19 Ocak 2017 Perşembe

İçinden Nehir Geçen Avrupa Kentleri

Sınırlı Avrupa ülkesi deneyimime dayanarak (ve yaklaşık iki ay daha yeni bir yere gidemeyeceğim için) bu sıralar özet yazılar yazmaya verdim kendimi. Keşke her ay bir şehir bir ülke görebilsem de en azından buraya yazacak malzemem çıksa ama maalesef sistem buna izin vermiyor, Türkiye’de yaşayan beyaz yakalı köleler olarak kısıtlı iznimizle ve biriktirdiğimiz üç beş euroyla senede bir ya da iki ülke seyahat edersek kendimizi şanslı sayıyoruz. Yazıklar olsun bu sisteme L

Sistem eleştirimin ardından gelelim bugünkü yazımın temasına. Düşündüm taşındım bugün ortasından nehir geçen Avrupa kentlerini yazayım dedim. %95’u gidip gördüğüm şehirlerden oluşan %5’i ise henüz gitmenin nasip olmadığı şehirlerden oluşan bu liste ne zaman ne işinize yarar açıkçası bilmiyorum. Kenarda dursun, belki coğrafya dersleri için Google araması yapan çoluğun çocuğun karşısına çıkar da kamuya bir faydası olur kimbilir…


Nehir, kanal, su, köprü deyince tabii ki akla gelen ilk şehir Amsterdam. Birden fazla kanalla çevrili şehir merkezi, bu kanalların etrafına yapılmış kibrit kutusu evleri ve fotoğraf çekmeye doyamayacağınız köprüleri ile Amsterdam suyun büyü kattığı en güzel şehirlerden biri. Amsterdam, Amstel nehri kıyısına kurulmuş hatta adını da Amstel Nehri Kıyısındaki Su Bendi Amstelredamme’ın zaman içinde evrilmesinden almış. Şehrin eski bölümü iç içe geçmiş ay biçimindeki kanallardan oluşuyor ve bu kanalların iki yakasındaki tarihî evlerin bir bölümü bugün ev, geri kalanı ise, kamu ya da özel işyeri olarak kullanılıyormuş.

Amstel Nehri, Amsterdam

Venedik/İtalya
Orda bir şehir var uzakta, gidip görmedim maalesef ama işte gidip fotoğrafını koyan yazısını yazanlardan Allah razı olsun ki biliyoruz burası da birbirinden kanallarla ayrılmış ve köprülerle bağlanan 118 ada üzerine kurulmuş bir şehirmiş. Venediği Venedik yapan nehirlerin adı da Po ve Piave imiş. Yaklaşık 4 km uzunluğunda, 30 ile 70 m genişliğinde, derinliği 5 metreye varan Venedik'teki en büyük kanalın adı Grand Canale imiş (cidden çok yaratıcı bir isim J) Kanal S şeklinde aktığı için "volta die Canal" olarak isimlendirilirmiş ve Grand Kanal'a yaklaşık 45 adet diğer küçük kanallar bağlanıyormuş. Miş’li geçmiş zaman anlatımım ve meydan laurousse bilgilerim için kusuruma bakmayın. Bir gün gidersem daha güzelini yazarım inşallah.

Venedik (Fotoğraf tabii ki alıntı :( )

Rönesans’ın, zarafetin ve gizemin şehri Floransa, Arno Nehri çevresine kurulmuş ve büyülü mimarisinin de etkisiyle Da Vinci, Michelangelo, Dante Aligherie gibi sanatçıları yetiştirmiş ev sahipliği yapmış. Avrupa’da en çok etkilendiğim ve gitmekten hiç bıkmayacağım bir yer burası. Normalde bilirsiniz müze gezmeyi sevmem ama Floransa’daki Galleria Del Academia’yı ya da Uffizi Galerisini gezmeye doyabileceğimi sanmıyorum. Ve Ponte Vecchio… Arno Nehri üzerinde bulunan köprülerden en güzeli olan Ponte Vecchio Floransa’nın II. Dünya Savaşı’ndan sağlam çıkan tek köprüsüymüş. Rivayete göre şehre saldıran kuvvetlerin komutanı Ponte Vecchio’yu görünce ‘buraya zarar vermeden yıkın diğer her yeri’ demiş. Neyse ki azıcık da olsa sanat sevgisi varmış heralde.

