23 Ocak 2017 Pazartesi

Haftasonu Kaçamağı - Yalova

Şanslı bir kesim için haftasonu kaçamağı demek Milano'ya, Belgrad'a, Prag'a gitmek, birçoğunuz için Kaş'a, Bozcaada'ya hadi bilemedin Büyükada'ya gitmek iken #kahvekaramelşeker üçlüsünün haftasonu kaçamağı için adresi Yalova'ydı. Evet bu bir dramdır ve ben bu dramın ortaya çıkışını, gerçekleşmesini ve sonuçlarını anlatmak istiyorum sizlere.

2014 yılında haftasonu bir yerlere gidip kafa dağıtmak isteyen #kahvekaramelseker araştırmaya önce Bozcaada'dan başlamışlardı. Cumartesi günü yola çıkıp Bozcaada'ya varacaklar, şarap içerken yel değirmenlerini seyredecekler, adanın muhteşem reçelleriyle kahvaltı yapacaklardı. Ama araştırmalarını derinleştirince fark ettiler ki Bozcaada'ya cumartesi gidip pazar dönmek çok yorucu olacaktı. Bozcaada'ya cuma gününe gelen bir resmi tatil zamanı gitmeye karar verip Avşa Adasına çevirdiler rotalarını. Avşa Adası yakındı, tam haftasonu gezisi içindi ama adaya cumartesi gidip pazar akşam dönen birer adet sefer vardı. Bu üç bahtsız bedevi ola ki feribotu kaçırırlarsa öylece ortada kalabilirlerdi. Büyükada'ya üçü de daha önce gitmişti, Bursa'ya da... Kahramanlarımız bir süre düşünüp tam haftasonu tatilinden vazgeçecekleri anda #kahve'den "Hadi Yalova'ya gidelim" teklifi geldi. Orada teyzesinin evi vardı, konaklama da bedavaya gelirdi. Feribotla bir saatte gidebilecekleri üstelik konaklamaya para vermeyecekleri bir lokasyon. Karar verilmişti, haftasonu için kaçamak rotası belirlenmişti YALOVA...

Bu bir dramdır dedim, diyeceksiniz ki 'abartıyorsun! Biz de Yalova'ya yazın gidiyoruz Çınarcık'ta Armutlu'da yazlığımız var, kışın da hep termal kaplıcalardayız' Kabul! Yerden göğe haklısınız, benim bu saydıklarınızı gezmenize hiçbir lafım yok. Bizim kahramanlarımızın hikayesinin dram olmasının sebebi onların Yalova merkezi gezmeye gidiyor olmalarıydı. Evet, dünya üzerinde Yalova merkezini turist olarak ziyaret eden yegane insanlar tam olarak #kahvekaramelşeker'di.
Yenikapı'dan kalkan İdo deniz otobüsüne binip 1 saat 15 dklık yolculuktan sonra Yalova İdo İskelesinde inen kahramanlarımız ayaklarının tozuyla hemen bir selfie çektiler (Hayır mağaradan çıkmamışlardı, İstanbul'da yaşayan Avrupa görmüş kızlardı bunlar) ama yine de Yalova gibi turizmin kalbinin attığı yere ayak basar basmaz bu anı ölümsüzleştirdiler.


Sonra önce yürüyerek #kahve'nin teyzesinin evine gittiler, Yalova'nın en işlek ve en merkezi caddesi olan Fatih caddesini de böylece görmüş oldular ve hatta DP parfümcüsünden 5 TL'ye parfüm bile aldılar. Eve yaklaşınca acıktıklarını hatırlayıp yakındaki bakkal/market karışımı dükkandan kahvaltılık aldılar. Bir dram da burada yaşandı. Dolapta kalıp bozulmasın diye (yoksa parasızlıktan falan değil :)) gramla peynir, taneyle zeytin, 200 mllik süt, üç adet yumurta aldılar. Boğazlarına da pek düşkün oldukları için omleti tereyağlı yapalım dediler. Bakkal amcaya bir yemek kaşığı kadar tereyağı sarmasını istediler. Amca tabii ki kızlara acıyarak (öğrenci ve parasızlar diye düşündü muhtemelen) tereyağı da benden olsun dedi ve 50 gr tereyağını bedavaya verdi.


Eve varıp kahvaltılarını yapan kızlar, artık Yalova merkezi keşfetmeye hazırdı. Onları büyük bir macera ve yoğun bir gün bekliyordu. Yani onlar öyle sanıyordu. Ama 17 Ağustos Parkını, Yalova Marina'yı, Yürüyen Köşk'ü, Cumartesi Pazarını, sahil kenarını ve Fatih caddesini gezdikten sonra Yalova merkez bitmişti.


