30 Ağustos 2016 Salı

İtalya'da Yaz Tatili - Cenova & Milano

Tatilimizin piyangodan çıkan ve en olaylı kısmına hoş geldiniz. En başından söyliyim de motivasyonunuz artsın, bu İtalya serimize ait sondan bir öneki yazı... Sizi daha fazla bıktırmayacağım. Şimdi Cenova ve Milano'yı anlatıp en yazımda Pisa'yla İtalya'ya ve size veda edip yeni rotamı planlama adımına geçiyorum canımslar...

Daha önce söylediğim gibi Cinque Terre tatilimiz için gidiş dönüş biletlerimizi Cenova üzerinden almıştık. Dönüş biletimiz 16 Temmuz 13:20 idi ve 15 Temmuz gecesi otel odasında valizlerimizi toplarken ülkede darbe girişimi oldu. Saatler boyunca bir elimizde telefonlarımız diğer elimizde bilgisayar ülkede neler olup bitiyor diye izleyip sevdiklerimizden haber almaya çalıştık. İşin kötüsü havaalanı kapatılmıştı ve yaklaşık 8 saat sonra uçağımız kalkmalıydı.

Kalkmadı... Kalkamadı... Cenova havaalanına gittiğimizde bizimle birlikte bir uçak dolusu Türk Hava Yolları yolcusunun Türk Hava Yolları ofisine doluştuğu ve uçağın ancak iki gün sonra kalkacağını öğrendik. Sağolsun törkiş airlayns bize ve diğer yolculara havaalanı otelinde iki gün konaklama sağladı ve maalesef ne geldiyse başımıza o otelde geldi...








Evet olanlar yukarıda anlattıklarımla sınırlı değildi. Cenova'da mahsur kaldığımız iki günden birinde Milano'ya gidelim dedik, öncesinde de hava alanında uçak biletlerimizle ilgili son işlemleri yapmamız gerekiyordu. Otelden çıkıp hava alanına gittik, orada Cenova oradan da trenle Milano... Milano'da bir günde gezilebilecek yerleri (ki Duomo Katedrali ve yanındaki über lüks mağazalarla dolu yer dışında pek de görülecek bir şey yok bence) gezdik, çok güzel bir mekanda birer içki içtik, sonra daaaa geri dönüş yoluna geçtik. Ancak geri dönüş yolunda fark ettik ki benimkinin pasaportu kayıp... Oteldedir ya en son masadaydı deyip kendimizi rahatlattık, sonra otele döndük ve nah oteldeydi... Saatlerce her yerde aradık. Cenova'daki tren istasyonunu, uğradığımız eczaneyi, havaalanını, otelin koridorlarını, odadaki yatakların altını, her yeri yani... Yoktu. Ve benim sevdiceğim yurtdışında yaşadığı ve çalıştığı için pasaportunun kaybolması demek çalışma ve oturma izninin de kaybolması demekti. Sıçmıştık!!! 






Bundan sonraki yine yeni yeniden kamu spotu tadında bir yazıdır ki geçen de söylediğim gibi "Allahım senin benimle zorun ne ki ele güne bu tarz bilgilendirme yazıları yazdırmak için benim üzerimde garip deneyle uyguluyorsun, warum? why? por que?"

Yurtdışında pasaportunuz kaybolursa/çalınırsa en yakın polis karakolundan kayıp başvurusu yapın, aldığınız belge çok önemli, bulunduğunuz ülkeden o kağıt sayesinde çıkacaksınız çünkü. Eğer bulunduğunuz şehirde Türk Konsolosluğu varsa oraya gidip geçici pasaport alınabiliyormuş ancak maalesef İtalya'da bize en yakın konsolosluk Milano'daydı ve biz Milano'da fink fink gezerken pasaportun kayıp olduğundan habersizdik :( Google, blog, ekşisözlük üzerinde yaptığımız araştırmalara göre pasaportun ve vizelerin fotoğraflarını ve fotokopileri yanında tutmak lazımmış. Ama onları da asıl çantanızda değil de (olur da asıl çantanız çalınırsa diye) başka bir yerde saklamalıymışsınız. Bulunduğunuz ülkeden çıkarken polisten aldığınız belge, uçak biletiniz ve geçerli bir kimlik belgesi göstermeniz gerekiyor ve o geçerli kimlik belgesi mümkünse nüfus kağıdınız olsun zira onlar ehliyeti kimlikten saymayabiliyorlar, ikna etmek için cüzdandaki tüm kartları çıkarıp olduğunuz kişi olduğunuzu kanıtlamaya çalışmak cidden stresli...

Özetle biz İtalya'dan güç bela çıktık, darbe girişiminin iki gün sonrası AHL ana baba günüyken güç bela ülkeye giriş yapabildik. Ancak o zamandan beri benimki çalıştığı yere geri dönemedi. Türkiye'de mahsur durumda. 

Artık kötü niyetli insanların gözü nasıl kaldıysa tatilde paylaştığım fotoğraflarda, hemen nazar değdirdiler, son iki günde başımıza gelmeyen kalmadı. Kenafirler, fesatlar... 

21 Ağustos 2016 Pazar

İtalya'da Yaz Tatili - Porto Venere & Portofino

Bu hayatta kendime koyduğum üç hedef var: Birincisi kitap yazmak, ikincisi Aykut Kocaman'la tanışmak ve üçüncüsü footprint yarışında hatırı sayılır bir rakama erişebilmek... Şimdi böyle üçünü ardı ardına yazıp okuyunca üçü de birbirinden zor göründü gözüme ya neyse...

Bilmeyeniniz kaldı mı bizim footprint yarışımızı? Kaldıysa kısaca özetliyorum ki benim hayat ve seyahat partnerim sevgilim yaşının karesinin üç katının beş eksiği kadar yani 58376362 adet kıta-ülke-eyalet-şehir-köy-kasaba-mezra falan görmüş ve bu gerçekten onun için gurur duyulası bir rakam olsa da benim için gayet sinir bozucu. Hayır yani ben de bu yaşıma kadar binlerce kitap okumuşumdur ve bunu hiçbir zaman gözüne sokmuyorum (TABİİ Kİ SOKUYORUM) Sadece şerefli bir yarışmacı olarak geriden gelip geçebilir miyim hesabı yapıyorum (TABİİ Kİ GEÇEMEYECEĞİM) Hostes olmak için de yaş sınırı varmış diye duydum, gitgide moralim bozuluyor. 

İlk iki paragrafı saçmalamama ayırdığıma göre asıl konuya gelebilirim bence. Şimdi canımslar yurtdışına gidince yirmi dört saatin her anını 'yeni yerler görmeliyim, oturmam hata, buraya yakın neresi var, trenle nerelere gidilebilir, allahım gezmeliyim, yeni yerler, oturma oturma, kalk, yürü' psikopatlığıyla geçiren bir çift olarak tabii ki İtalya'daki yaz tatilinde de güneş kremi sürüp güneşlenmedik. Sabah ezanıyla uyanıp yakında gidilebilecek yerlere gidip, sonrasında güneşin tadını çıkardık. La Spezia'nın birçok yere gidilebilecek bir ulaşım noktasında olduğundan bahsetmiştim. Bundan yararlanarak bir sabahımızı Portofino'ya bir günümüzü de Porto Venere'ye ayırdık. Açıkçası anlatacak pek de bir şey yok bu iki kasabada. 

Porto Venere renkli evler, güzel plajlar, tarihi kale ve sağda solda fütursuzca güneşlenen gençleriyle özetlenebilecek bir kasaba. Gezilecek kısmı taş çatlasın iki saat. Sonrasında bir başka yere geçebilir ya da özel plajlardan birine giderek denize girebilirsiniz. Biz sabah La Spezia'dan Porto Venere'ye giden belediye otobüsüne bindik (Bilet = 5 €/each), yaklaşık 40 dk sonra Porto Venere'de indik, bir saat kadar dolaştık sonra da plajlardan birinde denize girip güneşlendik. Bu kadar. Pek fazla bişe beklemeyin yani :)

























Portofino'ya gelince... Orası Porto Venere'den de küçük, lüks yatları, efsane pahalı restoranları, kokoş kadınları, polo yakalı tişörtlü göbekli tekne sahibi amcaları, şirin manzarasıyla özetlenir, gezmesi gerçekten bir saatinizi almaz. La Spezia'dan Cenova yönüne giden trene binip Santa Margarita istasyonunda iniyorsunuz, istasyonun önünden kalkan otobüse binip Portofino'nun merkezine ulaşıyorsunuz. Sonrasında oraya ulaşmanız için harcadığınız bir saatin yarısı kadar bir zamanda Portofino'yu gezip 'Eee şimdi napıcaz' diye sorarken buluyorsunuz. Portofino'da limanın yanında bir kale varmış, dedik bari oraya çıkalım, çık çık çık tırman tırman tırman, sıcakta imanımız gevredi, kapıya ulaştık, meğer kapalıymış. Tırıs tırıs geri indik. Sonra dedik ki bari Portofino'da denize girelim, check in yaparız, havamız olsun. Plajların birine gittik. Plaja girmemizle çıkmamız 2 dk sürmedi. İki kişi tüm gün sadece giriş ücreti 100 €'ydu... Evet 100!!! Biz tüm tatil boyunca plaja o kadar para vermedik hacı, sadece bir gün avuç içi kadar plajına bu parayı vericem üstüne yeme içme dersen maaşı bırakıp çıkıcam. Oldu canım!! Tabii ki girmedik. Efendi efendi Santa Margarita'ya dönelim dedik ama baktık salak plaja bakalım derken otobüsü kaçırmışız, sonraki otobüsü beklersek de treni kaçırcaz. Ve hayatımızda ilk kez otostop çektik. Evet böbreğimiz çalınabilirdi, evet tecavüz edilip öldürülebilirdik, evet kolumuzu kesip dilendirebilirlerdi, evet Rus mafyasına satıp escort kız  yapabilirlerdi ama hiçbiri olmadı tontiş bir amca durdu, biraz pis olsa da bizi arabasına aldı. Şili'liymiş, ingilizce bilmiyordu ama kendisiyle İspanyolca anlaşabildik, sağolsun bizi tren istasyonunun önüne kadar bıraktı. Tontiş amca teşekkürler. Onun sayesinde trene yetiştik, gittik 16 € verip misler gibi Monterosso'da denizimize girdik. Portofino'ymuş... Para tuzağı canım. Açıkçası 'we couldn't find love in Portofino' Love is in Cinque Terre tamam mı kapitalist beachler :)






13 Ağustos 2016 Cumartesi

İtalya'da Yaz Tatili - Cinque Terre

Geç kalınan bir yazıyla nihayet karşınızdayım canımslar. Malum ülkemizin gündemi baya bir karışıktı, kalkışmaydı, nöbetti, tanktı, tüfekti derken oturup da “Ben de Cinque Terre’de öyle bir tatil yaptım ki” yazısı yazsam duyar kasan klavye bekçilerinin hedefi olurdum diye bekleyeyim dedim. Ama yani bu da can. Hem nöbet bitmiş iki gün önce, bence artık topa tutmazsınız beni. Ayrıca itiraf edin siz de merak ediyorsunuz :)

Hayatımda ilk kez yurt dışında deniz tatili yaptım, hatırlarsanız İspanya’ya gidişimi altı ay anlatmış bir görmemiş olarak İtalya’da deniz tatili hikayelerimi bir yıla yaymayı bir borç biliyorum :) Şimdi efendim, sevdiceğim yurt dışında yaşamaya başlayınca gitgeller sıkıntı olmasın diye bir yıllık schengen vizesini almayı başaran ben hop oraya hop buraya rahat rahat gidiyorum çok şükür. Yaz tatilinde de Türkiye’deki fırsatçı işletmelere para vermek yerine sakin sakin tatil yapalım istediğimizden İtalya’ya Cinque Terre bölgesine gitmeye karar verdik. Tabii biz “tüm alternatifleri değerlendirerek en optimum seçeneği seçmeliyiz” tarzı iki insan olarak bu seçenekte karar verene kadar Amalfi’sinden, Budva’sına, Dubrovnik’inden Cote de Azur’una kadar bir dolu alternatif inceleyip fayda/maliyet analizi yaptık. İki ay süren bu kararsızlığın ardından Cenova biletlerimizi aldık da rahat ettik.