Arno Nehri, Floransa

Meeeeşhuuur Pisa Kulesine ev sahipliği yapan ve Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan Pisa şehrinin de ortasından Arno nehri geçiyor. Zaten maşallah sulak yerlerde tezgah açmış bu Avrupalılar. Akan suyu görünce etrafına dikivermişler evleri (içimdeki emekli albay konuştu J) Neyse herhalde Pisa Kulesini düzeltmeye çalışacağınız o klişe pozu vermek için ömrünüzde bir kez Pisa’ya gideceksiniz, o zaman … Nehrini ve etrafındaki güzel evleri de görüverin bi zahmet…

Arno Nehri, Pisa

Prag deyince benim aklıma hep Ortaçağ döneminde kabarık etekli elbiseler giymiş beli korseli kibar kadınların dolaştığı sokaklar geliyor nedense. O kadar ‘eski’ kalmayı, yozlaşmamayı başarabilmiş bir şehir burası. Prag şehri Vltala Nehrinin etrafına kurulmuş ve diğer tüm nehir geçen şehirler gibi burada da bir sürü köprü var. Bunlardan en meşhur olanı Charles Köprüsü. Floransa’nın Ponte Vecchio’su neyse Prag’da da Charles Köprüsü o. Prag II. Dünya Savaşında barındırdığı Yahudi nüfusü yüzünden Hitler tarafından işgal edilmiş ve birçok Yahudi ya Almanya’ya sürgün edilmiş ya da öldürülmüş L 1945’te Almanların teslimine kadar birçok bombardımana maruz kalan şehirde neyseki tarihi yapılar çok fazla zarar görmemiş. Ama tabii birçok insan yaralanmış ya da hayatını kaybetmiş. Bu arada şimdilerde okuduğum Franz Kafka’nın Sevgili Milena’ya Mektuplar kitabı da Prag’da geçiyor (Kafka Prag’da yaşıyormuş ve Milena’ya mektuplarını Prag’dan yazıyormuş. O yüzden kitapta Prag ve orada yaşayan Yahudilerle ilgili bilgi bulmak mümkün)

Vltala Nehri, Prag

Radikal bir geçişle haydi akdeniz semalarına sıcak ülkelere gidelim. İspanya’nın şövalye şehri Toledo’nun üç tarafı Tajo Nehriyle çevrili engebeli bir burnun üzerine kurulmuş durumda. Engebeli bir arazi üzerine kurulmuş olmasından mütevellit pek yürüyerek gezilemiyor, özellikle katedral bölgesi ve çevresini gezebilmek için City Bus gibi bir ulaşım aracıyla tepeye çıkmanız daha mantıklı. Yokuşun inişi her zaman daha kolaydır mantalitesiyle inişte yürüyüp nehir üzerindeki Alcantara Köprüsü’nü ve San Servando Şatosunu görebilirsiniz.

Tajo Nehri, Toledo

Belgrad’da bir değil iki nehrin yani Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği platoda kurulmuş bir şehir. Kalemegdan’ı, Knez Mihaylova’sı, Tesla Müzesi, Beton Hala Bölgesi, Aziz Sava ve St. Mark Kiliseleri ve gece hayatıyla Belgrad hem yakın hem de vizesiz gidebileceğiniz güzel bir şehir.

Tuna ve Sava Nehirleri, Belgrad

Ren Nehri etrafına kurulmuş hem tarih hem de diplomasi kokan bir şehir Strazburg. Bir yanda Petit France bölgesi, Notre Dame Katedrali, Kleber Meydanı, Kammerzell Evi diğer yanda da Avrupa Parlamentosu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile çift yüzlü bu şehirde Ren etrafında gezerken gerçekten huzur buluyorsunuz.