Hazır lafı açılmışken Yürüyen Köşk'ten bahsetmek isterim. Yürüyen Köşk Atatürk'ün ziyaretlerinden birinde bahçesindeki çınar ağacını beğenerek satın aldığı arsaya 1929 yılında yapılmış. 1930'da Atamızın köşke yaptığı ziyaret sırasında köşk çalışanları bahçedeki çınar ağacının dallarının köşkün çatısına zarar verdiğini söyleyip çınarın köşke uzanan dallarını kesmek istemiş. Atatürk ise çok sevdiği bu ağacın dallarını kesmek yerine, köşkün ağaçtan uzaklaştırılarak kaydırılmasını söylemiş. Bu görev, Yalova'nın bağlı olduğu İstanbul Belediyesi’nden Fen işleri Müdürü Yusuf Ziya Erdem'e verilmiş. Erdem, başmühendis Ali Galip Alnar ve teknik elemanlarla Yalova’ya gelerek çalışmalara başlamış. Çalışmalara temel kazarak başlayan ekip temel seviyesine inmiş ve İstanbul’dan getirilen tramvay rayları, binanın temeline yerleştirilmiş. Uzun uğraşlar sonunda bina, temelin altına sokulan raylar üzerine oturtulmuş. 8 Ağustos 1930 günü öğleden sonra başlayan yürütme çalışmalarını Mustafa Kemal, Makbule Atadan, Vali Vekili Muhittin Üstündağ, Emanet Fen Müdürü Yusuf Ziya Erdem, İstanbul’dan gelen mühendisler ve gazeteciler izlemiş. Köşkün yürütülme işlemi iki aşamada yapılmış. 8 Ağustos günü, öncelikle yapının teras bölümü, geri kalan iki gün içinde de, ana binanın raylar üzerinde yürütülmesi işlemi tamamlanmış ve bina, 5 metre kadar doğuya kaydırılmış. Böylelikle köşk yıkılmaktan, çınar ağacı kesilmekten kurtulmuş, ayrıca köşk o günden sonra Yürüyen Köşk olarak anılmaya başlanmış. (Kaynak)


Kahramanlarımız böyle güzel bir hikayenin eseri olan Yürüyen Köşk'ü çok sevmişti. Yalova'ya sırf burası için bile gelinir diyerek kendilerini gururlu hissettiler.

Akşam marinadaki mekanlarda takılmayacak kadar yaşlı oldukları için evde Survivor izlemeyi tercih eden kızlar, bir yandan da pazardan aldıkları erikleri çilekleri midye ve çiköfteyi yediler. Evet biraz midesizlerdi.


Ertesi gün erkenden uyanıp biraz Samanlı Köyü'ndeki güzel kahvaltı mekanlarından biri olan Petula'ya gittiler. Krallara layık bir pazar kahvaltısı yaptıktan sonra Yalova'ya gelmişken Termal'i gezmezsek olmaz diyerek Yalova Termal'e gitmeye karar verdiler. Google Haritalar üzerinden Petula'dan Termal'e gidiş rotası çıkardıklarında yürüyerek 40 dk çıkınca dediler ki biz bu yolu yürürüz, hava da güzel, temiz hava ala ala gideriz, dolmuşa ne gerek var. Tabii kahramanlarımızın hesaba katmadığı şeyler de vardı: Birincisi bu yol neredeyse şehirlerarası yollar kadar ıssız ve dağ yolu gibi engebeliydi. Google haritalardan 45 dk süre çıksa da üç genç kızın (!) yürümesi için hiç de uygun bir güzergah değildi. 


Ama tabii ki inadı inat olan ve dolmuşa para vermeyi reddeden kahramanlarımız aşağıda gördüğünüz rotayı tam iki saatte yürüdüler. Yolda susamalarına, yorulmalarına, kediye, köpeğe, tavuğa, horoza, sayısız köye, en az beş tane termal minibüsüne denk gelmelerine rağmen yürüdüler. Hatta ufak bir yol üzeri parkında aracını park etmiş bir amca (hemen aklınıza kötü şey gelmesin) kahramanlarımıza "Valla kızlar size helal olsun, bilmemne köyünden geçerken gördüm sizi yürüyordunuz, buraya geldim arabayı park ettim bayadır duruyorum, siz hala yürüyorsunuz" diyerek takdirle karışık 'kafayı mı yediniz' temalı övgülerini iletti. Ama her şeye rağmen yılmayan kızlar iki saatlik yürüyüşün ardından Termal'e vardılar. 


Yalova Termal Kaplıcaları içerisinde bulunan Aşıklar Yolu, Aşıklar Çeşmesi, Aşıklar Merdiveni, Atatürk Köşkü, Ata Parkı, Göz Suyu, Üç Azizeler'i görüp yorgunluktan ölmelerine ramak kala dolmuşa binerek (evet paraya kıydılar) Yalova merkeze geri döndüler. İstanbul'a giden deniz otobüsüne bindiklerinde hepsi yorgun, ama az para harcamış olmanın verdiği iç huzurla ne kadar güzel bir haftasonu geçirdiklerini konuşuyorlardı.


Şimdi ne haldeler:
#kahve - Sık sık Yalova'ya giderek teyzesini ziyaret ediyor, Yalova merkezden Termal'e yürüyüş turları düzenliyor.
#karamel - Ucuza seyahat edebilmenin yollarını epeyce araştırdıktan sonra en iyisinin seyahat etmemek olduğuna karar verdi. Evlendi. Kocası ile birlikte para biriktiriyor.
#şeker - Avrupa'yı gezmeyi kafasına koydu, ama euronun durdurulamaz artışı sebebiyle kaçak yollardan Almanya'ya göç etmeye karar verdi. En son Suriyeli sığınmacılarla birlikte Münih'e giden bir tırın kasasına binerken görüldü. O günden beri kendisinden haber alınamıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost