocuk için çok geç, biyolojik saat diye bişe var sonuçta'ya kadar konuşuluyor da konuşuluyor. Hayır evlenmiyorum diye neden birden kısır oluyorum onu da anlamıyorum ama bence sen instagramda 'girls night out' diye paylaştığın fotolara işte o arkadan konuşanlar iki tık yapıp kalp kondurmuyor bilesin!

Sorumuza geri dönersek, etrafımdaki insanlar son üç yıldır mayoz bölünürken ben ne yapıyordum? Ah bu duyduklarınız bazılarını hiç memnun etmeyecek, bazılarını ise 'aman uğraştığı şeylere bak, aleynasu kızım ama aç ağzını, ay ay tabletin üzerine döktün ama mamayı napıcaz' dedirtecek. Her ikisi için de üzgünüm :)

Son üç yılın bir buçuk yılında zumba yaptım, kuduruklar gibi dans ettim, kilo vermek için gittiğim yerde beş kilo aldım ama her anında çok eğlendim. Şahane iki dost edindim, onlarla dolu dolu zaman geçirdim. Her doğumgününü, her yılbaşını, her işçi ya da sabotaj bayramını konsept partilerle kutladım. Kah tekne kiraladık 80'lerin Madonnası oldum, kah süpergirl olup dünyayı kurtardım. Kız kıza tatillere çıktım ve asla unutmayacağım anıları kazıdım hafızama. Sabahlara kadar içtim, dans ettim, üç dört saat uyuyup ertesi gün yine kendimi plajlara attım. Yurtdışına gittim, dört ülkede on farklı şehir gördüm, yepyeni tatlar denedim, bir sürü fotoğraf çektim. 250'ye yakın kitap okudum, binlerce satırın altını çizdim, bir sürü yazı yazdım. Onlarca film, yüzlerce bölüm dizi izledim. Dizi kahramanlarına aşık oldum, onlarla üzüldüm, olanlara sinirlendim. Rihanna, Enrique Iglesias konserlerine gidip sesim kısılana kadar şarkı söyledim. Roma'da ve İspanya'da statta maç izledim. İki yeni dil öğrendim, o diller sayesinde çok güzel insanlar tanıdım. Haftada üç gün spor yaptım, daha sağlıklı beslendim, aldığım kiloları geri verdim. Bir dost kazandım, bir dost kaybettim. Kariyer yaptım, yükseldim. Aşık oldum, çok mutlu oldum, bazen üzüldüm, onunla eğlendim, gezdim, onu çok sevdim. Sonra onu uzaklara gönderdim, skypela yaşamayı, ucuz uçak bileti kovalamayı, uzun vize almanın yollarını dert edindim. 

Siz çocuk yaparken işte ben bunlarla uğraşıyordum! Ve hala hiç bir şey yaşamamışım gibi hissediyorum biliyor musunuz? Şu an bu yazdıklarımı yaşarken aslında başka bir sürü şeyi yapmayı kaçırıyormuşum gibi geliyor. Bir yandan hayatımı yaşarken bir yandan da hayatı kaçırıyormuş gibi hissediyorum.

Geçenlerde 9-6 plaza hayatına veda edip pilot olan ve şu an dünyanın her yerine uçarak ve yaptığı check-inlerle paylaştığı fotoğraflarla beni orta yerimden çatlatan bir arkadaşımla bu konuyu konuşuyorduk. Onun, benim ve bence birçok kişinin yaşadığı bu durum aslında bilimsel olarak bir fobi imiş: Koinophobia - Sıradan bir hayat yaşıyor olma korkusu... Tam olarak bundan korkuyorum sanırım, yukarıda yazdıklarım bana çok sıradan geliyor. Oysa yapılacak çok şey, görülecek çok yer, okunacak çok kitap, izlenecek çok film, biriktirilecek bir sürü anı var! 

Bir yandan ben de sevdiğim insanla bir 'yuva' kurmak istiyorum, tamam mama yedirmek için çok erken ama söz/nişan/düğün üçlemesi az biraz kıpırdatıyor içimi. Ama diğer yandan evlenince kocişko based bir hayat sürmek, kız kıza ya da bekar olmanın verdiği rahatlıkla yapılan aktivitelere veda etmek falan ufff hayır, hazırmışım gibi gelmiyor! (Ama tabii buradan yanlış mesaj vermeyelim şimdi, olası 'teklife' her zaman açığız :D)

Ah be hayat, üzerine hiçbir şey yazmıyormuşum gibi hissettiğim ama geri dönüp baktığımda aslında sayfalarca şeyle doldurduğum defterin acaba bundan sonra nelere gebe... Neler yazıcam, neler silicem oraya! Gittikçe nesli tükenen bekar çağdaşlarım gitgide evli-mutlu-çocuklu olarak timelineımı süslerken ben neler paylaşıcam? Kaçırdığımı düşündüğüm hayatı nerede yakalıcam acaba?