Ren Nehri, Strazburg

Paris/Fransa
Paris de gidip görmediğim (açıkçası pek çok insanın aksine gidip görmeye can atmadığım) şehirlerden biri. Ha gitmeyecek miyim? Tabii ki gideceğim ve binlerce fotoğraf çekip instagramdan paylaşacağım J Ama acelesi yok. Eiffel’i Louvre Müzesini, Notre Dame Katedralini gezip, Şanzelize’de bir tur atıp dönerim bi haftasonu kısmetse. Neyse tabii gitmesek de gidip görenlerin paylaşımlarını takip ediyorum ve Paris’in de nehirli şehir olduğunu biliyorum. Seine nehri üzerine Paris havzasının üzerine kurulmuş bu şehir sanırım modanın ve lüksün başkentidir hepimizin gözünde.

Seine Nehri, Paris (Bu da alıntı :( )

1191 yılında ava çıkan kral halkına der ki “ey halkım burada oturuyoruz ama bi adı sanı yok, yerimiz yurdumuz belli değil, nüfus kağıdığımızda mahalle/il/ilçe alanları bomboş duruyor, ben düşündüm taşındım bu avda ilk avladığım hayvanın adını yaşadığımızın bu yerin adı olmasına karar verdim” Ava çıkan kralın ilk avladığı hayvan ayı olunca şehrin adı da ayının Almancası ‘bar’dan ‘bern’ olmuş. Yok popomdan uydurmadım. Bern’in ismi buradan geliyormuş ve şehrin sembolü de ayı zaten J İsviçre’nin en güzel şehirlerinden biri olan Bern de Aare nehrinin etrafına kurulmuş. Avrupa’da da ne nehirler varmış arkadaş…


Ren Nehri, Bern

Neredeyse nefes almanın bile parayla olduğu ateş pahası şehir Zürih’e nehir yetmemiş olacak ki bir de göl almış çevresine. Zürih gölüyle Limmat nehrinin kesişim noktasında bulunan Zürih Eski Şehir, Zürih’in bütün turistik yerlerini içinde barındırıyor.

Limmat Nehri, Zürih


Strazbourg gibi Basel de Ren nehrinin etrafına kurulmuş bir şehir. Burası da çok pahalı ve açık söylemem gerekirse gezilecek pek de bir yeri yok. Dislike L

Salzach nehrinin kenarında yer alan bu kent, adını buranın ilk sakinlerinin hayatını kazandıkları zengin tuz çökeltilerinin almış. Mozart’ın doğup büyüyüp yaşadığı şehir olan Salzburg’da her yerde her nesnede Mozart’a rastlıyorsunuz. Mirabell Sarayı bahçesinde gezip, Salzburg Kalesinden Salzburg’u tepeden seyredebilirsiniz. Biz pintilikten yapmadık ama nehrin üzerindeki köprüye kilit asıp aşkınızın sonsuza dek sürmesi için dilek dileyebilirsiniz.

Salzach Nehri, Salzburg

Biliyorum birçoğunuza Almanya deyince ‘isterse ortasından altın suyu geçsin soğuk memleket’ diye burun kıvırıyorsunuz. Kıvırmayın. Zira ben bundan üç yıl önce ilk yurtdışı tecrübemi Frankfurt’la yaşadım. Main nehrinin kenarında yürüyüp Römer meydanında gezerken ‘ay aman iyi güzel de yani cansız tatsız tuzsuz yerler’ dedim, iş teklif ettiler ‘ne işim var Almanya’da’ dedim reddettim, sanırım her zaman olduğu gibi yine büyük konuşmuş olacağım ki iki ay sonra Almanya’ya taşınıyorum. Konudan saptık pardon. Neyse Frankfurt da fuar şehri olmasının yanı sıra tam bir ‘bizinıss’ yeri…Yolunuz düşerse görürsünüz. Almanya candır can J

Main Nehri, Frankfurt

İki ay sonra yaşamaya başlayacağım yeni ‘home sweet home’ J Bavyera eyaletinin başkenti Münih Oktoberfest’in ev sahibi, iki üniversitesi, ortasından Isaar nehrinin geçtiği Englishergarten’ı, Olympiapark’ı, BMW Müzesi ve aşık olduğum Marienplatz’ı (ve Frauenkirsche) ile capcanlı bir şehir. Henüz Berlin’i görme fırsatım olmadı ama nedense görsem de yine Münih’i daha çok severmişim gibi geliyor (evet torpil geçiyorum J)


Isaar Nehri, Münih

1 yorum:

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on"
Robert Frost