Evet İtalya’da “Beş Köy, Beş Toprak” anlamına gelen ve şahane güzel olan Cinque Terre’ye gitmek için ya Pisa’ya ya da Cenova’ya uçuyorsunuz. İkisinin de Cinque Terre’ye olan mesafesi yaklaşık bir buçuk saat. Normalde 6 gece 7 gün olarak planladığımız ama darbe girişimi nedeniyle 8 gece 9 güne dönen tatilimizin 6 gecesinde La Spezia’da 2 gecesinde de mecburi olarak Cenova’da konakladık ve Cinque Terre, Portovenere, Portofino, Pisa, Cenova ve Milano’yu gezdik. Yani baya iyi gezdik :) Bu yazımı göz bebeğimiz Cinque Terre’ye ayırıyorum, diğerlerini başka yazılarda inşallah, nasılsa bir yıllık taahhüt aldım sizden :)

La Spezia'yı Cinque Terre köylerinin bağlı olduğu belediye gibi düşünebilirsiniz. Şehirlerarası trenler La Spezia’ya geliyor, Regional adı verilen ve köyleri gezen trenler de yine La Spezia istasyonundan kalkıyor. Biz başka yerleri de gezmek istediğimiz ve La Spezia’daki oteller köylerdeki otellere göre daha ucuz olduğu için La Spezia’da konaklamayı seçtik. Ama her gün denize gitmek için tren istasyonuna yürümek, tren beklemek, Monterosso’ya gitmek ve akşam bunların tam tersini yapmak bir saatimizi yemiştir. O yüzden deniz tatiline gidiyorsanız direkt Monterosso’da konaklayabilirsiniz.

La Spezia’da Affitacamare Lullaby isimli hostelde kaldık, booking’den bulmuştuk, kahvaltı ve özel banyosu olan nadir seçeneklerdendi. Tren istasyonuna biraz uzak olmasına rağmen La Spezia’nın merkezinde olması, temiz olması ve sahibi Carlo’nun dünyanın en yardımsever insanı olması sebebiyle tavsiye ederim.

La Spezia’dan trene bindiğinizde sırasıyla Riomaggiore, Manarola, Corniglia, Vernezza ve Monterosso köylerinden geçiyorsunuz. Üç günlük CinqueTerre Card alarak bu trene üç gün boyunca sınırsız binebilirsiniz, ücreti 42 €’du, ayrıca tek gidiş bilet almak isterseniz o da 4 € idi. Benim tavsiyem kesinlikle CinqueTerre Card alın (ALMADILAR), trenlere biletsiz binmek konusunda çok hassaslar, siz de lütfen bu hassasiyete duyarlı olun (ALTI GÜNLÜK TATİLİ SADECE DÖRT ADET TEK GİDİŞLİK BİLETLE TAMAMLADILAR) biz çok şükür karşılaşmadık ama bilet kontrolü yapılıyor dikkatli olun (BİR KEZ CEZA YEDİLER)

Canım çekti sondan başlayarak anlatmak istiyorum köyleri. Monterosso denize girebileceğiniz halk ve özel plajların bulunduğu başka da pek bir şeyin bulunmadığı köyümüz. Halk plajı kerbela gibi olduğundan bir özel plajlara gittik, işletmeden işletmeye fiyat değişse de bir tam gün iki şezlong, şemsiye 20 €’ydu. Ülkemizde Bodrum’da Çeşme’de kişibaşı 150-200 TL verilen ‘beachlere’ göre fiyat baya uygundu. Denizi de güzel olduğundan deniz-kum-güneş üçlüsünün tadını fazlasıyla çıkardık. Monterosso ile ilgili bir de yemek tavsiyesi vereyim: Sevgili Vedat Milorcuğumun önerisiymiş, biz de gittik denedik, sevdik. Ristorante Belvedere akşam yemeği yemek için güzel bir restoran. Deniz ürünlü makarnasını ve ev yapımı şarabını mutlaka deneyin. Şarap harikaydı.










Diğer bir köyümüz Vernezza… Manzaranın (yani instagram fotolarının :)) en güzel olduğu köy burası. Renkli renkli evleri çekmek için güzel açılar yakalayabiliyorsunuz. Köy küçük, tamamını gezmek (ki gezmenize gerek yok) bir saatinizi alır, bizim gibi tren istasyonundan denize çıkan sokağı yürüyüp delice foto çekmek de yarım saatinizi :) Vernezza’ya akşam yemeği zamanı giderseniz Trattoria Da Sandro’da yiyebilirsiniz, öğle vakti giderseniz de Gelateria Vernazza'da dondurma yiyin mutlaka…




Corniglia ortadaki köy, trenden indikten sonra poponuzdan ter akıtan ama manzarası müthiş 360 basamağı çıkarak köyün merkezine ulaşıyorsunuz. Corniglia dar sokaklarıyla ve küçük küçük renkli dükkanlarıyla gezmesi en keyifli köy. Açıkçası en uzun zaman geçirdiğimiz köy Corniglia’ydı, hem fotoğraf için hem de keşfetmek için bir sürü yeri var. Köyün merkezinde Cafe Matteo’da soluklanabilir ve şahane bir mojito içebilirsiniz. Yanında getirdikleri ikramlar ve zeytinler de şahane. Tavsiye ederim.








Gelelim Manarola’ya… Manarola ikinci güzel manzaraya sahip ve Cinque Terre diye Google görsellerde arattığınızda karşınıza çıkan fotoğrafların %60’ına kaynak sağlayan köyümüz :) Yamaç boyunca yaptıkları yürüyüş parkuru sayesinde köyü cepheden fotoğraflayabiliyorsunuz. Seyir keyfi çok güzel bir köy, gezmesi en fazla yarım saatinizi alır, kalan zamanınızı günü batırarak, fotoğraf çekerek ve köyün renkli evlerine hayran hayran bakarak geçirebilirsiniz. Ayrıca Manarola’da tüm gezginlerinin ve gurmelerin önerdiği, iki gün önceden rezervasyon yaptırmazsanız sezonda yer bulamayacağınız ve hayatınızın en güzel balığını yiyeceğiniz Trattoria Del Billy’de akşam yemeği yiyin. Biz Carlo’dan rica ettik, kendisi iki gün önce restoranı aradı, rezervasyon yaptırdı, hamili kart yakinimdir bile dedi. Biz de böylece bu güzel restoranda çok güzel bir akşam yemeği yemiş olduk.









Gelelim son köye… Riomaggiore… Burası da oldukça küçük ama diğer köylere nispeten özellikle akşamları oldukça hareketli bir köy. Sahil kısmında yerleşik manzarasına paha biçilemeyecek bir sürü restoranı var, buraya da erken saatte rezervasyon yaptırırsanız dışarıda sokak şarkıcılarının müziği eşliğinde güneşi batırabilirsiniz. Biz dışarıda yer bulamasak da Ristorante Dau Cila’da güzel bir akşam yemeği yedik, Carlo’nun söylediğine göre Riomaggiore’nin en iyi restoranıymış kendisi. Bir de normalde diğer köylerde pek rastlamadığımız güzel bir bar var burada, ismi Bar'o'netto. Kokteylleri ve yol üzerindeki köyün meydanıyla içiçe mekanıyla çok keyifli bir yer, uğrayabilirsiniz.







Cinque Terre köyleri arasında yürüyerek de yani trekking yaparak da gezilebiliyormuş önceleri, hatta Monterosso ile Vernezza arasındaki yol Aşıklar Yolu diye geçiyormuş, söylenene göre çok eskilerden iki köydeki aşıklar bu yolda buluşur bir de kilitler asarlarmış aşklarını ölümsüzleştirmek için. Ama yoğun yağış alan bölgedeki bazı köylerdeki trekking yolları heyelan tehlikesiyle kapatılmış. Meraklısı değilseniz binin trene gezin zaten :)

Pisa, Cenova, Portovenere ve Portofino’yu sonraki yazılarımda anlatıcam ama söylemeden geçemeyeceğim gerçekten hayatımın en güzel yaz tatillerinden biriydi (HER TATİLİ İÇİN BUNU SÖYLEDİ :)) Uçağımıza saatler kala iki gün İtalya’da mahsur kalsak da, sevgilimin pasaportu çalınıp başımıza bi ton iş gelse de iyi ki gitmişiz. (Umarım kendisi de böyle düşünüyordur)

Cinque Terre’nin En’leri

Gezmesi en keyifli köy – Corniglia
Manzarası en güzel köy – Manarola & Vernezza
Denizi en güzel köy – Monterosso
En güzel akşam yemeği – Trattoria del Billy (Manarola)
En güzel balık – Trattoria del Billy
En güzel şarap – Ristorante Belvedere (Monterosso)
En güzel mojito – Cafe Matteo  (Corniglia)
En güzel dondurma – Gelateria Vernezza (Vernezza)